Kavimlerin mahşerinde bir mücadele adamı: Abdurraşid Dostum


“General Dostum, uğradığı büyük bir ihanetin ardından Afganistan’dan çıkmak zorunda kalmış ve Türkiye’ye gelmişti. Birçok sağlık sorunu vardı. Ankara’da Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde muayeneye gitmişti. Özel oluşturulan bir sağlık heyeti Dostum’u MR’a sokmak istemişti. Ancak her denemede cihaz hata veriyordu. Metal eşyalara karşı hassas olan cihaz, Dostum’un üzerinde hiçbir eşya olmamasına rağmen hata veriyordu. Vücudunda protez olup olmadığını sordu doktorlar. Dostum güldü: “Başımda, ensemde, sırtımda, kol ve bacaklarımda yüzlerce şarapnel parçası var sorduğunuz soru mu?” diye cevapladı. Doktorlardan biri dayanamadı ve: “Aslansın sen! Gerçek bir generalsin.” Diye haykırdı.”1

Kan dökmenin olağan olduğu, ihanetin ve iftiraların kol gezdiği, paranın her türlü değerin üstünde tanındığı bir coğrafyada adeta “zalime Yavuz, mazluma Yunus” olmuş bir liderdir General Abdurraşid Dostum. Afganistan’da yıllarca zulüm görmüş, horlanmış Türklerin umudu olmuş ve onların liderliğini üstlenmiştir. Ama asla etnik siyaset yapmamış, tüm faaliyetlerini Afganistan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Milli Ordunun başına geçerken Dostum, Afganistan’daki tüm etnik grupların saygısını edinmiş bir lider olmayı başarmıştır.

Dostum, 1954 yılında Cuzcan Vilayetinin Hoca Deko ilçesinde, geçim sıkıntısı çeken ve çiftçilikle uğraşan bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. İlköğretimini tamamladıktan sonra Şıbırgan’a yerleşti.2 Hoca Dukka sırf Dostum’un doğum yeri olduğu için Taliban döneminde özel olarak katliamlara ve baskıya tabi tutulmuş. Küçükken köyün en yaramaz çocuklarından biri olarak anılan Abdurreşid bu özelliğinin dışında başarılı sayılan bir öğrencilik dönemi geçirmiş. Ardından babasına yardım etmek için okulu 7.sınıfta bırakmış. İlk İslami bilgilerini ağabeyi Muhammed Ömer Karahan’dan almıştır. Üvey olmasına rağmen, ağabeyinin Dostum’un hayatında çok önemli bir yeri vardır. 20 yaşlarına geldiğinde kaderini çizecek mesleğe ilk adımını attı. O artık komando birliklerinde askerliğin ilk basamaklarını çıkıyordu. İki yıl süren ilk askerlik döneminin sonunda terhis oldu ve köyüne döndü. Aklının erdiğince köylülere ülkenin içinde olduğu durumu anlatmaya çalışıyordu. Bu bile dönemin Afganistan’ında büyük bir cesaretti. İkinci askerlik dönemi Dostum’un bir fedakarlığıyla başladı. Nur Muhammed Taraki döneminde yapılan reformlar halkta hoşnutsuzluk yaratmış ve isyanlar çıkmıştı. Bunları durdurmak için hükümet zorunlu askerliğe çağırıyordu. Gelmeyenlerin 300 Afgani gibi bir ücret ödemesi gerekiyordu. Abdürraşid’in kardeşi Rüstem’de askere çağrıldı ama o sırada okuyordu. Verecekleri paraları da olmadığı için Abdurraşid onun yerine askere gitti. Bu askerlik dönemi de 11 ay sürdü. Bu dönemde girdiği operasyonlarda büyük başarılar elde etti ve üç yüz kadar askerin komutanlığına getirildi. Bu dönemin General’in hayatındaki diğer bir önemli olayı da “Dostum” adını bu süre zarfında almış olmasıydı. Askerlerine sürekli “dost” ve “dostum” kelimesini kullanarak hitap ettiği için adı “Dostum” olarak kalmıştı. Abdurreşid hem artık Dostum olmuş hem de komutanlığa terfi etmişti. Evine döndüğünde ise duyduğu bir cümle onu yıkmıştı :”Ruslar Afganistan’ı işgal etti.”

Dostum askerlik dönüşünde Şibirgan’daki Kuzey Petrol ve gaz Araştırma Merkezi’nde çalışmaya devam etti. Bu dönemde “casusluk” eğitimi için Taşkent’e gönderildi. Ancak Dostum için casusluk kelime bile iğrençti: “Ülkeme döndükten sonra istihabratla ilgili hiçbir görev yapmadım, o alanda hiç çalışmadım, hiçbir zaman ajanlık yapmadım. Ben her zaman, asker olmak istemiştim ve asker oldum.” Diye anlatıyordu Dostum bu günleri.3 Ülkesinde döndüğünde bir melişe birliğinin başına getirildi.Melişe birlikleri Taraki tarafından gerçekleştirilen devrimin korunması amacıyla gönüllülerden oluşturulan milis kuvvetlerine verilen addı. Dostum askerlerini büyük çoğunlukla Türklerden yani Özbek ve Türkmenlerden seçiyordu. Bu dönemde tüm Afgan yöneticilerinin ve komutanlarının birer Rus danışmanları varken Dostum asla bunu kabul etmemiş, insiyatifin kendisinde olmasını her zaman sağlamıştı. İstişarelerini de hep köylülerle ve halkla yapmıştır. Operasyondan operasyona gidiyor ve büyük başarılar kazanıyordu. Adı artık büyük mevkilerde de duyulmaya başlanmıştı. Bir gün Kabil’e çağrıldı ve Komünist rejimin cumhurbaşkanı Dr. Necibullah’la ilk tanışması orada gerçekleşti. Dostum, Dr. Necibullah’ın katıldığı bir toplantıya çağrılmıştı. Dr. Necib konuşmasını yaparken ayağa kalkmış ve Dostum ve birliğini “Afganistan Kahramanı” ilan etmişti. Daha sonra hükümet içindeki Peştunların muhalefetine rağmen, daha sonra adı kendisiyle özdeşleşecek 53. Tümen’in başına getirildi. Dostum’un hedefi güçlenmekti. Dostum hedefleri için daha çok güçlenmeliydi. Bunun tek yolu da halihazırda bulunan Komünist rejimin güvenini kazanmaktı. Komünist rejim yıkıldıktan sonra defalarca kez bu politikasından dolayı Dostum, Komünistlikle suçlandı. Dostum’un buna cevabı ise hep net olmuştu: “Hiçbir zaman komünist olmadım. Hatta komünist partilerin ilkelerini ve tüzüklerini bir kez dahi okumuş değilim.”4 Dostum başarılı da olmuştu. Kısa sürede Generalliğe terfi etti. 30 yaşındaydı ve bir Özbek Türkü’ydü. Afganistan’da yaşayan biri için büyük dezavantaj olan bu durumlara rağmen Dostum hızla yükseldi ve güçlendi. En zor görevlere ilk olarak o öncü gidiyordu. Adeta bir “Akıncı” edasıyla mücadelesini sürdürüyordu. Dostum bu sırada evlendi. Çocukları doğarken ya cephede ya da dağlardaydı. Hatta ilk eşi olan Hatice Hanım’dan doğan dördüncü evladına bir operasyon sırasında sahip oldu. Can yoldaşlarından biri olan Yar Muhammed, Dostum için canını feda etmiş ve ona yönelen kurşunlara kendini siper etmişti. Dostum’da bir ahde vefa örneği olarak doğan çocuğuna Yar Muhammed ismini verdi.

90’lı yıllara yaklaşıldığında SSCB sallanmaya başlamıştı. Gorbaçov’un “Perestroika” politikası çerçevesinde Afganistan’dan da Kızıl Ordu çekilecekti. Sovyet Orduları 10 aylık bir süreç içinde tamamen Afganistan’dan çekildi. Geride ise kukla bir Dr. Necibullah yönetimi kalmıştı. Mücahitler ise zaman ilerledikçe daha da güçlenmeye başlamışlardı. Dış destekleri artmıştı. Dr. Necibullah yönetimine destek vermesine rağmen başarılı olması Rusları rahatsız ediyordu Dostum’un. Bu süreçte birkaç kez suikast tehlikesi atlattı. Pantürkist olduğu ve Afganistan’da bağımsız bir Özbek devleti kurmayı amaçladığı söylentisi yayılıyordu. Dr. Necibullah’la arası ilk olarak bu söylentiler üzerine açılmaya başladı. Dostum üzerinde bir oyun oynanıyordu ve Dr. Necibullah’ta bunun bir parçasıydı. Dostum mücahit gruplarla ilk olarak bu olaylar üzerine irtibata geçti. Kendi deyimiyle bu olay Afganistan’da Komünizm’in çöküşünü başlattı. “Afganistan’da İslam İnkılabı’nın zafere ulaşmasının en büyük sebebi, benim Dr. Necibullah iktidarını, dolayısıyla süren komünizm rejimini yıkmam ve sonrasında bütün gücümle mücahidlerden yana tavır almamdır.” Diyor General Dostum. Olaylar aynen de böyle gerçekleşmiş ve büyük bir güce sahip olan Dostum’un mücahitlerden yana tavır alması Dr. Necibullah rejimini yerle bir etmişti. Ancak mücahitler de adeta bir yağmaya başlamıştı. Yıllar sürecek çok kanlı ve kirli bir dönemin ilk adımları atılıyordu. Dostum, rejim yıkıldıktan sonra Mezar-ı Şerif kentinde bütün mücahit liderli ve mahalli yöneticileri toplayarak Kuzeydeki yedi ili yönetmek için “Cümbüş-ü Milli’yi İslami Afganistan” adlı siyasi bir örgütün kurulmasını sağladı. Afganşstan Türkleri de bu çatı altında birleştirildi ve liderliğine General Abdurraşid Dostum getirildi. Afganistan tarihinde hep yok sayılmış olan Türk varlığı ilk defa bu kadar etkin bir şekilde örgütleniyor ve Afganistan’ın geleceğinde söz sahibi oluyordu.5 İlk defa Türkiye’ye gidişi de bu dönemde gerçekleşti. İslam İnkılabı’ndan sonra Afganistan’da sular durulmadı. Sürekli çatışma ülkeye hakimdi. Şehirler sürekli el değiştiriyor, liderler sürekli taraf değiştiriyor, ihanet ediyordu. Kimin parası çoksa o kadar güçlüydü. Ortalık satılık komutanlardan geçilmiyordu. Mücahit gruplar arasında büyük bir iktidar savaşı vardı. Dostum kendi deyimiyle bu çatışmalar içinde “milletinin menfaatleri” neyi gerektiriyorsa onu yaptı ve ona göre safını belirledi.

1994 yılının başlarındaysa Afganistan’da bir “Taliban” yükselişi başlamıştı. Peştun ırkçılığının, ABD ve Pakistan desteğinin bir ürünü olan Taliban hızla ülkede kontrolü ele almaya başlamıştı. Mücahitlerin mücadelelerinden bıkan halkta bunları desteklemişti. Kısa sürede Taliban, Kabil’i aldı ve ülkede otoritesini kurmaya başladı. Dostum, halka büyük acı yaşatmaya başlayan Taliban’a karşı mücadeleye başladı. Taliban zalimliğinde sınır tanımıyor ve sürekli katliam yapıyordu. Dostum, büyük askeri başarılar gösterse de, onu asla savaşta yıkamayacağını bilenler farklı planlar içerisine giriyordu. Tarih boyunca Türkleri savaşta yenemeyenlerin yaptığı gibi Taliban da Dostum’u ihanetle vurmanın planlarını yapıyordu. Dostum’un komutanlarından biri olan General Malik, Taliban ile irtibata geçmiş ve bu ihanetin başı olmuştu.Malik komutasından askerlerle birlikte Taliban’a kendini satmıştı. Bu Dostum’un gücünde büyük bir kırılmayı başlatmış ve Türkiye’ye gitmek zorunda kalacağı süreci başlatmıştı. Dostum, istemeyerekte olsa Afganistan’da daha fazla kan akmaması için Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Özbekistan kendisini kabul etmeyince O da ikinci vatanı olarak gördüğü Türkiye ile irtibata geçti. Dostum, sırtından yediği hançerin acısının yanında, çok sevdiği halkını da geride bırakmanın ağırlığını hissederek 25 Mayıs 1997’de Türkiye’ye geldi. Türkiye’de bir evlat gibi kucaklandı ve dönemin yöneticileri tarafından tüm istekleri karşılandı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel, Ayvaz Gökdemir ve Dostum’un bir söyleşisinde ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü anlatırken “koca çınarımız göçtü” dediği Başbuğ Alparslan Türkeş başta olmak üzere tüm liderlerden maddi manevi destek gördü. Dostum’un üç çocuğu Aycemal, Batur ve Yar Muhammed’de buradaydılar. Onlarla vakit geçiriyordu ancak bir yandan da içi içini yiyordu. Bir an önce Afganistan’a dönmek ve mücadelesine kaldığı yerden devam etmek istiyordu. Dostum Afganistan’dan ayrılırken Abdul Gaffar Pehlivan’a telsiz de şu sözleri söylemişti :” Böyle hassas bir dönemde Kuzey halkının yenilgisi bir zaferdir.”6 Fikirleri açıktı. En kötü anında bile halkı için zaferi düşünüyordu. Dostum, siyasi sığınma hakkı talep etmediği için devletten maaş almıyor ve ekonomik güçlükler çekiyordu. Bu süreçte birkaç kez Afganistan’a gidip mücadeleyi denediyse de başarılı olamadı. Son olarak 10 Eylül 1997’de Dostum ülkesine geri döndü. Cenk kalesi’ne giden Dostum askerleri ve halkı tarafından sevinçle karşılandı. Mücahtlerin ittifakıyla Taliban’a karşı mücadeleye başladı. Ancak ittifakta da ihanet ve saf değiştirmelerin ardı arkası tükenmiyordu. Mücahitlerin önemli liderlerinden Ahmet Şad Mesud öldürülmüştü. Durum çok karmaşık bir hal almıştı ki, Afganistan’ın tarihini değiştirecek bir olayın kokusu gelmeye başlamıştı. ABD’de 11 Eylül saldırıları olmuş, ABD El-Kaide’yi yok etmek için Afganistan’ı hedef tahtasına koymuştu. 7 Ekim 2001 George W. Bush’un “Haçlı Seferleri” dediği “Ebedi Özgürlük Operasyonu” başladı. Afganistan’a tonlarca bomba yağıyordu. ABD doğal olarak Taliban’a karşı olan bütün gruplarla birlikte Dostum’la da görüştü. Dostum lojistik ve askeri destek karşılığında ABD’yle birlikte hareket etmeyi kabul etti. Dostum’un hedefi Kuzeyi Taliban’dan arındırmaktı. İstekler kabul edildi. Dostum ABD’nin şaşkınlıkla karşıladığı bir operasyonla iki gün içinde Mezar-ı Şerif’i geri aldı. Pentagon bu operasyonu inanılmaz görüyordu. Dostum’a yapılan saldırılar bundan sonra da devam etti. Özellikle Dünya kamuoyunda adı katliamlarla anılmaya başlandı. Özellikle Cenk Kalesi’nde yaşanan bir isyan olayından sonra bu olay basına katliam olarak yansıtılmış ve Dostum’un üzerinde büyük baskı kurulmuştu. Bulunan her toplu mezarın sorumlusu olarak Dostum gösteriliyordu adeta. Bu propagandanın da merkezinde bölgeyle ve olaylarla ilgili Türkçe’ye “Taliban: İslamiyet, Petrol ve Orta Asya’da Yeni Büyük Oyun” adıyla çevirilen Ahmed Raşid isimli Pakistan asıllı bir gazetecinin yazdığı eser vardı. Cenk Kalesi’nin komutanı olayları karşılıklı bir çatışma olarak anlatıyordu ama dünya kamuoyu Ahmet Raşid’i dinliyordu. 2004 yılında ise Ahmet Raşit bu iftiralarının itirafını Dostum’un sekteri olan Feyzullah Zeki Bey’e yazdığı bir mektupta yapıyordu: “Ümit ediyorum ki General, geçmişte söylediğim veya yazdığım bazı sözlerim için beni affeder.”7

O, Afganistan’da yanında savaşanlarca “Mücahit” karşısındakilerce “kafir ve komünist” olarak adlandırıldı. Hatta ona mücahit diyen bazı liderler saf değiştirdiklerinde Dostum’dan iftiralarını esirgemediler. Ama o inandığı davasından, Afganistan’ın bütünlüğü ve Özbeklerin yani Afgan Türklüğünün varoluş mücadelesinden asla vazgeçmedi. Peştun, Tacik, Hazara, Türk, Arap kökenli Afganların, farklı kavimlerin mücadeleleri arasında, adeta “Kavimlerin Mahşeri”8 olarak adlandırılacak bir coğrafyada bir varoluş mücadelesi verdi. Sıfırdan başladığı mücadelesini en yükseklere taşıdı. 2009’da Hamid Karzai’nin de seçilmesinde onun desteğinin büyük yeri oldu. Yine ülkesinin istikrarı için çalıştı. Dr. Necibullah, döneminden başlayarak O, hep düzenden yana oldu ve kendi deyimiyle “Türkiye’deki tarzda bir rejimin” özlemini çekti. Dostum’un hayatı bir anlamda Afganistan’ın yakın tarihinin de aynasıdır. Dostum, Afganistan’da Türkçe’nin resmi dil olmasını sağladı. Yeni hükümette de Genelkurmay Başkanı olan General Abdurraşid Dostum gerçek bir mücadele adamı adını tarihe şimdiden yazdırmışır.9 Kızlarından Aycemal’in sözleri Dostum’un kişiliğini açıklar nitelikte aslında :” Babamın yüreğinde dört evladın dört kat sevgisi ve dört ayrı hasreti vardır… Bir de karşılıksız sevdikleri… Vatanı ve Milleti.”

Emre Kartal

Dipçeler
a) Selim Yavuz, Afganistan ve Dostum, Hiler yayınları, Ankara, Ekim 2004, s 214
b) Mehmet Sayfettin Erol ve Fazıl Ahmet Burget, Afganistan Özbekleri, Avrasya Dosyası, 2001, Cilt:7 Sayı:3 s.130
c) Selim Yavuz, Afganistan ve Dostum, Hiler yayınları, Ankara, Ekim 2004, s.102
d) Selim Yavuz, Afganistan ve Dostum, Hiler yayınları, Ankara, Ekim 2004, s.296
e) Mehmet Sayfettin Erol ve Fazıl Ahmet Burget, Afganistan Özbekleri, Avrasya Dosyası, 2001, Cilt:7 Sayı:3 s.131
f) Korgeneral Rauf Beg, adı Afganistandı, Turan Kültür Vakfı Yay. s.308
g) Selim Yavuz, Afganistan ve Dostum, Hiler yayınları, Ankara, Ekim 2004, s.314
h) Kavimlerin Mahşeri esasen ABDnin operasyonu sırasındaki en kanlı savaşlardan nerdeyse Afganistandaki tüm grupların içinde bulunduğu kunduzdaki çatışmalara verilen addır.
i) TIMES, Muhammed Fehim Bir Türk lider olan Abdurraşid Dostum http://www.turansam.org/makale.php?id=1373

Bir Yanıt

  1. Gerçek Lider,Gerçek Vatansever..Gerçek Türk soylu İnsan..Yolun ve bahtın açık olsun.BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDUYUZ.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: