Afganistan İzlenimleri


Afganistan coğrafi olarak Türkiye’ye ne kadar uzaksa; tarihi, kültürel ve siyasi olarak o kadar yakın bir ülke bizim için. Tarihi ipek yolunun en kritik kavşak noktalarından birini işgal eden bu ülke, eski Horasan diyarının da merkezini oluşturuyor. Uluslararası ticaret ve göç yollarının kesişmesi nedeniyle her dönemde jeopolitik önemini koruyan Afganistan toprakları dün olduğu gibi bugün de, dünyadaki hegemonik güçler arasındaki kanlı mücadelenin önemli sıcak noktalarından birini oluşturuyor. Bir zamanlar Büyük İskender, Moğollar, Ruslar ve İngilizlerin iştahını kabartan Horasan illeri, şimdi statüko gücü sayılan ABD ile yükselen güç (Challenger) olan Çin arasındaki ilk karşılaşma yeri gibi. Oysa Afganistanlılar tarihte hiç kimseye boyun eğmedikleri için bu topraklar aynı zamanda “imparatorluklar mezarlığı” olarak da anılıyor. Bugün de pek çok Afganistanlı için ABD işgalci bir güç olarak görülüyor. Son otuz yılda işgaller, iç savaş ve Taliban rejimini görmüş ülke bugünlerde tekrar tam bağımsız bir ülke olmanın arayışı içinde.

Türkiye ise Afganistan’ın tam bağımsız ve egemen bir ülke olarak, barış, huzur ve istikrar içinde yeniden uluslararası toplumun saygın ve eşit bir üyesi olması için en samimi gayret gösteren ülkelerin başında geliyor. Zira yüzyılın başında TBMM hükümetini ilk tanıyan ülke Afganistan’dır ve Türkiye de Afganistan’ın bağımsızlığını tanıyan ikinci ülke olmuştur. 1 Mart 1921’de imzalanan dostluk antlaşmasına referansla, iki ülke 2010 yılından itibaren o tarihin “Türk-Afgan Dostluk Günü” olarak kutlanması kararını almış. Bu çerçevede Türkiye’nin Kabil Büyükelçiliği geçen hafta Türk-Afgan dostluğunun kuruluşunun 90. yılı münasebetiyle Afganistan’da bir dizi anma etkinliği düzenledi. Bu vesileyle içinde bizlerin de bulunduğu ve akademisyen, sanatçı ve diğer kültür elçilerinden oluşan bir grup Kabil’e davet edildi. Kısa bir süre kalmamıza rağmen Afganistan’daki askeri, siyasi ve sosyal hayatın durumu hakkında birinci elden bilgi alma ve tecrübe edinme fırsatı bulduk.

Siyasi ve askeri alanda normalleşme yok

Önce güvenlik açısından Kabil şehir merkezinde Taliban etkisi yok denecek kadar azalmış. Bizdeki PKK gibi dağlara ve kırsal alana çekilmiş durumdalar. Ancak ülkenin diğer yerlerinde NATO güçleriyle Taliban arasındaki sıcak çatışmaların her gün devam ettiği söyleniyor. Kabil’den kalkan savaş uçakları ve hareket halindeki Helikopterler bunun işaretini veriyor. Göreceli güvenliğin geçici olacağını ve her an saldırıların olabileceği gerekçesiyle şehrin her yerindeki kontrol noktalarında askerler zırhlı araçlar ve ağır silahlarla 24 saat nöbet tutuyorlar. Bizler dâhil güvenlik endişesiyle şehir içinde otelimizden büyükelçilik ve bakanlık binalarına kadar her yere zırhlı araçlarla seyahat etmek durumunda kaldık. Sosyal hayat henüz normalleşmekten çok uzak. Örneğin bizim de kaldığımız şehrin merkezi yerlerinden birine kurulmuş lüks otelin dört köşesinde elinde kaleşinkof silahlarla nöbet tutan özel güvenlikçiler görev yapıyor. Zira işin şakası yok. Geçen yıl bu otele karşı intihar saldırısı yapılmış ve iki koruma hayatını kaybetmiş. Otelin girişinde zırhlı kapılar var ve girişte herkes X ray cihazından geçiriliyor.

Siyasal alanda ise ABD eliyle kurulan demokratik Anayasal sistem pek işlemiyor. Karzai hala ithal bir lider olarak görülüyor. Ne ciddi bir karizması var ne de siyasi anlamda birleştiriciliği var. Batı desteği olmadan ayakta kalması oldukça zor görünüyor. Zira halkla sosyolojik bağı olmadığı gibi; temsil kabiliyeti de giderek zayıflamış durumda. İkinci kez seçildiği 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimleri şaibeli bulunuyor. Aynı şekilde 2010 Eylül ayında yapılan Milletvekili seçimleri sürecinde de pek çok yolsuzluk ve sahtekârlık yapıldığı iddiaları var. Muhalefet bu iddiaların bağımsız yargı tarafından araştırılmasını isterken, Karzai kendi eliyle kurduğu göstermelik bir komisyon eliyle bunları araştırıyor. Bu nedenle seçim sonuçları üzerindeki tartışmalar henüz bitmiş değil. Arap ülkelerindeki hoşnutsuzluklar burada gözleniyor ve Afganistan’ın yakın gelecekte yeni bir siyasi krize sürüklenmesi bu anlamda sürpriz olmayacaktır. Karzai halktan bulamadığı desteği bulmak için bugünlerde İngiltere gibi batılı ülkelere seyahatler düzenleyerek, dış destekle iktidarda kalmaya çalışıyor. En büyük şansı da henüz kendi yerine geçecek alternatif bir liderin bulunamayışı.

Ekonomik ve sosyal sorunlar had safhada

Sıradan Afganlının hayatı ise çok zor. İşsizlik resmen yüzde 30 denilse de en az yüzde 50 olduğu söyleniyor. Daha önce İran ve Pakistan’a göç eden Mültecilerin önemli bir kısmı geri dönmüş. Kabil’in çevresinde ağır kış şartlarına rağmen çadırlarda yaşayan binlerce kişi var. Durumları gerçekten içler acısı. Çamur deryasında hayata tutunmaya çalışıyorlar. BM istatistiklerine göre ortalama yaşam süresi 42 yıl. Doğan her beş çocuktan biri henüz beş yaşına gelmeden ölüyor. Yaşayanlar ise savaş, yaygın hastalıklar ve açlıkla mücadele etmek zorundalar.. Otuz yıldır süren savaş eğitim, sağlık ve ulaşım altyapısını yok etmiş. Son on yılda yabancı ülkelerin de yardımıyla şehrin altyapısı yeniden inşa edilmeye çalışılıyor. Ama sokaklarda yazın toz bulutundan, kışın ise çamurdan zorlukla yürünüyor. Şehirde hala su şebekesi ve kanalizasyon sistemi yok. İçme ve kullanma suyu kuyulardan sağlanıyor. Onun için de dünyadaki tıp literatüründen artık kaybolmuş bazı hastalıklara bile bu ülkede hala rastlanabiliyormuş.

Eğitim sistemi de çökmüş durumda. Okuryazarlık oranı resmi rakamlara göre yüzde 26 oranında. Ama bunun daha düşük olduğu da söyleniyor. Türkiye TİKA eliyle belli noktalarda 70 civarında okulu tamir etmiş ve buralarda 60-65 bin civarında öğrenci eğitim görüyor. Türkiye’den giden müteşebbislerce Kabil, Mezarı Şerif ve Herat gibi şehirlerde açılan özel “Türk-Afgan okullarında” ise beş bin civarında öğrenciye hizmet verildiği söylendi. Uçakta karşılaştığım ve adını Ahmet olarak belirten lise 3. sınıf öğrencisi bir genç, babasının milletvekili olduğunu ve Kabil’deki Türk okulunda okuduğunu belirtti. Çok güzel Türkçe ve İngilizce de konuşuyordu. Bu arada Kabil Üniversitesinde açılan Türkoloji bölümünde öğrenim gören 100 civarındaki üniversite öğrencisi olduğunu öğrendik.

Buna karşın halen Türkiye’de öğrenim gören 600 civarında burslu Afgan öğrenci varmış. Bu sayılar artırılmalı. Zira insana yapılan yatırımın en önemli yatırım olduğunu konuşma yapmak için gittiğim Afgan dışişleri bakanlığında bizi karşılayan heyette yer alan eski bir öğrencimizi görünce daha iyi anladım. Öğrencimizle uzun uzadıya konuştuk. Öte yandan elçilik resepsiyonunda da, kendisi de eşi de Türkiye’de eğitim gören bayan bir Afgan Milletvekili (Masume Hanım) ile karşılaştık. 2010 Eylül’ünde yapılan milletvekili seçimlerinde parlamentoya giren Hazara asıllı bu parlamenter de bize cesaret veriyor doğrusu. Kabil belediye başkanı da çok güzel Türkçe konuşan bir Türkiye dostu. Son olarak uzun tartışmalardan sonra Afgan meclis başkanlığına Özbek asıllı bir Türk seçilmiş. Tüm bunlar iki ülke arasındaki derin kültürel ve siyasi bağların gücüne işaret ediyor.

Türkiye en güvenilen ülke

Şunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye gerçekten Afganistan’daki tüm kesimlerce saygı ve güven duyulan tek ülke. Biraz abartma olabilir belki, ama Taliban bile en çok Türkiye’ye güveniyor. Nitekim Talibanın, Afganlı gruplar arasındaki uzlaşma görüşmelerinin Türkiye’de yapılmasını desteklediği ve kendilerinin de İstanbul’da bir ofis açmak istediği bilgisi çoktandır basına yansımış durumda. Bunun nedenini Kabil Büyükelçimiz Basat Öztürk, Türkiye’nin Afganistan’daki tüm gruplara karşı eşit mesafede durma politikamızın başarısı olarak açıklıyor. Çünkü Türkiye ne ABD gibi jeopolitik çıkar hesapları peşinde, ne de İran veya Pakistan gibi etnik-dini önceliklerine göre bu ülkeye müdahale etmeye çalışıyor. Tarihten gelen kardeşlik ve dostluk ilişkilerine dayanarak Türkiye samimi biçimde “tek Afgan” politikası izliyor ve ülkenin milli bütünlüğünü savunuyor. Bu politika ise her kesimde saygı ve güven uyandırıyor. Batılı ülkeler halkın Türkiye’ye yönelik bu sempatisinden faydalanmak için ISAF’ın Kabil bölge komutanlığını ikinci kez Türkiye’ye vermişler. Nitekim daha önce de NATO adına en yüksek sivil lider olarak Hikmet Çetin bu ülkede görev yapmıştı. Kabildeki büyükelçililik ve Türk subay kadrosu bu durumun farkındalar. İki halk arasındaki tarihi kardeşlik hukukuna halel getirmemek için olağanüstü gayret gösteriyorlar. Büyükelçimiz şimdiye kadar hiçbir askerimizin bir Afganlıya ateş etmediğinin altını çiziyor. Bu hassasiyet çok önemli ve yanlış yapma lüksümüz yok.

Yakın gelecekte Türkiye Mevlana’nın doğduğu Belh şehrindeki tarihi külliyeyi restore etmeyi planlıyor. Ayrıca Türkiye bir Afgan-Türk hastanesi açacak. Afganlı polisler de Türkiye’de eğitilecekmiş. Bunlar önemli ve kalıcı yatırımlar doğrusu. Bir de Türkiye Afganistan’ın güvenliği açısından önemli olan Afgan ordusunu eğitiyor. Dostluk haftası münasebetiyle NATO gözlemcilerinin de katıldığı bir tören düzenlenerek, eğitimin nasıl verildiği fiili bir şekilde heyete gösterildi. Sadece fiziki eğitim değil verilen; ulusal bir Afganlılık üst kimliğine de sürekli vurgu yapılıyor. Bizde eğitim sırasında söyletilen askeri marşlar gibi, onlara da eski bir Afgan marşı olan ve “Men askerem” diye başlayan bir ulusal marş söyletiliyor. Zira 1970’lerden beri süre gelen savaş ve iç çatışmalar Afganlılık kimliğini paramparça etmiş. Etnik kimlikler ve aşiret bağları ön plana geçmiş durumda. Şimdi herkes özellikle bu alt kimlikleri aşan bir üst-Afgan kimliğinin yeniden inşasının gereğini vurguluyor. Aksi ülkede birlik ve beraberliğin sağlanması ve kalıcı barış ve istikrarın kurulması oldukça zor.

Prof. Dr. Birol Akgün

07.03.2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: