Türkistan Rüyası


Bir zamanlar bir rüya vardı, dünyaya hükmeden bir devlet-i aliye. Dünya bir araya geldi içimizdekilerin yardımıyla rüyanın içine pislediler. Sonra rüyalarımıza gem vurdular, senelerce bizi Musul Kerkük bizimdir bizim olacak türküsüyle avundurdular, sanki az ilerisi bizim değildi, sanki Mısır Suriye Irak bizim değildi, Musul ve Kerkük rüyasına yattık senelerce.

Sanki Kosova bizim değil, Bosna’da bayrağımız dalgalanmadı hiç. Gürcistan, Ermenistan sanki bin yıldır orda bağımsız duruyordu.

Neden Bağdat’ın, Şam’ın, Kahire’nin, Mekke’nin, Erivan’ın, Bişkek’in, Sofya’nın rüyasını görmekten vazgeçtik ki ?

Çok mu zor ?

Madem hayal kuruyoruz bizim olan her yerin hayalini neden kurmuyoruz ?

550 sene geçmiş adam İstanbul’un rüyasını görüyor, biz 90 sene evvelini unuttuk. Musul Kerkük bizimdir diyene de bu adam eskide yaşıyor, hangi yüzyıldayız teranesi ile “ti”ye aldık.

Utanıyor muyuz ??

Korkuyor muyuz ??

Bu kadar mıyız ?

Konstaninapolis zikrullahı ile yatıp kalkan bir yunanlı kadar olamıyor muyuz ? Ah ulan ah Sofya ! Ah ulan Atina sen güzel şehirdin, Ayyıldızlı bayrağım ne güzel dalgalanırdı semalarında diyemiyor muyuz ? Şimdi ezanlar ne güzel okunurdu orda diyemiyor muyuz.

Kimiz biz ?

Beylikten imparatorluğa yürüyen Osmanlının genlerinden hiç mi eser kalmadı. Sinan’ın yaptığı camiler bile yıkılmadı halen.

O genlerin hepsi öldü mü?

Düşleyin, ceddinizin hatırına dedenizin hürmetine top mermisine çocuğunun örtüsünü alıp da saran ninenizin hayrına düşleyin. Sadece hayal kurun. Bulgar’ı Yunan’ı Sırb’ı Hırvat’ı diz çöktürdüğümüzü düşleyin, Ermenistan’ı aradan kaldırıp Türk cumhuriyetleri ile sınırları birleştirip bir bayrak altında toplandığımızı düşleyin. Moğolistan’da başlayan ezanın Viyana’ya kadar susmadan aralıksız okunduğunu düşleyin.

Mekke’ye giderken pasaporta ihtiyaç olmadığını Edirne’ye girer gibi serbest kendi evinin en güzel odasına girer gibi rahat bir şekilde girdiğinizi düşleyin. Bağdat sokaklarında amerikan bombalarının değil Türk iftar toplarının patladığını düşleyin.

Mescidi aksaya gezmeye gittiğinizi ve insanların sizi davet etmek için yarıştığını düşleyin, Cezayir’i gezmeye gittiğinizde gemiden inerken şu sesi duyduğunuzu düşleyin: BARBAROSUN EVLATLARI HOŞ GELDİNİZ.

Mademki başladınız devam edin lütfen. Çocuğunuzun Uluğ Bey uzay araştırma ve gözlem merkezinde çalıştığını ve NASA’nın buradan gelecek veriler olmadan bir iş yapamadığını düşleyin. Kapınızın önünde Mercedes yada BMV ya da Toyata değil bütün her cıvatasına varana kadar Anadolu’nun bir ilinde üretilmiş sipahi adlı Türk malı bir arabanızın olduğunu düşleyin.

Türkçe’nin evrensel bir dil olduğunu, Oxford’un değil gazinin İTÜnün eğitim otoritesi olduğunu, bütün coğrafyamızın süper hızlı trenlerle donatıldığını kendi uçak gemilerimizi jetlerimizi trenlerimizi yaptığımızı hayal edin.

Hani varya Amerika, dünyanın süper gücü! Bir düşünün bize eskisi gibi vergi veriyor. Onların devlet başkanlarının bizim valimize denk geldiği günleri hatırlayın ve yeniden hayal kurun: bir amerikan devlet başkanının, Türkistan’ı ziyaret etmeden bizim tarafımızdan onay almadan koltuğuna oturamadığını düşünün. Fransa’nın iç karışıklığına müdahale ettiğimizi hayal edin, önce Kanuni’yi hatırlayın, müzikli dansı yasakladığı günleri hatırlayın, sonrasında Paris’e hava kuvvetlerimizin intikal ettiğini düşleyin.

Bütün bunlar hayal mi? İmkansız mı? Yoksa zor mu?

Efendiler ağalar bacılar kardeşler bunlar sadece biraz sabır biraz sebat ister, gerisi zaten genetik, zaten gerisi kendisi gelecek. Osman Gazi’nin mezarı Söğüt’teyse torunları Erzurum’da Edirne’de İstanbul’da Diyarbakır’da,sadece Osman Gazi gibi İstanbul’un hayalini kurmayı bilmiyor. Fatih sultan Mehmed  Gebze’de düştüyse yatağa nesli Türkiye’de kol geziyor. Sadece onun gibi hedef kurmayı bilmiyor.

Evet Musul’un Kerküğün değil Bağdat’ın hayalini kuralım, Edirne’de uzun köprüden geçtiğimiz yeter gelin Mostar’ın üzerinde gezdiğimiz günleri düşünelim, Karabağ’da katliamının yasını tuttuğumuz yeter gelin Erivan’da gül topladığımız bahçelerimizi düşleyelim, Türki devletlerle iki devlet tek millet söylemini tarihe gömdüğümüzü tek devlet tek millet diye bahsettiğimizi düşleyelim.

Düşlerimizi geniş tutalım.

Allah için bunu bir deneyin. Bakın toprağa ayak basışınız bile değişecek. Kendi yurdumuzda bile emanet emanet yürümekten bakın nasıl da vazgeçmiş olacaksınız. Utanmayın kendinizi ayıplamayın deli saçması demeyin sadece bir kez olsun bunun hayalini kurun. Bu coğrafyadan yediğimiz ekmek, içtiğimiz su bunların hakkını bizden sorar bir gün.

Karıncaya demişler nereye gidiyorsun. Demiş Allah’ın evi Kabe’yi görmeye gidiyorum. Demişler bu ayakla bu yol bu kısacık ömrünle mümkün değil.

Karınca demiş: olsun göremesem de o yolda ölürüm ya o bana yeter.

Bütün bunlar gerçek olmasa da, en azında bu hayalle ölürüz. Biz göremesek de evlatlarımız bir gün mutlaka görecek. Osman Gazi Orhan Gazi İstanbul’a ayak bile basamadılar ama onun hayali ile yaşayıp torunlarını ona santim santim yaklaştırdılar. Ve nihayetinde 557 yıldır İstanbul bizim. Fethedenler, o fetihte ölenlerden o fethi hazırlayanlardan o rüyayı evlatlarına miras bırakan Eyüp Sultanlardan Ertuğrul gazilere ve daha nicelerinden Allah razı olsun.

Belki bizden sonrakilere içine sığamayacakları bir Anadolu bırakıyor olabiliriz, ama neslimize içine sığabilecekleri engin düşler bırakalım

Ömer Faruk Gündüz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: