Afganistan bir “Tet saldırısı”nın eşiğinde mi?


Türkiye Enstitüsü Amerika Araştırmaları Bölümü Başkanı Dr. Burak Çınar, Enstitü’nün yayın organı olan 21. Yüzyıl adlı aylık derginin Kasım 2009 sayısında yayınlanan “Afganistan Bir Tet Saldırısının Eşiğinde mi?” başlıklı yazısında

1968’de 84 bin askerden oluşan Kuzey Vietnam ve Vietkong birliklerinin Güney Vietnam’a yaptıkları tarihe “Tet Saldırısı” olarak geçen saldırının bir benzerinin Afganistan’da Kabil’ de kapsayacak şekilde gerçekleşebileceğini tartışmıştır.

Dr. Burak Çınar, 14 Ocak 2010’da ise 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün internet sitesi olan http://www.21yyte.org’da yayınlanan yazısında “Amerikan Dış İstihbaratının Güvenilirliği” yazısında, Afganistan’da kısa bir süre önce gerçekleşen ve CIA ajanlarını hedef alan saldırında 2010’un ilk yarısında gerçekleşecek kapsamlı bir Taliban saldırısının habercisi olabileceğini açıklamıştır.

18 Ocak 2010’da Taliban militanları Kabil’de henüz kapsamı çok açık olmayan bir saldırıya geçmişlerdir. Eldeki veriler bunun bir “Tet saldırısı” olmadığını göstermektedir. Ancak olayların akışı konusunda 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Amerikan Araştırmaları Bölümü Başkanı Dr. Burak Çınar’ın olayların akışı konusunda önemli bir öngörüyü gerçekleştirdiği görülmektedir:

AFGANİSTAN BİR “TET SALDIRISI”NIN EŞİĞİNDE Mİ?

Afganistan’da ABD’nin başını çektiği koalisyonun 2001 sonundan beri sürdürmekte olduğu savaş bir çıkmaza girmiştir ve herhangi bir gelecek vaat etmemektedir. ABD’nin Afganistan’da stratejik hedeflere yönelik başarıya ulaşamaması Taliban’ın elini gitgide kuvvetlendirmektedir. Ayrıca ABD’nin doğrudan müdahil olamadığı Pakistan’daki durum da bir cephe gerisi niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla ortam, Taliban güçlerinin yeni ve topyekûn bir saldırı yapabilmesi için gitgide olgunlaşmaktadır. Bu durumda ABD’nin daha önce maruz kaldığı ve Vietnam Savaşı’nda bir dönüm noktası olan 1968 Tet Saldırısı’nı hatırlayarak, Afganistan ile ilgili olan olaylar üzerine tartışmak yararlı olacaktır.

1968 Tet Saldırısı

Kuzey Vietnam birlikleri genel bir saldırı gerçekleşebilmek için, 1967 sonbaharında Güney Vietnam’ın en kuzey kesiminde bulunan Khe Sanh’a saldırarak, buradaki Amerikan ve Güney Vietnam birliklerini kuşatmışlardı. Böylece Amerikan ve Güney Vietnam birlikleri kuzeye odaklandılar ve Kamboçya ile Laos üzerinden sızan Vietkong ile Kuzey Vietnam taburları büyük şehirlerde aynı zamanda muharebeye girdiler.

Tet Saldırısı için takviye edilmiş olan Vietkong taburlarının % 30’u Kuzey Vietnam askerlerinden oluşuyordu. Toplam 84.000 askeri ve gerilla saldırı için hazırlanmıştı ki, bunun çoğunluğunu Vietkong oluşturuyordu. Kuzeylilerin genel stratejisi Amerikalıları şehirlerden dışarı çekerek, çekirdekte kalan Güney Vietnam güçlerinin üzerine gitmekti. Bu sayede düşük yoğunluk çatışma döneminin üçüncü ve son aşamasına gelerek genel bir halk ayaklanması başlatılacaktı. Bunlar sızarak 30 Ocak’ta 44 il merkezinin 36’sına, altı otonom şehrin beşine, 242 ilçe merkezinin 64’üne, 50 mezraya ve aralarında 23 hava üssünün de bulunduğu çok sayıda askeri tesise saldırı başlattılar. Hava üslerine yapılan saldırılarda 58 Amerikan uçağı yok edilirken 280’ine de hasar verildi.[1]

Kuzeyliler genel bir isyan başlatamamış ve oldukça ağır kayıplara uğramışlardı. Bu olumsuzluklara rağmen, Kuzey Vietnamlıların stratejisi siyasi anlamda başarılı oldu. Çünkü stratejik sonuç alabilmek için gerekli etkiyi yapmayı başarmışlardı. Amerikan halkı o zamana kadar televizyonlarda çok sayıda kayıplarla tanışmışlardı. Raporlara göre, Tet Saldırısı haftasının kayıplarının büyüklüğüyle Kore Savaşı’nın ilk yılındaki kayıp sayısına ulaşılmıştı. Mart biterken 3895 Amerikan askeri ölmüştü ki, bu tüm savaş boyunca ölenlerin yaklaşık % 7’siydi. Ayrıca 4954 Güney Vietnam ve 214 diğer müttefik ülke askeri ölmüştü. Bunun karşılığında şehirler kurtarılabilmişti. Ancak şehirlerin kurtarılması sırasında 25.000’ten fazla sivil ölmüş, milyonlarcası da mülteci durumuna düşmüştü.[2] Buna karşılık 58.373 Kuzey Vietnam askeri ve Vietkong gerillası öldürülmüştü. Bu kayba karşı, Güney Vietnam’daki 12.738 mezradan 1000’i komünistlerin kontrolüne geçerken, 17 milyonluk nüfusun da 1,1 milyonu da kuzeylilerin etkisine girmişti. Böylece Vietkong 340.000 daha vatandaş kazanmıştı.[3] Kayıplar etkisini gösterecek ve 1968’de 250.300 mevcutlu olan Kuzey Vietnam Ordusu ile Vietkong toplam gücü, ertesi yıl 236.800’e düşecekti. Tabur seviyesindeki büyük saldırıların sayısı da 126’dan 36’ya gerileyecekti. Ancak küçük çaplı saldırıların sayısı 3795 iken, ertesi sene 3787 olarak sabit kaldı. 1968’de 2559 olan ülkede düzenlenen suikast sayısı 1969’da 6187’ye, 1970’te ise 8191’e fırladı.[4] Dolayısıyla, Tet Saldırısı ile birlikte Amerikan kamuoyu olayları daha yakından takip ettiği için, küçük saldırıların artık daha etkili olduklarını söyleyebiliriz.[5]

Tet Saldırısı ile Kuzey Vietnam askerleri ve Vietkong gerillaları büyük şehirlerin çoğuna girerek büyük yıkımlar yapabileceklerini göstermişlerdi.[6] Dolayısıyla, güvenli bölgeler olarak kabul edilen birçok yer, kısa bir süre içinde Kuzeylilerin etki alanları içine girmiştir. Amerikan ve Güney Vietnam orduları kontrolü yeniden sağlayabilmek için Mart’tan itibaren karşı saldırıya geçerek geniş çaplı harekâtlara giriştiler. Bu harekâtlar başarılı oldu ve Kuzeylilerin ölü kaybı 1968’in ilk altı ayı için 120.000’e ulaştı. Kuzeyliler bu saldırıda en iyi savaşçıların olduğu kuşağı yitirmişlerdi.[7] Vietkong’un gücünün azalmasıyla da bundan sonraki savaşlarda düşük yoğunluklu çatışmaların oranı azalırken, konvansiyonel savaş niteliği artmaya başladı.[8] Ancak bunun karşısında müttefiklerin muharebe kayıpları da 24.000 ölüyü bulmuştu.[9] Ve karşı saldırı, Tet Saldırısı ile gelen etkiye sahip olamamıştı.

Tet Saldırısı, taktik alanda başarısız gözükmekle birlikte stratejik alanda gereken etkiyi yapmıştı. Kısa vadeli etkisi doğrudan Amerikan iç siyasetine yansıdı. Şubat 1968’de artık tamamen gözden düşen Savunma Bakanı Robert McNamara yerini Clark Clifford’a bırakarak Dünya Bankası’nın başına geçti. Başkan Lyndon Johnson bir sonraki seçimlerde adaylığını koymadı. Görevde dört yıl daha kalması beklenen Vietnam’daki Amerikan Ordusu Başkomutanı General William Westmoreland anavatana çağrılarak, 1972 Haziran’ına kadar Kara Kuvvetleri Komutanı atandı.[10] Yerine ise General Creighton Abrams getirildi. Richard Nixon başkan seçildikten kısa bir süre sonra “Vietnamlılaştırma” programını yürürlüğe koydu ve önce Amerikan birliklerini yavaş yavaş batıdaki yüksek alanlardan doğudaki deniz kıyısına yakın bölgelere, üç buçuk sene içinde de Vietnam’dan tamamen çekti. Güney Vietnam Ordusu, Amerikalılardan devraldıkları bölgelerde artık konvansiyonel savaş içinde karşıladıkları Kuzeylilere karşı ancak iki sene kadar dayanabildiler. 1975 yazına girilirken Kuzey Vietnam tankları Saygon’a girmiş, savaşın dönüm noktası olan Tet Saldırısı ile başlayan düşüş, bölgedeki Amerikan çıkarlarının sonunu getirmişti.[11]

Afganistan’daki Çatışmaların Boyutu Ve Seyri

Afganistan’daki çatışmaların gün gittikçe yoğunlaştığı görülmektedir. 2001’den beri devam eden savaşta beraberlik durumu hâkimken, Amerikan Ordusu’nun girişim üstünlüğü kaybetmeye doğru gittiği görülmektedir. Taliban güçlerinin etkinlik alanıyla birlikte, kontrol ettiği bölgeler de genişlemekte, buna paralel kaynak hâkimiyeti artmaktadır. Amerikan askerlerinin birçok bölgede kontrol noktaları ve devriye güzergâhları dışında üslere hapsolmuş olmalarının getirdiği sosyal ve psikolojik sorunlar da huzursuzluk yaratmakta, askerler içindeki suç ortamını artırmaktadır.[12] Bunlar, savunmada olan Taliban’ı kısa bir süre içinde gücü saldırıya sevk edebilecek gelişmelerdir.

Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, Taliban’ın yükselişini ABD ve müttefiklerinin Afganistan’a daha fazla birlik göndermemesine bağlamıştır. Gates’in görüşü kısmen doğrudur. Bölgeye ne kadar fazla birlik yığılırsa kontrol edilen bölgeler de o derece artar. Ancak bir savaş içinde verilecek kayıplar göze alınmadıkça sadece birlik yığmakla gerilla savaşına karşı koymak anlamsızdır. Bununla birlikte Batılı ülkeler şu ana kadar verdikleri kayıplara bile ağır gözüyle bakmakta ve kamuoyları bu durumdan rahatsız olmaktadır. 2009 Ekim’ine gelindiğinde Afganistan’da NATO komutanlığı bünyesinde 40 ayrı ülkeden asker görev yaptığını görmekteyiz. 2009 yılının başından Ekim’e kadar ölen 379 askerin 220’si Amerikan, kalan 159’u ise diğer ülke askerleridir.[13] Kayıpların artışıyla birlikte Taliban’ın halk üzerindeki etkisi de artmıştır. Taliban’ın Afganistan’ın bölgelerindeki etkisi, 2007’de 54 % iken, 2008’de 72% ve 2009’da da % 80 olmuştur.[14]Taliban’ın etkinliği halkın elektrik ve temiz su ihtiyacı gibi stratejik ihtiyaçlarının karşılamasını zorlaştırmaktadır.[15] Batılı ülkelerin Afganistan’a birlik gönderme konusundaki girişimleri ise kamuoyu baskısı nedeniyle sınırlanmaktadır. Yetersiz kalan ABD ve müttefikleri halkın üzerindeki etkisini ve güvenilirliğini kaybetmektedirler. Bu konu bölgede görev yapmakta olan generalleri endişelendirmekte, Gates’i ise sıkıştırmaktadır.

Afganistan’da Taliban’ın kontrol ettiği bölgelerin genişliğinin yanısıra, şehirlerde eylemlerin yapılması ve üslere tacizlerde bulunulması gibi konular, otorite boşluğunu, yerel güçleri atlatmanın kolay olduğunu ya da halk kullanılarak stratejik ya da taktik hedeflere sızılabileceğini göstermektedir. Mullen ve McChrystal’in sürekli asker takviyesi istemelerinin altında da bu korku yatmaktadır.

Toplu Saldırı Aşamasına Geçiş

Gerillaların müstahkem mevkilere topluca yaptıkları saldırılar, genellikle bölgelerdeki kontrol noktalarında kurulmuş karakollara yöneliktir. Bu tarz saldırılar taktik amaçlı olup, Düşük Yoğunluklu Çatışma’nın ikinci aşamasında vuku bulmaktadır. Bu tarz saldırılarda çarpışmalarda her iki tarafın kaybı da artar. Amerikan Ordusu’nun Afganistan’da etki bölgesini geliştirmek için kurmuş oldukları İleri Harekât üsleri güvenliği sağlama açısından önemli bir yere sahiptirler. Buralara yapılacak saldırılar başarıya ulaşırsa Amerikan savunma bölgelerinde gedikler açılacağından gerillaların sızmaları ve dolayısıyla halk üzerindeki etkilerini artırmaları kaçınılmaz olur. Bu mevkilere saldırabilmeleri için, gerillaların bölgede halk desteğini almış olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bu tip toplu saldırılar, halkın sindirilerek gerillaların yanında yer alarak insan gücünü ve yerel lojistik desteğini artırma aşamasından sonra gelmektedir.

Taliban 2008’deki çıkışıyla birlikte, iki yıl içinde Düşük Yoğunluklu Çatışma’nın ikinci aşamasına geçecek güce gelmiştir. Etki yaratabilecek toplu saldırılara henüz ve sınırlı olarak girişmektedir. Bununla birlikte Afganistan’daki karakol baskınları henüz yoğunlaşmış değildir. Bugüne kadar etkili tek bir baskın söz konusu olup, o da tarihinde meydana gelmiş ve uluslararası kamuoyunun dikkatlerini bir anda Afganistan’a çekmiştir.

Amerikan Ordusu’nun sonradan verdiği bilgiler, Nuristan’ın Kamdesh bölgesindeki karakol baskınına katılan Taliban savaşçılarının sayıları 100 civarında olup, bunların üçte birinden fazlasının öldürüldükleri yönündedir.[16] McChrystal’in sekiz yıllık savaşın Afgan Halkı’nı bıktırdığını söylemesi de bu bağlamda önemlidir.[18] Çünkü Amerikalıların savaşı kazanamayacağını gören Afgan Halkı’nın büyük bir bölümünün bir anda Taliban’ın yana kayma ihtimali savaş uzadıkça yükselmektedir. Bölge valisinin açıklamasına göre, kendisinin görevde olduğu son on ay içinde sivillere zarar veren hiçbir Amerikan bombardımanının yaşanmamış olması da dikkat çekicidir.[17] Buna rağmen Taliban’ın bölgede toplu harekât yapabilmesi, McChrystal’in sivillerin gönlünü kazanmaya yönelik stratejisini o bölge için ayyuka çıkarmıştır. Demek ki, Taliban Kamdesh civarında otoriteye sahip olup, halkın desteğinin çoğunu kazanmıştır. Bu durumun hüküm sürdüğü bölgelerde bir süre sonra halkın isyan için yönlendirilmesi beklenmelidir.

Nüfus yoğun bölgelerden uzak olduklarından, İleri Harekât üslerinde askerlerin halkla ilişkisi sınırlıdır. Ancak Amerikan Ordusu’nun etki alanını geliştirirken, buralarda konuşlu çok sayıda asker için psikolojik ve sosyolojik açılardan zarar görmektedir.[19] Ayrıca bu askerler istihbarat toplamakta da sorun yaşamakta ve keşif devriyelerinde de pusu riskiyle karşılaşmaktadırlar. Dolayısıyla, buralarda savunmada olan askerlerin psikolojik yönden zarar görmeleri, en ileri mevki oldukları içinde lojistik ve destek sorunları yaşamaları, girdikleri çatışmalardaki kayıp oranlarının artmasına neden olmaktadır.

Toplu saldırı aşamasının hedefi halkı isyana yöneltmektir. Ancak bu aşamaya geçiş zordur. Vietnam Savaşı’nda bu aşama başarılamamıştı. Buna rağmen savaşı medyadan takip eden Amerikan kamuoyunun desteği gitgide düşmüş ve savaş karşıtı hareketler de askerlerin toplu ölümlerinin hız kazandığı döneme paralel olarak artmıştı. Bu durum, orta vadede ABD’nin Vietnam’daki macerasının sonunu getirmişti.

Afganistan’da da benzeri bir durum söz konusu olabilir. 2009 Ekim’indeki Associated Press-GfK araştırmasına göre, aynı yılın Temmuz’unda % 44 olan halkın savaşa desteği % 40’a inmiştir. Cumhuriyetçilerin % 69’u yeni birliklerin gönderilmesini isterken, Demokratların % 57’si buna karşı gelmektedir.[20]Afgan güvenlik güçlerinin güvenliği sağlamada sorumluluğu üstlenmesi 2013-2014 gibi beklenilmektedir. Ancak bu kuvvetler savaşabilirlik açısından istenilen düzeyden uzaktır. Afgan İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Zemarai Beşari günde altı ile on arası Afgan Polisi’nin yaşamını yitirdiğini ve 559 Afgan Polis biriminden sadece 24’ünün uluslararası yardım almadan göreve hazır olduğunu düşündüklerini söylemiştir. Amerikan’ın Afganistan’ın Yeniden İnşası Özel Başmüfettişliği’nden yapılan açıklamaya göre ise, Afgan Ordusu’ndaki 123 birimden 47’sinin bağımsız olarak çalışabilecek şekilde göreve hazır durumdadır.[23] Dolayısıyla Obama’nın Afganistan’a bakışı hem halkının, hem de kendi partililerinin görüşleriyle çelişmektedir. Buna rağmen Afganistan’a yeni birlik göndermekte kararlı olan Obama’nın bu niyeti biraz olsun sınırlanacaktır. Ortaya çıkan bu boşluğu Afgan güvenlik güçlerinin dolduracağı umulmaktadır. [21] McChrystal’in planına göre Afgan güvenlik güçlerinin sayısı 200.000’den 400.000’e çıkartılacaktır.[22]

Taliban’ın halk üzerinde etkisinin artması, aynı zamanda El Kaide’nin bölgeye yeniden yayılması demektir. Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı General James L. Jones El Kaide’nin etkisinin azaldığını ve Taliban’ın tekrar güçleneceğine inanmadığını söylemiş, El Kaide’nin Afganistan’da 100 kadar savaşçısının kaldığını ve bunların Afganistan’da üs edinemediklerini, dolayısıyla Batı’ya yönelik saldırılar gerçekleştirme kabiliyetlerinin kalmadığını belirtmişti. Ancak bazı uzmanlar El Kaide’nin Doğu Afganistan ve Pakistan’da “Gölge Ordu” olarak saldırılarda bulunduklarına inanmaktadırlar.[24]Gates’e göre Afganistan Taliban’ın eline düşerse, El Kaide’nin yaşam sahası kazanarak, elde edeceği kaynaklarla yeniden güçlenecektir.[25]

Sonuç

Vietnam ile Afganistan savaşları arasında birçok benzerlik söz konusudur. İkisi de gerilla taktiklerinin uygulandığı düşük yoğunluklu çatışmalardır. Her ikisinde de savaş ülke sınırlarının dışına taşmaktadır. Vietnam’da harekâtların Laos ve Kamboçya’ya taşması gibi, Afganistan Savaşı da Pakistan’ın kuzey bölgelerine sıçramış bir halde devam etmektedir.

Kuzey Vietnam’da General Nguyen Giap’ın yönettiği taktik ve stratejik saldırılar kuzey kesiminin dokunulmazlığına dayanıyordu. Yoğun bombardıman seferleri haricinde Kuzey’e yönelik ciddi bir saldırı olmamıştır. Bu rahatlık Taliban için söz konusu değildir. Ancak Taliban’ın da başka avantajları vardır. Taliban, Pakistan’daki aşiretler bölgesinde üslenebilmektedir. Kuzey Vietnam gibi bir ülkeye sahip olmamasına rağmen, lojistik desteğini yerel kaynaklardan şekilde sağlayabilmektedir. Ne de olsa, Taliban’ın savaşçıları 1980-1988 arasında süren Sovyetlerle savaş bu kaynakların yaratılması konusunda deneyim kazanmıştır. Bu yüzden sekiz yılı aşan savaşta Amerikan Ordusu’na karşı etki sağlayabilmektedirler. Bu durumu yerel desteğin kuvveti ve Afganistan’ın on yıllardır sürekli savaş ortamında olmasının yanısıra, el altından yapılan silah satışına ya da yardımına da bağlayabiliriz. Bunun için gereken kaynak, çoğunlukla Helmand ilinde bulunan haşhaş tarlalarından sağlanmaktadır.

İyi savaşçılara ve kaliteli bir lider kadrosuna sahip olan Kuzey Vietnam Ordusu, on binlerce düzenli asker ve gerillayı Güney’de savaşa sokabiliyordu. Dolayısıyla çok sayıda kayıp vermelerine rağmen Amerikalılara taburlar halinde saldırıyorlardı. İyi ve savaşçı bir lider kadrosuna sahip olduğunu gördüğümüz Taliban, bugünün şartlarında kalabalık saldırılara çok fazla kalkışmayabilir. Ancak bunu ileride de bulunamayacağı şeklinde yorumlamak yanlış olur. Birçok bölge Amerikan istihbaratının denetimi dışında kaldığı anda, Taliban’ın da benzer bir harekette bulunacağını göz önünde bulundurmak gerekir. Bununla birlikte istihbaratın analizini de iyi yapmak gerekir. Tet Saldırısı da alınan istihbarata rağmen yapılmıştı.

Karşı tarafın sayısal gücü yeterli olduğu takdirde, Amerikan Ordusu’nun ihtiyaca göre yavaş yavaş birlik artırmasının fazla bir anlamı olmadığı görülmektedir. Vietnam’da 1963’te 10.000 civarından başlayan, 1965’te 100.000’i aşan ve 1968’de de 500.000’e ulaşan bu artış, düşmanın Tet Saldırısı gibi muazzam bir harekâta girişmesini engelleyememişti. Afganistan’da da aynı artış sistemi söz konusu olup, iki yılda birliklerin ikiye katlanmasına rağmen aynı dönemde olaylarda ve kayıplarda yaşanan inanılmaz tırmanış, Vietnam’ı çağrıştırmaktadır. Bunun düşmanın kontrolündeki bölgelerde bir “askere alma sistemi”nin olduğuna ve buna paralel gerilla sayısında da benzer bir artış yaşanmasına bağlayabiliriz. Eğer asker artırımı belli bir genel harekât planı dâhilinde sürpriz bir şekilde yapılarak, akabinde de beklemeden topyekûn bir temizlik harekâtına girişilirse o zaman etkili olur. Ancak siyasî ve askerî açıdan mümkün olsa bile, başarılı gerilla savaşlarının verildiği bölgelerin ortak özellikleri olan coğrafî zorluklar böyle bir hareket için gereken muazzam lojistik ihtiyacının hazırlanmasını da engellemektedir.

Tet Saldırısı benzeri genel saldırı hareketleri Afganistan’da da olabilir. Çünkü Taliban’ın tek elden yönetilen bir gerilla kadrosunun emrinde yeterli savaşçı sayısı bulunmaktadır. Burada zor olan kitlesel Taliban sızmalarını Amerikan istihbaratının tespit imkânının Vietnam’dakine oranla çok daha yüksek olmasıdır. Buna rağmen, şehirlerde gerçekleşecek eylemler zamana yayılarak yapılırsa, başarı ihtimali oldukça artabilir. Karşı istihbarat başarılı olsa dahi, muharip Amerikan birliklerinin sayısal yetersizliğinden dolayı genel bir gerilla saldırısı amaca ulaşabilir. Ancak Afganistan’da bu şekildeki bir topyekûn saldırının Tet’teki kadar muazzam bir yaygınlığa ulaşması yine de zordur. Buna rağmen Amerikan Ordusu’nun bölgeden çekilmesi için gerekli etkiyi yaratacağını söylemek mümkündür.

2009 Sonbaharı’na gelindiğinde, Taliban’ın ülkenin çoğunda artan etkisi Düşük Yoğunluklu Çatışma’nın ikinci aşamasına geçilmek üzere olduğunu göstermektedir. Bu dönemde karakol baskınları gibi daha kitlesel eylemler beklenebilir. Karakol baskınları mutlaka Amerikan Ordusu’na, Afgan Ulusal Ordusu’na ve NATO güçlerine daha fazla kayıp verdirecektir. Ama saldıranın da ateşgücü karşısında muazzam kayıp vereceği bu tarz saldırılar Taliban içinde risklidir. Dolayısıyla Taliban’ın Vietnamlılar gibi yoğun taktik saldırılar yerine, daha stratejik saldırılara yönelmesi mümkündür. Bu durumda üslerde ve şehirlerde çıkartılabilecek karışıklıkların yaratacağı genel bir anarşi ortamı, Taliban’ın daha az kayıpla daha fazla başarı elde etmesini sağlayacaktır. McChrystal’in, Irak’ta yapılanın aksine sivil kayıplara son derece özen göstermesi de Taliban saldırılarının şehirlerdeki müttefik güçlerin askerlerine yönelmesini kolaylaştırmaktadır. Kaldı ki, şehirlerdeki intihar saldırıları ve bombalamalar da sürmektedir. Bütün bunlara dayanarak yakın bir gelecekte Taliban’ın çok çeşitli şekillerde eylemleri yoğunlaştırarak savaşa devam edeceğini, bu sayede kargaşa ortamını hızla geliştireceğini söyleyebiliriz.

Afganistan’da Tet etkisine sahip bir saldırı olursa -ki 1983’te Lübnan’dai Amerikan Deniz Piyadeleri kışlasına yapılan bombalama böyle bir etkiye sahip olmuştu- ABD’nin bölgeden çekilmesinin de önü açılır. Afganistan’daki şartlarda karşılaşılabilecek böyle bir durumun oldukça hızlı bir çekilişi getireceğine de dikkat çekmek gerekmektedir. Eğer geniş çaplı bir Tet gerçekleşirse, Taliban hedefine ulaşabilir ya da ulaşamaz. Her iki ihtimal dâhilinde, bunun Amerikan Ordusu üzerindeki etkisinin sarsıcı olacağı gerçeği de yadsınamaz. Burada tek fark, böyle girişimlerin sonucunda tecrübe edilmiş çekilme stratejilerinin uygulanabilirliğinin Afganistan şartlarında güç olmasıdır. Yani “Vietnamlılaştırma” ya da “Iraklaştırma” programları gibi bir “Afganlaştırma” programının yoğun bir şekilde ortaya konması pek olası değildir. Aksine lojistik yetersizlikler ile birlikte ABD’nin en önemli üslerde karşı karşıya kalacağı durum felaketle sonuçlanabilir. Başka bir deyişle, Tet’ten öteye giderek Fransızların 1954’te Dien Bien Phu’da yaşadıkları hezimetin bir benzerini, ABD’nin de Afganistan’da yaşaması mümkündür.

Dr. Burak ÇINAR / 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü ABD Araştırmaları Bölümü Başkanı

—————-

[1] Michael Clodfelter, Vietnam in Military Statistics, Jefferson, McFarland, 1995, s.128-129.

[2] George C. Herring, Vietnam: An American Ordeal, St. Louis, Forum Press, 1980, s.8.

[3] Clodfelter, a.g.e. s.135.

[4] Clodfelter, a.g.e. s.236.

[5] Clodfelter, a.g.e. s.151.

[6] Arnaud de Borchgravehttp://www.washingtontimes.com/news/2009/sep/14/growing-risk-of-a-taliban-offensive//print/ (02.10.2009)., “Growing risk of a Taliban offensive”, The Washington Times, September 14, 2009,

[7] Clodfelter, a.g.e. s.135.

[8] Harry G. Summers, Jr, Historical Atlas of the Vietnam War, New York, Houghton Mifflin, 1995, s.130.

[9] Clodfelter, a.g.e. s.135.

[10] Bruce Palmer, Jr, The 25 Year War: America’s Military Role in Vietnam, Lexington, Da Capo, 1984, s.91. Westmoreland’ın terfi ettirilmesi, aslında Pentagon’un itibarı açısından başarısızlığının saklanması olarak açıklanabilir. McNamara’nın Johnson tarafından Dünya Bankası’na başkan yapılması da aynı şekilde düşünülebilir.

[11] CSIS’ten Anthony Cordesman’in Vietnam, Irak ve Afganistan savaşları arasındaki benzerliğri vurgulaması bu açıdan oldukça önemlidir. Gary Thomas, “Afghan War Draws Comparisons to Vietnam”, VoA, 08 October 2009, http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/10/mil-091008-voa17.htm (23.10.2009).

[12] “Mühendis Çağrı Doğal Gül’ün İzlenimleri”, ikili görüşme, Ankara, Temmuz 2009.

[13] “Eight Years in, Obama Weighs Afghan Options”, Associated Press, October 07, 2009,

http://www.military.com/news/article/eight-years-in-obama-weighs-afghan-options.html?ESRC=eb.nl

[14] Heather Maher, “Gates, Clinton Present Common U.S. Policy Front On Iran, Afghanistan”, Radio Free Europe, October 06, 2009, http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/10/mil-091006-rferl04.htm

[15] “US Finds Problems With Training Afghans”, Associated Press, October 08, 2009, http://www.military.com/news/article/us-finds-problems-with-training-afghans.html?ESRC=eb.nl (23.10.2009).

[16] Bill Roggio, “Dozens of Enemy Killed in Afghan Battle”, Long War Journal, October 06, 2009, http://www.military.com/news/article/dozens-of-enemy-killed-in-afghan-battle.html?ESRC=eb.nl

[17] Sabrina Tavernise ve Sangar Rahimi, “Attacks on Remote Posts Highlight Afghan Risks”, New York Times, October 4, 2009, http://www.military.com/news/article/us-finds-problems-with-training-afghans.html?ESRC=eb.nl

[18] Jennifer Glasse, “General McChrystal: Success in Afghanistan is Not Assured”, VoA, 01 October 2009, http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/10/mil-091001-voa10.htm (23.10.2009).

[19] Tim Hsia, “After the Attack”, New York Times, October 5, 2009, http://atwar.blogs.nytimes.com/2009/10/05/after-the-attack/

[20] “Formal request for more troops in Afghanistan sent to Obama”, Associated Press, October 7, 2009,

http://www.nypost.com/p/news/international/formal_request_for_more_troops_in_T1qwlwdYa2y9hRNGuIGslI (07.10.2009).

[21] Donna Miles, “Petraeus Cites Need to Reverse Insurgency”,American Forces Press Service, Oct. 7, 2009,

http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/10/mil-091007-afps04.htm

[22] “US Finds Problems With Training Afghans”, Associated Press, October 08, 2009, http://www.military.com/news/article/us-finds-problems-with-training-afghans.html?ESRC=eb.nl (23.10.2009).

[23] “US Finds Problems With Training Afghans”, October 08, 2009, Associated Press, http://www.military.com/news/article/us-finds-problems-with-training-afghans.html?ESRC=eb.nl (23.10.2009).

[24] “Al-Qaida’s Afghanistan Presence Fading”, 10meters.com, October 07, 2009,

http://www.military.com/news/article/al-qaidas-afghanistan-presence-fading.html?ESRC=eb.nl(23.10.2009).

[25] Heather Maher, “Gates, Clinton Present Common U.S. Policy Front On Iran, Afghanistan”, October 06, 2009, http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/10/mil-091006-rferl04.htm

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: