Post-Ladin dönem’de Asya’nın yeni konumu


Post-Ladin dönem'de Asya'nın yeni konumuAsya’nın Ortadoğu ile özellikle enerji ve güvenlik alanlarında kuracağı her türlü ilişkinin ABD ve Avrupa güçleri olmadan aracısız gerçekleşmesi Çin’in yansıra Asya’nın Hindistan ve Japonya ile beraber alacağı kararlara bağlıdır.

Usame bin Ladin’in ölüm haberinin ABD ve medya kanalları vasıtasıyla yayılmasının ardından ortaya koyulan tepkilerin birçoğunda parmağın işaret ettiği yere değil de ne yazık ki parmağa odaklanan yorumların çok fazla olduğunu görüyoruz. Böyle bir atmosferde farklı senaryoları da gündeme getirmek olaylara biraz daha geniş bir perspektiften bakabilmeyi sağlayacaktır.

Soğuk Savaş ancak bir tarafın gönülsüz geri çekilmesi ile sonlanmış ama ortaya ne bir ateşkes ne de bir anlaşma konabilmişti. Bugün ABD hegemonyası meşruiyeti kendinden makul bir takım gerekçelerle bu belirsizlik üzerine oturmaktadır. Bu belirsizlik ortadan kalkmadan ve meşru bir güç dengesi kurulmadan ne çatışma bölgelerindeki direniş ne de ABD’nin mevcut düzeni sürdürmek için ihtiyaç duyacağı “terörist” arama girişimleri son bulacaktır.

Bu sebeple Çin medyasında son iki günden beri çıkan dış haberlerin birçoğu bu dengesizliğe vurgu yapıyor. Aynı zamanda Çin ve ABD arasında kurulacak alternatif stratejik ortaklığa vurgu yapan haberlerin ana hedefi ABD’nin tek taraflı hegemonik politikalarına artık bir son vermek. Bu sebeple Afganistan ve Pakistan hattındaki her türlü gerginlik sınır komşu Çin’in hem yerel hem de uluslar arası siyasetteki kuşkularını gittikçe arttırmaktadır.

Afganistan ve Pakistan hattı tam da bu sorunla beraber hem coğrafi hem de teorik bir kavramsallaştırma olarak Ortadoğu ile Asya siyasetinin stratejik noktasıdır. Bu çerçevede Afganistan ve Pakistan hattından başlamak üzere her türlü ekonomik ve politik alanı yönlendiribilen ve yöneten güç ister istemez Asya ve Ortadoğu siyasetinin de belirleyicisi oluyor. Bu sebeple 11 Eylül 2001 tarihinin hem İslam coğrafyası hem de Çin’in DTÖ üyeliği düşünüldüğünde Asya siyaseti açısından rastgele seçilmiş bir tarih olmadığı görülebilir.

Rusya’nın boşalttığı Orta Asya’daki enerji alanları da yine aynı tarihlerde Rusya ve ABD arasında gerilim konuları olmuştu. Çeçenistan ve Karabağ konuları bir çırpıda sözde çözüme kavuşturulurken Afganistan ve Pakistan hattı bütün iplerin bağlı olduğu bir merkez olarak uluslar arası bir sorun haline getirildi. Bu anlamda ABD’nin Afganistan müdahalesinin hukuki meşruiyeti diğer ülkeler tarafından kabul edilmiş ama Irak konusunda başta Rusya ve Çin olmak üzere birçok Avrupa ülkesi de eleştirel tavrını koymuştu.

Bu büyük güçler oyununda Ortadoğu’da “Arap Baharı” diye tabir edilen bir süreç başlamışken Afganistan’da bir müdahalede bulunmanın anlamı Asya’ya bir mesajdır.  Eğer Ortadoğu’da oyunun dengeleri değişiyorsa merkezde de bazı değişikliklerin olması kaçınılmazdır. Aslında bu süreç Pakistan’ı uluslar arası yardımlarla kurtarma operasyonlarına kadar geri götürülebilecek bir süreçtir. Ancak Usame Bin Ladin’in en azından ABD için fiilen ortadan kalkması artık yeni oyunun yeni kurallarının belirlenmesini gerektiriyor.

Bu noktada temel soru şudur: 2001’de büyüme oranları ve elindeki ABD doları bugünkünün neredeyse 7-8 katından daha düşük olan bir Çin’in pozisyonu ile bugün kurulacak Ortadoğu ve Asya dengesindeki Çin’in pozisyonu arasındaki fark ne olacaktır? Bu ABD ve diğer güçlü ülkeler için önemli bir sorudur. Uluslararası güç dengesinin büyük bir kırılma (ekonomik kriz veya savaş) yaşanmadan değişmesi için elinden geleni yapan Çin taviz vermeye hazır gibi görünürken sıfır toplamlı bir oyuna alışmış bir ABD için verilecek tavizlerin derecesi kesinlikle tartışmalı bir konudur.

Bu anlamda Asya’nın Ortadoğu ile özellikle enerji ve güvenlik alanlarında kuracağı her türlü ilişkinin ABD ve Avrupa güçleri olmadan aracısız gerçekleşmesi Çin’in yansıra Asya’nın Hindistan ve Japonya ile beraber alacağı kararlara bağlı. Mevcut durumda ne Japonya ne de Hindistan yeni dengenin dışında kalabilir. Ancak aynı zamanda ekonomi politik anlamda bağımsız bir yol izlemeleri de imkansız olan bu ülkelerin iki seçeneği görünüyor. Ya Çin’i destekleyerek ABD ve Avrupa karşısında Asya tarafında yer alacaklar ya da geleneksel politikalarını sürdürüp hem Çin’in karşısında hem Batı’nın yanında yer alacaklar.

BRICS ile beraber Asya, Latin Amerika ve Afrika ortaklığı Batı’nın kadim Ortadoğu politikalırının bütün dünyayı etkilediği küresel bir çağda sesini yükseltemese de uzun vadede ekonomik, demografik, politik ve sosyolojik gelişmeler dünya tarihinin sıçrama tahtasında sıranın Asya başta olmak üzere kenar (periferi) ülkelere geldiğini göstermektedir. Ortadoğu’daki bu karmaşayı bir de bu büyük fotoğraftan değerlendirmek gerekiyor.

Kadir Temiz / Dünya Bülteni

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: