Kazakistan’da Türkoloji Kongreleri ve Ortak Dil Meselesi


13-21 Mayıs 2011 tarihlerinde Kazakistan’da 3 Türkoloji Kongresine katıldım. Mayıs ayında Kazakistan’a yaptığım bu ziyarette ayrıca 16 Mayıs tarihinde Almatı’daki El-Farabi Kazak Devlet Üniversitesinde Sovyet dönemindeki ünlü Kazak Tarihçisi Ermukhan Bekmakhanov Okumalarına ve 25-27 Mayıs tarihinde Astana’da Dünya Kazakları Kurultayına da katıldım. Yani 12 – 29 Mayıs arasındaki yaklaşık iki haftadan fazla bir zaman süren seyahat çok yoğun ve verimli geçti. 17 gün gibi kısa bir zaman diliminde 5 uluslararası toplantının peşpeşe sırayla gelmiş olması benim için büyük bir şans oldu. Böylece çok kısa zamanda bu önemli toplantılara katılma imkanı oldu.

Toplantılarda görüş alışverişi, kitap-makale alışverişi yaptık, tanıdıklarla buluştuk, yeni dostlar edindik. Bazı bilimsel gezilere de katıldık. Bir de mekan Türklerin atayurdu Kazakistan, benim için ayrıca da babayurdu olunca gezinin manevi boyutları daha da büyük oldu.

İlk durağımız 13-15 Mayıs tarihlerinde Türkistan şehrinde gerçekleşen ve Ahmet Yesevi Uluslararası Türk – Kazak Üniversitesi (resmi ismi Türkiye Türkçesinde böyle yazılıyor – belki burada Türkiye’nin önceliğini göstermek için Türk’ü başa almışlar – ama Kazak – Türk üniversitesi olarak Kazak Türkçesinde olduğu gibi yazılsa daha doğal bir isim olabilirdi).

Türkiye’den yaklaşık 30 kadar bilim adamı önce Istanbul’dan uçakla Almatı’ya, oradan yine uçakla Çimkent’e ve oradan otobüsle Türkistan şehrine vardık. Hep bilim adamları bir arada olunca güzel bir seyahat oldu. Bu seyahat boyunca Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Osman Horata da bizimle birlikteydi. Kendileri her bilim adamıyla tek tek ilgilenerek mütevazi kişiliğini her fırsatta ortaya koydu.

Kongrede yaklaşık 120 bilim adamı tebliğ sundu. Genel oturumda daha önceki yazımda belirttiğim gibi günümüzün Dede Korkut’u Prof. Dr. Rahmankul Berdibayev Türk Dünyasında ortak dil olarak Türkiye Türkçesinin kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. Bu konudaki fikirlerimi ben zaten bir sonraki Almatı’daki Türkoloji Kongresinde bildiri olarak sunduğumdan ve daha sonra bunun için tekrar konuya döneceğimden, burada üzerinde durmayacağım.

120 Tebliğ kitap olarak basılı olarak bize dağıtıldı. Bu çok güzel bir şey. Böylece kongrede hiçbir şey kaçırmamış oluyorsunuz. Ama kötü bir şey var. Nasılsa tebliğler basılı olarak elimizde var diye, kimse sunulan tebliğleri dinlemek istemiyor. Böyle olunca biz seksiyonlarda kendimiz okuduk, kendimiz dinledik. Yani seksiyonlarda sadece tebliğ sunan hocalar birbirlerini dinlediler.

Bu anlaşılır bir şey. Bazı hocalar uzun uzun tebliğlerini okudular. Bu da can sıkıcı bir şey oldu. Onun için kimse dinlemek istemiyor. O zaman böyle önceden tebliğleri basılmış kongrelerin formatını değiştirmek gerekiyor gibi. Mesela hocalar tebliğlerini uzun uzun okumasalar, sadece altını çizmek istedikleri noktalara vurgu yapsalar. Daha da verimlisi, bu kongreleri çalıştaya çevirsek. Yani herkes seksiyonlardaki tebliğleri okuyup gelsinler ve tüm hocalar bildirilerini tek tek okumak yerine, yuvarlamak masa etrafında her konuyu tek tek ele alıp tartışırsak, daha iyi olur gibime geliyor.

Artık devir teknoloji devri. Zaman daha çok kıymetli. Madem ki, günümüzde tebliğleri önceden basma ve okuma imkanımız var, o zaman niçin bunları satır satır okuyanları tekrar dinleyelim. Hemen, klasik tebliğ sunumların sonunda yapılan soru-cevap kısmına geçelim. Onu biraz daha geliştirip tartışma usulünü ortaya çıkaralım. Bu hususları bundan sonraki kongrelerin düzenleyicilerinin düşünmelerinde yarar olabilir.

Katıldığım diğer iki kongrenin de bildirileri kitap olarak basılmıştı. Orada da dinleme sorunu ve vakit darlığı problem olarak karşımıza çıktı. Hatta Türk Akademisinde vakit darlığı sebebiyle bazı bildiri sahiplerine okuma imkanı da verilmedi. Bu sebeple çağa ve teknolojiye göre kongrelerin işleyiş düzenini verim açısından gözden geçirmekte fayda var.

İkinci katıldığım kongre Almatı’daki Rusça JenPiy, Kazakça KızPiy de denilen Kızlar Pedagoji Üniversitesi idi. Kızlar Üniversitesi 17-18 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleşen bu kongre çok samimi bir havada geçti. Türkiye ve Kırgızistan’dan hocalar vardı. Türkiye’den benimle birlikte Ege Üniversitesinden Zeki Kaymaz hoca da katıldı. Kongreye gelene kadar Kızlar Üniversitesini sıradan bir öğretmen okulu olarak biliyordum. Fakat bilim insanları çok kuvvetli bir bilim merkezi ile karşılaştım.

Ayrica Kizlar universitesinin kendisi de ilginc, bazilari dini acidan kizlarin ayri okuldugu bir universite olarak dusunebilir. Ama oyle degil. Sovyet doneminde kurulmus. Umay Ana, Tomris, Suyinbike gibi sahsiyetle, kahraman ve lider kizlar yetistirmek icin kurulmus bir universite gibi gözüküyor. Turk tarihinin onemli kahraman kizlari ve lider ve kahraman dogurmus analarinin resimleri duvarlari susluyor.

Özellikle üniversite rektörü Şamsiye Berkimbayeva çok olgun, şahsiyetli ve ileriyi gören bir yönetici olarak başarılı işler yapıyor. Kazakistan Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Berkimbayeva gençlerin yetişmesi için tüm imkanları seferber etmiş bir eğitimci. Gençlerin yurtdışına gitmelerini teşvik ediyor, üniversite bütçesinden kaynaklar ayırarak yüksek lisans öğrencilerinin 15 günlüğüne de olsa yurtdışına çıkmalarına imkan sağlıyor.

Zaten benim bu kongreye katılmam da böyle Türkiye gelmiş Yüksek Lisans öğrencilerinin ısrarıyla oldu. Istanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünün davetlisi olarak gelen KızPiy’in 6 YL kiz öğrencisini Doç. Dr. Uğur Göksu’nun isteği üzerine Mimar Sinan Üniversitesinde ağırladım. Bilime çok istekli gördüğüm öğrencileri evime de davet edip ağırladım. Bu öğrenciler döndüklerinde Rektör Berkimbayeva’ya benden çok fazla bahsetmiş olacaklar, Rektörümüzden kongereye davet geldi. Böylece Almatı’daki bu güzel kongreye katılma imkanımız oldu.

İyi ki, katılmışım dedim, çünkü kongrenin ikinci günü Almatı’nın 75 km uzağındaki Tamgalı Taş’a bir gezi düzenlendi. Geziyi JenPiy ile Ahmet Baytursunov Dil Bilim Enstitüsü birlikte organize ettiler. Gezi günü şansımıza hava da günlük güneşlik olunca unutulmaz bir gün yaşadık. Hem Uygur ve Eski Türk Kaya resimlerini inceledik ve hem de oradaki muhteşem tabiata şahit olduk.

Kayaların yanıbaşında İli nehri bir nazlı gelin gibi salına salına akıyordu. Muazzam bir görüntü vardı. Hem tarih ve hem doğa. Bu ikisi bizim gibi bilim adamları için cennetvari bir mekan değil mi? Bir de JenPiy’in hanım hocalar kazı, kartı, kımız, bavırsak gibi nefis yiyeceklerden bir piknik hazırlamamışlar mı? O zaman dedim ki, ne zaman JenPiy kongre düzenlerlerse haberim olsun, her zaman gelmeye hazırım.

Burada ufak bir şeyi yazmadan geçemeyeceğim. Ama Türkiye’deki bilim kadınları darılmasınlar. Kazakistan’da bilim kadınları herzaman misafirperverler. Her zaman işte, evde çay, yemek ikram etmeyi seviyorlar. Türkiye’de gördüğüm kadarıyla bilim kadınları, üniversitede sadece bilim insanı kimliklerini ön plana çıkarmayı tercih ediyorlar. Çünkü, üniversitelerde çay, ikram işlerinde daha çok erkeklerin koşuşturduğunu görüyoruz. Belki de bu Kazakistan’a özgü bir şey. Ee ne de olsa oradaki erkekler bilim adamı da olsalar sonuçta Kazaklar. (şaka, sanki biz Kazak doğduk da ne oldu, evde hanıma her fırsatta yardım ediyoruz).

Jenpiy’deki tebliğim “Türk Dünyasında Ortak Alfabe ve Ortak Dil” ismini taşıyordu. Tebliğim çok beğenildi. Rektör ve katılımcılar tarafından kongrenin seviyesine büyük katkı yaptığı ifade edildi ve hareretli tartışmalara da sebep oldu.

Özetle tebliğimde Türk Dünyasının ortak alfabesinin latin olması ve bu alfabenin de 1991 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İnci Enginün tertiplediği toplantıda alınan kararlar doğrultusunda belirlenen 34 harf esasında olması gerektiğini ifade ettik. Maaselef Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi ülkeler latine geçmekle birlikte kendilerine göre farklı bir alfabe geliştirdiler. Niçin? Sanıyorum Türkiye’nin alfabesine benzemekten özellikle kaçındılar. Ondan farklı olsun da, nasıl olursa olsun. Peki aynısı olursa, ne olur? Ne zararı olabilir? Belki aksine daha yararlı olmaz mıydı? Mesela, günümüzde milletler kendilerini daha çok tanıtmak için çaba sarfediyorlar. Bir Özbekistan ortak 34 harfli alfabeyi kabul etseydi, yazdıklarını 28 milyon özbekin dışında 200 milyonluk Türk dünyası okusa, kendileri için daha yararlı olmaz mı?

Bu bakımdan henüz latine geçiş konusunda karar kabul etmemiş olan Kazakistan şanslı görünüyor. Şimdi bu konuyu daha serinkanlı düşünüp 34 harf konusunda karar alabilir. Ama bu konuda Türkiye’nin de yükümlülüğünü yerine getirmediği görülüyor. Çünkü Türkiye 1991’deki toplantıda 29 harfine ek olarak 5 harf almayı kabul etmişti. Ama bu konuda hala somut adımlar yok. Yani meselede sadece Türk Cumhuriyetleri değil, Türkiye de kabahatli.

Ortak dil meselesine gelince, şu teklifler ileri sürülüyor:

1. Esperanto gibi suni bir ortak Türkçe yaratmak;

2. Dünyadaki 30 Türk lehçesinden ortak kelimelerle umumi Türkçe yaratmak;

3. Dünyadaki en gelişmiş ve en çok nüfusa sahip Türkiye Türkçesini ortak Türkçe kabul etmek;

4. Türk lehçeleri içinde her Türk topluluğu için anlaşılır Kırım Türkçesini ortak Türkçe kabul etmek;

Bu tercihler çoğaltılabilir.

Ama her tercih için itirazlar olacaktır. Özellikle hiçbir Türk boyu bir diğerinin dilini ortak dil olarak kabul etmeme direncini gösterecektir. Ancak bunlardan önce bizim bir teklifimiz daha var. Bunda hiçbir lehçesel manada hiçbir itiraz olamaycaktır.

O da teknolojik imkanları kullanarak bilgisayarla lehçelerarası tercüme programını geliştirmektir. Yani internette bir Özbek gazetesine tıkladığımızda bunu anında Türkiye Türkçesine çeviren programlar geliştirilmelidir. Bunu aynı şekilde elektronik kitaplar içinde yapabiliriz. Böylece tüm Türk dünyası yazılı eserlerini birbirinin rahatlıkla okuyacak ve anlayacaktır.

Ancak, şu anda böyle bir programı yapmak mümkün değildir. Çünkü iş bilgisayar programı geliştirmekle bitmiyor. Böyle bir programın altyapısını oluşturacak sözlükler maalesef hazır değildir.

Günümüzde goolge bilgisayarla çeviri hizmetinde 58 dil arasında çeviri yapılabilmektedir. Rusça, İngilizce, Almanca, Çince, Arapça Japonca ve hatta Afrika dili arasında tercüme vardır. Elbette bu çeviriler yüzde yüz hatasız değildir. Ama İngilizceye yapılan çeviriler bazen % 80 ve 90’lara kadar doğrulukta yapılmaktadır. 58 dil içinde Türk lehçelerinden sadece ikisi mevcuttur: Azerbaycan ve Türkiye Türkçesi. Bunlar da gördüğüm kadarıyla İngilizce üzerinden yapılıyor. Yani siz Çince bir metni Türkçeye çevirtmek istediğinizde Google bunu önce İngilizceye çeviriyor, sonra İngilizceden Türkçeye çeviriyor.

Peki niçin Kazakça, Özbekçe, Türkmence, Tatarca, Çuvaşça yoktur. Çünkü bu dillerin gelişmiş İngilizce, Türkçe gibi sözlükleri yoktur da ondan. Oysa Türkçenin vardır. Ondan Google çeviri hizmetine girmiştir. Demek ki, bilgisayarlı çeviri de en önemli faktör geniş kapsamlı sözlüklerdir. Bu olmadan Bill Gates bile olsanız, çeviri programlarını üretemezsiniz.

58 dilin gramerleri çok farklı olmasına rağmen çevirisi oluyor da, gramerleri ve hatta bir çok kelimeleri ortak Türk lehçeleri arasında hala niçin çeviri programları yok. Çünkü sözlükler yoktur. Tatarca-Türkçe, Özbekçe-Türkçe, Kazakça-Türkmence gibi kapsamlı sözlükler var mıdır? Yoktur.

Allah’a çok şükür, Kazakça-Türkçe, Türkçe-Kazakça sözlük vardır. Bunu da bireysel gayretlere borçluyuz. Kenan Koç büyük fedakarlıklarla bu sözlükleri bize kazandırdı. Değerli hocamız Ahmet Bican Ercilasun’un bir sözü vardı. Türk Dünyasını inceleyen bilim adamlarımız şimdi var. Ama bunlar çeşitli sıkıntılar içinde kendi kendini yetiştirmişlerdir. Devletin adam yetiştirme politikası yoktur demişti. Onun gibi devletin sözlük hazırlama gibi bir politikası da yok. Türk Dil Kurumu Kazakça-Türkçe sözlükleri kendi hazırlamadı, ama lütfedip de yazarına ve yayınevine destek olsun diye sözlüklerden satın alma cihetine de gitmedi. Aslında böyle bir sözlüğü bize kazandıran Kenan Koç’a Kültür Bakanlığı ve TDK hiç olmazsa manen ödüllendirmeliydi. Onere etmeliydi.

Ama maalesef bizdeki zihniyet, kendim yaparsam iyidir, başkaları yaparsa görmemezlikten gelirim mantığıdır. Olaylara kendimizi aşarak bir bütünlük içinde bakmadığımız sürece daha çok yıllar sözlüksüz yaşamaya devam edeceğiz. Türk Birliği, Ortak Dil, Ortak Alfabe konularında hamasi konuşmalarla hoş vakitler geçireceğiz. Oysa XXI yüzyıl konuşma değil, üretme çağıdır. İmkanlarımız var. Bunları seferber etme devridir. Ama maalesef yöneticilerimiz hala XX. yüzyılın alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Batıdaki proje üretme, yürütme ve destek olma usulünü mutlaka öğrenmeliyiz. Bunu bilmediğimiz için Avrupa Birliği Fonlarındaki proje desteklerimiz kullanılmadan atıl kalıyor. Hatta üniversitelerde öğretim üyeleri için bu konularda seminerler verilmelidir. Proje nasıl yazılır, nasıl hayata geçirilir konusunda. Eminim ki, nice bilim adamlarımızın sıkıntı içinde kendi imkanlarıyla yürütmekte oldukları araştırmalar aslında birer proje konusudur.

Aslı konumuza dönüp sözlüklerin olmamasında suçlu ararsak, suçlu dil bilimciler mi? Bence hayır. Dilbilimciler suçlu değildir. Suçlu olan bu konunun ehemmiyetini anlamayan yetkilileridir. Çünkü böyle sözlükleri hazırlamak imkansız değildir. Mesele finansta yatmaktadır. Yeterli finans ve kadro desteği sağlanırsa bugünkü dil bilimciler böyle sözlükleri en kısa zamanda hazırlama yeteneğine haizdirler. Bunun önemi yetkili merciler artık kavramalıdır.

Almatıdaki Ahmet Baytursun Dil Bilim Enstitüsü Müdürü Sherüvbay Kurmanbayev enstitülerinin sözlük hazırlamada gerekli her türlü bilgi ve donanıma sahip olduğunu ancak, yeterli finans desteği bulamadıklarını söyledi.

Aslında finans desteği derken de, Türkiye ve Kazakistan için çok büyük meblağlardan söz etmiyoruz. Ben inanıyorum ki, böyle bir meblağı sadece TDK bile karşılayabilir. Ama maalesef konunun önemi bilinmeyince, finans desteği de olmuyor.

Biz hala bilginin değerini bilmeyen toplumlarız. Devasa binalara milyonlarca doları harcamaktan bir an olsun tereddüt etmeyiz, ama bilimsel projelere binlerce dolar vermeyi çok fazla buluruz. Tabii bunda bilim adamlarının da suçu var. Parasal destek almak için ismi güzel, içi boş projeler hazırlayıp sunuyoruz. Belki yöneticileri ikna etmek için buna mecburuz. Ama projelerden somut neticeler çıkmayınca, bürokratların da güveni sarsılıyor. Oysa bir zamanlar böyle sözlük projelerine imkan sağlanmadı değil. Sağlandı. Ama ne yaptık, ortada ana sözlükler yokken kulağa hoş gelen ama yararı ondan çok daha az “Karşılaştırmalı Lehçeler Sözlüğü” hazırladık. Artık işleri ehline bırakıp sağlam projeler yapmanın zamanı geldi de, geçiyor.

Üçüncü Türkoloji kongresi Astana’daki Türk Akademisi tarafından 20-21 Mayıs 2011 tarihinde düzenlendi. Bu Türk Akademisi tarafından düzenlenen ilk kongre idi. Akademi Başkanı Prof. Dr. Şakir Ibırayev çok idealist ve çalışkan biri. Etrafındaki genç kadrolar da öyle. Ancak, kongrenin muhtevası Türkiye’den gelen Prof. Dr. Osman Horata, Prof. Dr. Fikret Türkmen, Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı ve benim beklediğimiz gibi değildi. Kongrenin klasik bilimsel Türkoloji kongrelerinden farkı yoktu. Oysa, biz yeni kurulan Türk Akademisinin kurumsal yapısı, hedefleri ve programları doğrultusunda bir toplantı bekliyorduk.

Bu konudaki beklentileri Prof. Horata değerlendirme toplantısında Akademi yetkililerine arz etti.

Bu hususta Kazakistan’daki arkadaşlarla görüşmemizde, ileriye yönelik olarak bu çalışmaların yapılacağını söylediler. Çünkü, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev akademiye büyük önem veriyor. Hatta şu anda geçici olarak Barış ve Uzlaşma Sarayında bulunan akademinin kapsamlı 9 katlı binasının projeleri çizilmiş bile. Cumhurbaşkanından onay bekliyor. Bina için çok geniş bir arazinin de tahsis edileceği söyleniyor.

Şu anda akademi Kazakistan Bilim ve Eğitim Bakanlığının alt birimi olarak gözüküyor. Böyle olduğu için sadece Kazakistan’ın finans desteğiyle çalışmalar yürüyor. Türkiye’den henüz bu manada bir katkı yapılmış değil. Şimdi bunu uluslararası bir kuruma dönüştürme çalışmaları yapılıyor. Böyle olduğunda Türkiye de finansal destek vermeye başlayacaktır.

Dünya Kazak Türkleri Kurultayı ve El Farabi Üniversitesi Ermukhan Bekmakhanov Okumaları toplantılarına ayrıca değineceğiz.

Saygılarımızla,

Istanbul – Türkistan – Almatı – Astana – Istanbul,

Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Bir Yanıt

  1. Yazınızı bir solukta okudum,iyiki Anayurtlara gitmişsiniz.Türklüğün beşiğine selam olsun..Bize de bir gün kısmet olur gideriz..BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDUYUZ-TÜRK IRKI SAĞOLSUNTTK.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: