Milliyetçilik ve Dîvânü Lügati’t-Türk


Millî duygu ile millî şuur çok defa karıştırılmaktadır. Yabancı ülkelerden biriyle yaptığımız bir maçta millî takım galip gelirse seviniriz, hatta coşarız; yenilirsek üzülürüz; bu millî duygudur. Habur’dan PKK işaretleri ve zafer çığlıklarıyla girenleri görünce öfkeleniriz; bu da millî duygudur. Millî şuur ise bilgi ve kültür gerektirir. Milletin tarih boyunca yaşadığı macerayı, yenilgileri ve zaferleri, milletin hayatına yön veren şahsiyet ve eserleri, başka milletlerle olan iyi ve kötü ilişkileri en azından ana çizgileriyle bilmek millî şuur için şarttır. Millî şuur sahibi fertlerden oluşan bir toplum yöneticilerini de bilinçli olarak seçer; ülkenin başına gelebilecek olan tehlikeleri önceden sezer; tedbirlerini alır, gerekli planları yapar; böylece muhtemel tehlikeleri daha baştan önlemiş olur. Sadece millî duyguyla hareket eden toplumlar ancak esaret zincirleri ayaklarına vurulduğu zaman harekete geçerler. O zaman da ya çok geç olur; ya da büyük zayiat vererek esaretten kurtulurlar. Son seçimler dâhil, ülkedeki bütün olayları bu açıdan düşünürsek içinde bulunduğumuz durumu daha iyi anlarız.

Milliyetçilik de ancak millî şuurla mümkündür. Bu sebeple kendisini milliyetçi veya ülkücü olarak niteleyen herkesin tarihimizi, edebiyatımızı, millî şahsiyet, eser ve değerlerimizi bilmesi gerekir. Bunu düşünerek yazılarımda bu konulara da yer veriyorum.

Aklınıza şöyle bir soru gelmesini isterdim: Çocuklarımız evlenirken onlara, şöyle babadan oğula yadigâr olarak geçmesini tavsiye edebileceğimiz hangi eserleri armağan edelim? Sizlere, 48 yıldan beri Türkoloji ile uğraşan biri olarak, hiç düşünmeden üç eser adı verirdim: Orhun abideleri, Dede Korkut Kitabı, Dîvânü Lügati’t-Türk.

Dîvânü Lügati’t-Türk’ün o kadar çok macerası var ki! Hangi birini anlatayım? Önce eserin ne olduğu hakkında birkaç cümle. Türkçenin ilk sözlüğü. Hem de 11. yüzyılda yazılmış ansiklopedik bir sözlük. O zamanki Türk dünyası, Türklerin boyları, efsaneleri, âdetleri, yemekleri, oyunları hakkında inanılmaz bilgiler sunan dev bir eser. Mesela o dönemde Türklerin ayakla top oynadıklarını, ütü kullandıklarını, ticari ortaklıklar kurduklarını, gençleri sporla yetiştirdiklerini, sevgililerine şiirler yazdıklarını bu eserden öğreniyoruz. Eseri yazan büyük bilgin Kâşgarlı Mahmut, Türk adının Allah tarafından verildiğini ve bunun Türkler için bir üstünlük olduğunu da gururla kaydediyor. Peygamberimizden de şu hadisi naklediyor:  “Türklerin dilini öğreniniz; çünkü onların çok uzun sürecek saltanatları olacaktır.”  Araplara  “işinizin iyi gitmesini istiyorsanız, düşman oklarından korunmak istiyorsanız, Türk dilini öğrenmelisiniz”  diyerek yıllarca eziyet çekiyor ve Türkçeden Arapçaya bu büyük sözlüğü yazarak 1077 yılında Abbasi halifesine sunuyor.

Eser yalnız bizim değil bütün dünyanın önemli kültür miraslarından biri sayılıyor. Unesko, 2008 yılını Kâşgarlı Mahmut yılı ilan etti ve birçok faaliyet yaptı. Dîvânü Lügati’t-Türk’ün hangi dil ve lehçelere çevrilip yayımlandığını yazarsam dünyanın ona verdiği önemi daha iyi anlarız: Almanca, İngilizce, Çince, Rusça, Farsça; Türkiye, Azerbaycan, Özbek, Uygur ve Kazak Türkçeleri. Fransa, Polonya, Macaristan, Japonya gibi ülkelerde de eser üzerinde çok önemli araştırma ve incelemeler yapılmış.

Dîvânü Lügati’t-Türk, Meşrutiyet yıllarına kadar bilim dünyası için meçhuldü. 17. yüzyılda Kâtib Çelebi’nin yazdığı bir bibliyografik kaynakta eserden birkaç satırla bahsediliyordu ama eserin kendisi ortada yoktu. Daha doğrusu birilerinin elinde vardı ama bundan kimsenin haberi yoktu. 1910’lu yıllarda Ali Emirî Efendi kitabı bir sahafta buldu ve satın aldı. Kitabın bulunuşu, yayımlanışı çok uzun ve meraklı bir macera. Onu da başka bir yazıda anlatayım. Burada şu kadarını söyleyeyim. İlk yayın Sadrazam Talat Paşanın talimatıyla gerçekleştirilir. Eserin Türkiye Türkçesine çevrilip yayımlanması ise Cumhuriyet devrinde Atatürk’ün talimatıyla olur. Eseri bulup Türk ve dünya kültür hazinesine kazandıran bilgin ve kitap dostu Ali Emirî Efendi de,  onu sadrazamla buluşturup eserin yayımlanmasına vesile olan Ziya Gökalp da Diyarbakırlıdır. Bu gerçekleri bilen Türk milliyetçilerinin Diyarbakır’dan vazgeçmesi mümkün mü? İşte bu bilgi ve kültür millî şuuru, millî şuur da milliyetçiliği doğurur. Bilmem anlatabildim mi?

Ahmet B. ERCİLASUN – Yeniçağ Gazetesi
—————————————————————————
Dün kaybettiğimiz, basınımızın değerli kalemlerinden Behiç Kılıç kardeşime Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı diliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: