Türk İran tarihinin çarpıtılması


İran tarihi Türklerin tarihidir

Günümüzde Şii hilali olarak Amerikan stratejisini yazdığım yazıda asıl emperyalist planın Şiilik boyutuyla İran tarihindeki Türk yanının maskelenmesi olgusu olduğunu belirtmiştim. Bu olgu Türkiye’de de Sünni politikacılar ve Türk-İslam sentezcileri eliyle Türk-İran tarihinin ve Türk-İran devletinin Türklük içinde sayılmaması noktasına getirilmiştir. Kavram olarak Türk-İran tarihi dediğimizde sanki İran’daki Türklerin tarihi gibi ele alınmamaktadır. Oysa İran’ın tarihi Türklerin tarihidir. Bu en azından son bin yıldır devam eden bir Türk devletleri silsilesinin ve Türkleşmesinin tarihidir. Bu boyutuyla olayı ele aldığımızda, Kıvılcımlı’nın da vurguladığı gibi her uygarlık bir barbar akım tarafından yıkılarak, bu barbar akım ile bir Rönesans oluşturarak bu ölmek üzere olan uygarlık tekrardan canlandırılır. Bu özellikle de İran ve Turan tarihi denkleminde somut olarak 3000 yıldan beri sürekli işleyen bir süreçtir.

Bu süreç, doğal olarak devletlerin ömürlerinin, gelişme ve yıkılmalarıyla son buldukları gibi; uygarlıkların da gelişme ve ölme noktasında Rönesans biçiminde, yeniden dirilme tarzında olan bir süreçtir. Ama bunların yanında etnisite de aynı biçimde belirli dönemlerde ortaya çıkan ve daha sonra gelişen ve sonra da tükenen bir süreçtir. Bunu Gumulev’de de çok net görebiliriz.

Bu boyutuyla İran tarihine baktığımızda karşımıza bin yıldan beri süreklenen tarihlerle, sürekli Türkleşen ve Türklüğü pekişen bir tarihle karşı karşıya kalırız.

Ama Kaçar ordusunun Kazak subayı Rıza Han’ın Kaçar iktidarını İngilizlerin desteğiyle yıkmasıyla bin yıllık Türk tarihi reddedilerek; İran’ın Fars bir devlet olduğu, dilinin Fars olduğu zorlaması getirilmiştir. Buradan sonra da İran ulusal modern devletini kurmak için Türk Şahsever kabileleri federasyonu toprağa yerleştirilmiş ve bu toprağa yerleştirmeden sonra askeri iktidar yapıları çözümlenerek bütünüyle Türklük zulme uğratılmıştır.

Bunu ikinci bir yazıda ele alacağız. Ama kısaca burada ileri sürdüğümüz tezi algılamak için tarihin çarptırılmasına ve emperyalist yoruma bakmak noktasındayız.

İran tarihinin ana hatları

İran’ın Türkleşmesine katkıda bulunan Türk kumandan ve devlet adamlarından başlıcaları (soldan sağa ilk sıra) Cengiz Han, Gazneli Mahmut, (ikinci sıra) Nadir Şah ve Şah İsmail.

İran tarihi dediğimiz noktada, tarihin kayıtlarıyla başladığı yer Medler’in İran’a girişleridir. Medler’in kuzeyden İran’a girişleri ile İran’daki ilk yaklaşım, MÖ 750 yıllardan önce gelen Medlerin üzerine Persler doğudan ve kuzey doğudan akın yaparak İran’ın yerleşikleri olmuşlardır. Ve Perslerin oluşturdukları iktidar ünlü Daryus, Kuryus ve Ksarkes gibi Pers krallarının Yunanlılarla savaşlarıyla, Yunanlılar tarafından tarihiyle sürmüştür. Diğer taraftan ise bu doğu kayıtlarında bununla ilgili bir tarihsel olgu söz konusu değildir. Ta ki 20. yy’a kadar. İncil’de var olan bazı Daryus, Kuryus gibi isimlerin ise köksel olarak Perslerle ilişkisi kurulamamıştır.

Perslerin MÖ 750 ile MÖ 500 arasında İran’da kurduğu bu iktidar İskender’in bütün bu bölgeyi fethetmesiyle yıkılmış ve Makedonlaşmıştır. Yani Makedon Barbarları önce Yunanları Anadolu’yu ve daha sonra İran’ı fethederek yeni bir Rönesans yaratılmış ve Pers uygarlığını yıkarak onun yerine Makedon aşısıyla yeni bir uygarlık oluşturmuştur. Bu uygarlık da Doğu’da uzun süre kayıtları bulunan Helenistik Çağ diye çarpıtılmış olarak verilen aslında Makedon aşısının oluşturduğu dönemdir. Bu dönem de Selevkoslarla devam etmiş ve MÖ 2. yy’a kadar sürmüştür. MÖ 2. yy’da İran tarihinde önemli bir olay olmuş, bugünkü Türkistan ve Horasan bölgesinde yaşayan Dahe, Part ve Saka gibi topluluklar İran’ı fethederek İran’da tarihsel devrimleri oluşturmuşlardır. Yani İran’ı Selevkos Makedon iktidarını yıkarak bunun yerine Turanlı bir İran toplumu oluşturmuştur. Ve bu yapıda 400 yıl kadar sürmüştür. MÖ 225’le MS 225 yılları arasında 400 yıl kadar bir sürede Partlar iktidarda kalmıştır. Bunların doğu kesimindeyse Saka’lar İran’ın doğu kesimini fethederek bu bölgede Sakaistan, Seistan ismini alan bir etnik yapı geliştirmiştir. Yani hem İran’da Partlar hem Sakalar esas olarak Orta Asya Türk kökenli toplulukların İran’a ilk erken akınlarıyla İran etnojenezinin Türkleştirdiği ilk süreçlerdir.

İran’ın Türkleşmesi

ve İslamlaşması

Bunu takip eden dönemde Fars bölgesinde kendilerinin İran-Pers kökenli olduğunu ileri süren Sasani ailesi çıkmıştır. Fakat Sasani hanedanı ile son Persler arasındaki zaman farkı açısından bakarsak, bu süreçte 750 yıl sonra bir hanedanın ortaya çıkarak “biz eski Perslerin devamıyız” demesi etnojenez bilimi için bütünüyle yanlış bir olgudur. Çünkü her etnos da doğar, gelişir ve ölür. Bu anlamda Pers etnosunın esas olarak Makedonların buraya baskınıyla tarihsel devrimi sonlanmış ve daha sonra ölmüş, daha sonra bunların nihai olarak da yok oluşu ise Sakaların ve Partların İran’ı fethetmesi ve Turanlaştırmasıyla olmuştur. Bütün etnik, yapı değiştirilmiştir. Buna rağmen bu yapıyı, 750 yıllık süreci yok sayarak Sasanilerin Persler olduğunu ileri sürmek, etnojenes bilimine de aykırı bir noktadır. Sasanilerin 400 yıl kadar iktidarda kalmasından sonra yine bir Türk-Turan topluluğun akınlarıyla ortadan kaldırılmıştır. Yani bunların MS 200 ile MS 500 arasında gerek Kafkasya’ya girerek bugünkü Azerbaycan dediğimiz Batı İran’a gerekse Doğu İran’a girerek burada Sasanileri yıktıklarını bilmekteyiz. Akhunlar ya da Kızılhunlar veya İran Hunları dediğimiz topluluklar İran’a Partlardan sonra ikinci Türkleşme aşısını yapan topluluklardır.

Bu dönemden sonra Arapların Müslümanlıkla, bir tarihsel devrimle, ortaya çıkması ve bunların İran’ı fethetmesi olgusu İran’daki bölgenin Müslümanlaşması ve Araplaşmasını getirmiştir. Emeviler ve Abbasiler sonrası Arapların iktidarı Buikler ve Leylenlilerin kuzeyden gelerek Doğu İran’ı fethetmesiyle Abbasi kökenli iktidarın yıkıldığını ve İranlı Şia’nın doğduğunu görmekteyiz.

Türkistan’da ise Tacikleşme dediğimiz olgu yani Arapların İran’ı fethetmesiyle ortaya çıkan etnosun ismi artık Tacik olmuştur. Tacikler de Samani devleti ile İran’da ve Türkistan’da Araplar sonrası iktidarda kalmıştır. Taciklerin iktidarında askeri gücü Türkler oluşturmuştur. Bu Türklerin oluşturduğu askeri güç iktidarı alarak meşhur Gazneliler devleti ortaya çıkmıştır. Gazneli devleti Gazneli Mahmut’la bilinmektedir. Gazneli devleti aslında İrani kökene dayanmakla birlikte gerçekte İrani kökenle hiçbir ilgisi olmayan bir olguydu. Firdevsi’ye Şehname’yi yazdırarak eski İran Krallar kitabı isimli efsaneleri toparlayarak Gazneli Mahmut Orta Asya’daki Türklere karşı kendini İrani kimliğe dayandırma çabasına girmiştir.

Bunu takip eden dönemdeyse Türklerin Orta Asya’dan İran’a girerek, İran’a Selçuklular aracılığıyla Oğuz akınlarının girdiklerini görmekteyiz. Keza Oğuz akınlarıyla beraber Akhunların devamı olan Guviller, Oğuzlarla beraber Oğuzlar ve Oğurların birlikteliği İran’a girerek İran’dan Anadolu’ya kadar girerek bu bölgeyi Türkmenleştirmişlerdir.

Keza Kafkasya’dan da Selçuklu Türkmenleri gelerek bu bölgedeki eski Müslümanlaşmış Oğurlar olan Hunlar üzerinde egemenlik kurmuşlardır. Bu bölgede bütünüyle Hun Türkleriyle onu takip eden Oğuz-Selçuklu Türklerinin oluşturduğu bir yapı ortaya çıkmıştır. MÖ 600’lerde Hunların İran’a girmesi ve Hun Türklerinin devamı olarak daha sonra 900’lerde Selçuklu Türklerinin, Oğuzların, İran’a girmesi, İran’daki bütün etnik yapıyı ve toprak yapısını ve ikta yapısını belirlemiştir. Orta Asya Oğuz Yabguları, İran’da İran şahları olmuş ve Farsça konuşmuşlardır. Bu ileri dil ve ileri kültürün geri toplum tarafından benimsenmesi olgusudur. Ama burada Türklük aşısı da İran’a girmiş ve İran ve Anadolu bu süreç içerisinde Türkleşmiştir.

Selçuklular sonrası dönem

Selçuklular sonrası yine Kuzeyde Partların bulunduğu bölgeden Horzemler, Harzemşahlar, Kıpçak ve Kantlı Türkleri bu bölgeye tekrar girmiştir. Ve bu bölgede Türklüğü bütünüyle yeniden pekiştirmişlerdir.

Bunu takip eden dönemde13 yy’da İlhanlıların yani Cengiz Tatarlarının büyük bir akınla İran’a ve Anadolu’ya girdiklerini görüyoruz. Ve burada önemli olanı bu Tatar kabilelerinin yanında Karakoyunlu ve Akkoyunlu kabilelerini oluşturacak Doğu Türkmen kabilelerini Selçuklulardan sonra ikinci Türkmen akını olarak Anadolu ve İran’a getirmişlerdir. Ve bu süreci takip ettiğimiz dönemde İlhanlıların yıkılması sonrası Celayirler, Suyitler, Hoyratlar gibi kabileler İran’da 15 yy’a kadar İran’ı yönetmişlerdir. Ve İran’da toplumsal yapıyı ve toprak yapısını Selçuklular ve İlhanlılar belirlemiştir. Selçukluların merkezi otoriteye bağımlı ikta sisteminin yanında İlhanlılar ise yerel otoritelerin öne çıktığı ve halkın bu yerel otoritelere bağlı olarak yarı serfleştiği köleciliğe yakın bir sistem oturtmuşlardır.

Bunu takip eden dönemde İlhanlıların Celayir kolu 1400’lü yıllarda buraya egemenken Timur akınları Çağatay Tatarları bölgeyi tekrardan fethetmiş ve Timur akınları Doğu Anadolu ve İran’ı fethederek tekrar Doğu Türklerini bu bölgeye taşımış ve bu bölgeye yerleştirmiştir. Timur’un oğlu Şangru bu dönemde iktidarda kalmış ve ondan sonraki dönemde ise İlhanlılarla beraber gelen ve kabileler olarak Celayirliler döneminde devam eden Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri İran’da sırasıyla iktidar olmuştur.

Şah İsmail ve Safeviler dönemi

Bunu takip eden dönemde 1500’lü yıllarda Akkoyunlu ailesinden gelen Şah İsmail soyu Safeviler iktidara gelmiştir. Ve Safavileri iktidarda tutan gruplar ise Şahseverler ismi verilen Anadolu’dan Rumlu, Şamlu, Tekeli, Avşarlı, Kaçarlı gibi Oğuz kabileleridir. Daha önceden Hunlar zamanında gelen Kıpçak, Kantlı, Kaçar, Kalaç gibi kabileler de bunlara katılmış ve bu bölgede Şahseverler denilen bir federasyon oluşturmuş ve bu federasyon modern İran dönemine kadar İran’ı yöneten Türk toplulukları olmuştur.

Şahseverler, Şah İsmail ve onun oğulları döneminde, 1500’lü yıllardan 1700’lü yıllara kadar, Safeviler döneminin askeri gücünü oluşturmuştur. Daha sonra Avşarlı Nadirşah yönetimine geçmiş ve yine Şahseverlerin yönetiminde olduğu iktidarın beylere bağlı olduğu Moğol-Tatar dönemindeki üretim tarzı olarak beylerin inçülerde egemen olduğu buradaki halkı kendine tabi yarı serfler olarak köleler olarak yönettiği bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu yapı Şahseverlerin Kaçarlar döneminde de sürmüştür.

Türk kimliğinin reddi ve Farslılığın öne çıkarılışı

1800’lü yıllarda Ruslar Kafkasya’ya girerek Aras bölgesi kuzeyindeki İran merkezi otoritesinin yönetildiği Türk bölgesindeki Şahsever bölgesinin kuzeyini almıştır. Ve Güney Tebriz ve Kazmin’e kadar olan bölgeyse Kaçarlara kalmıştır. Kaçarların iktidardan indirilmesi İngilizlerin aracılığıyla Kaçarların ordusunda Kazak-Rus sistemine göre oluşturulmuş bir subay olan Zağhan’ın iktidara getirilmesiyle yapı değiştirilmiştir. Burada İran’da 1000 yıldır süren Türk kimliği reddedilerek yerine Farsça konuşmanın şart olduğu yani 2500 yıl evvelki Farslığın öne çıkarıldığı Türklüğün reddedildiği bir yapı gelmiştir.

Ama burada ilginç olanı bu Fars, Pers efsaneleri ise daha 20. yy’da keşfedilmiş bir olgudur. 20. yy’da keşfedilmiş olan Persopolis şehrinin efsaneleriyle bir toplum kurulmaktadır. Yani burada hiç kimse bu tarihsel dönemi değil bütünüyle Türkçeyi ve Şahsevenlerin egemenliğindeki dönemi konuşmaktadır. Ama din olarak Osmanlı Türklüğüne karşı Şiilik çıktığı için Türk toplumundan farklı bir yapı varmış gibi bir imaj verilmektedir. Zorlamayla Şahseverlerin toprağa yerleştirilmesi, silahsızlandırılması Rıza Han döneminde gerçekleştirilmiş ve bu boyutuyla karşımıza İran Türklüğü iktidardan düşürüldüğü gibi İran’da Türklük reddedilerek Farslık öne çıkarılmış ve diğer taraftan ise Azerbaycan ayrı bir Türklük ismi altında ortaya çıkarılmıştır.

Oysa İran’daki Türklük Azerbaycan dediğimiz batı İran’dan yönetilmekte Doğu Anadolu ve Doğu İran buradan yönetilmekte ve buradaki yönetim de bütünüyle yüzde yüz Türk kabileler tarafından yönetilmekteydi. İşte bu kabilelerin tasfiyesi kuzeyde Aras bölgesi kuzeyinde Rus işgalciler tarafından gerçekleştirilmişken, Aras bölgesinin güneyinde ise İngilizlerle işbirliği yapan Rıza Han’ın (daha sonra Pehlevi olacak) bir yapıyla zorlanmıştır.

Azerbaycan ve İran’a Türklük penceresinden bakmak

Bugün günümüzde ortaya Kuzey ve Güney Azerbaycan diye ayrılan bir yapı çıkmıştır. Aslında Kuzey ve Güney Azerbaycan tarihsel olarak İran’ın yönetim merkezidir. Burayı bin yıldan buyana Türkler yönetmektedir. Bu tarihsel gerçeği ekarte ederek ne İran sorununa ne de Azerbaycan sorununa bakmamız mümkün değildir. Bu boyutuyla İran ve Azerbaycan konusunda güncel politikaları geliştirebilmek için bu tarihsel Türklük gerçeğini İran’ın bir Türk devleti olduğunu ve Türklerin 1000 yıldan beri kesintisiz yönettiği gibi bin yıl öncesinde 500 yıl Partların yani Türkistanlıların daha sonra Hunların akınlarıyla Türkleşmenin sürekli devam ettiği bir bölgedir.

Bu anlamda İran’daki savaşlar Türklerin Orta Asya’dan gelen diğer Türklerle savaşları biçiminde süregelmiştir. Burada Fars etnosu sadece kültürel anlamda Batılıların geliştirmesiyle çıkmış ileri dil ve dinin etkisiyle biçimlenmiş bir yapıdır. Bu yapıyı göz önüne aldığımız zaman dinin ve kültürün yanında etnosun etnik ayrımın etnik kimliğin ve ulusun rolünü çağımızdaki mücadele içine yerleştirmemiz zorunlu bir olgu olarak karşımıza çıkacaktır.

Bundan sonraki İran ve Azerbaycan analizlerimizde bu tarihsel perspektifi gözardı etmememiz doğru bir yaklaşım olacaktır. Yoksa Türkiye’deki Sünni yaklaşımıyla İran’ı Türk saymamak, Şii saymak ve Türk dışında saymak gibi bir hata ile bir tarihsel perspektif yapmamız mümkün değildir.

Keza Azerbaycan’ı da Azeri bir ırk anlamında ayırarak İran Türklüğünden ayırmamız mümkün değildir.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy / TürkSolu Gazetesi

Reklamlar

3 Yanıt

  1. Türk Solu Dergisi’nde de okuduğumuz sayın Üşümezsoy yazılarına diyecek yok.Keşke bibloğrafya da verebilse daha yararlı olur.Ayrıca Şah İsmail Akkoyunlu değildir baba anne tarafı Akkoyunlu’dur.Dedesi Şeyh Cüneyd Ankara’lı olup saydığınız Türkmen aşiretlerinden birine mensuptur.

  2. Tüm yanilgilara ragmen Sah Ismail bir Seyyid olup en az bizim kadarda safkan bir Türktür.(keske onun kadar safkan olabilse idik ).
    Ama tarihde vuku bulan hadiseler olmasi gerekiyormus’ki olmus biz bu güne bakalim.
    Türke ve Türkü sevene Allahin selami selameti ulassin.
    Ondan hoslanmayanada hoslandigini öbür alemde dost etsin insallah.
    Selam Türkün dostuna ,Erlerine. HUUU.

  3. “Kantlı” diye bir boy yoktur. İki yerde böyle geçmiş. “Kanglı” olacak. Ayrıca şahıs ismi “Şangru” değil, “Şahruh” olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: