Rusya ve Kazakistan Ekseninde Yeni Birlik


Avrasya coğrafyası, kısaca AvET olarak anılan Avrasya Ekonomik Topluluğu ve Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün ardından yeni bir birliğin ortaya çıkışına tanık oluyor; “Üçlü Gümrük Birliği”. Birliğin mimarları veya diğer bir deyişle öncüleri ise her iki örgütte olduğu gibi yine Kazakistan ve Rusya.

Aslında “Üçlü Gümrük Birliği”, bölgeye, bilhassa Orta Asya’ya ilgisi, bölge ile bağlantısı olanlar için yabancı bir kavram değil.

1990’lı yılların sonlarında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in girişimleri ile Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan arasında bir Gümrük Birliği yapılanmasına gidilmişti. Bu oluşum Kazak ve Kırgızların büyük önem vermesine, taraf ülkeler arasında kolaylık sağlayıcı anlaşmalar için zemin hazırlamalarına rağmen, Taşkent yönetiminin, kurulmasında yer aldığı halde, mevzuatlarda değişiklikleri sürekli ağırdan alması yüzünden istenen düzeye bir türlü ulaşamadı.

Hâlbuki Nazarbayev ve Kırgızistan’ın ilk devlet başkanı Askar Akayev, anılan Gümrük Birliği’ni hayata geçirme konusunda yoğun bir çaba harcamış ve büyük ümitler beslemişlerdi. Ancak bu iki liderin ümitleri ve çabaları, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov’un uzak durması yüzünden ne yazık ki bu üçlü Gümrük Birliği’nin ömrünün uzun olmasına yetmedi. Birlik, her ne kadar kâğıt üzerinde hayatını sürdürüyor olsa da, uygulamada ortadan kalkmış durumda.

Sonuçsuz kalan bu örgüt, yazımızın başında sözünü ettiklerimizden tamamen farklı. Gerek AvET, gerekse Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü daha fazla katılımcının yer aldığı birer örgüt olarak kendini gösterirken, Kazak, Kırgız ve Özbekler arasında kurulan gümrük birliği örgütü, tümüyle Türk kökenli devletlerin arasında işbirliğini gerçekleştirmeye yönelik. Ama ne yazık ki daha önce de ifade ettiğim gibi başarılı olamadı.

Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne baktığımızda; örgütün, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden devletlerce bir çatı örgütü olarak oluşturulan BDT’nin ardından doğduğunu görüyoruz.
Kazak ve Rus liderlerin öncülüğünde Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Rusya ve Tacikistan liderlerinin Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te temelini attığı Ortak Güvenlik Anlaşması’na, 1993’te Azerbaycan, Belarus ve Gürcistan da katılmış ve halka genişlemiştir.

Anlaşma 1994’te yürürlüğe girdi. Anlaşmanın 5 yıl daha uzatılması için 1999 yılında protokol yenilendi. Belarus, Ermeni, Kazak, Kırgız, Rus ve Tacik liderlerin imzaladığı protokole Azeri, Gürcü ve Özbek liderler, anlaşmada yer alan maddelere bazı tarafların uymaması nedeniyle (ki burada Azerbaycan Yukarı Karabağ’daki işgalin sürmesi, Gürcistan ve Özbekistan, Rusya’nın iç işlerine müdahale girişimlerini gerekçe göstermekteydiler) imza koymadı.

Anlaşmaya taraf 6 ülkenin liderleri, anlaşmanın kapsamının genişletilmesi ve isim değişikliğine yönelik 7 Ekim 2002’de Kişinev Bildirisi imzaladılar. Bu bildiri ile Ortak Güvenlik Anlaşması, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne dönüştürüldü. 1999’da ayrılan Özbekistan da, 2000’li yılların başında yaşadığı iç olaylar ve ABD destekli sözde sivil toplum örgütlerinin Taşkent yönetimine karşı faaliyetlerine hız vermesi, nihayetinde de 2005 yılının Mayıs ayında Andican’da meydana gelen ve resmi verilere göre 169 kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylar üzerine ABD ve Batı’ya yaklaşma politikasını askıya aldı, Çin ve Rusya ile stratejik ilişki arayışına başladı ve 2006’da yeniden Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü şemsiyesi altına girdi.

AvET ise Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan liderlerinin 10 Ekim 2000’de imzaladıkları anlaşma ile yüzünü gösterdi.

2002 yılında Moldova ve Ukrayna’nın 2003 yılında da Ermenistan’ın gözlemci olarak katıldığı örgüte Özbekistan, 2006 yılında dâhil oldu. Kazakistan ve Kırgızistan ile kurduğu örgütün işlevsiz kalmasına neden olan Taşkent yönetimi, AvET’e de üye olmamak için direnmiş, ancak örgütün genişleme seyrine şahit olunca uzak kalma düşüncesinden vazgeçmiştir. AvET’in mimarı, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nde olduğu gibi yine Kazakistan’dır.

Yapısı daha farklı olduğu için burada Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) girmeyeceğim. Zira ŞİÖ, BDT üyesi ülkelerin de içinde olduğu bir organizasyon olmakla birlikte, Çin’den Hindistan’a İran’dan Türkiye’ye birçok ülkenin çok daha yakın ilgi alanında yer almakta ve çok sayıda ülke burada gözlemci olarak bulunmaktadır.

Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerinin gerek Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü gerekse AvET içinde yer almaları, onları sadece Rusya’nın değil Çin’in de güçlü bir baskısı ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durum, üye ülkeler arasında sınır güvenliğini sağlama amaçlı ortaya çıkan, daha sonra da ekonomik işbirliğine öncelik veren ŞİÖ’nün kurulmasının ardından bölgedeki Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da yaşamakta olup da Pekin yönetiminin terörist olarak nitelendirdiği çok sayıda Uygur Türkünün Çin’e teslim edilmesiyle kendini göstermiştir. Doğu Türkistan’da yaşanan her olayın ardından teslimatların devam edeceği de muhakkaktır. Ekim ayında Doğu Türkistan’da “Han”ların başlattığı olayların şiddetli bir şekilde bastırıldığını, ardından, olayları “Han”ların başlattığı görmezden gelinerek gözaltına alınan ve tutuklanan Uygur Türklerinin mahkemelerde olayların tek suçlusu olarak idam cezalarına çarptırılmaları ve bu cezaların dünya kamuoyunun tepkilerine rağmen hiç gecikmeden infaz edilmesi karşısında bölgedeki kardeş devletlerin seslerini çıkarmaması, bizim bu görüşümüzü destekler mahiyettedir.

Yazıya başlarken asıl amacım, Kazakistan ve Rusya’nın girişimiyle kurulan yeni bir birlikten söz etmekti. Bölgede geçmişte kurulan örgütler ve bu örgütler kanalıyla bilhassa Çin’in, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin ortaya attığı “İslamcı terörist” yaftasını da kullanarak Doğu Türkistan’daki aydınlar ile Uygurların ileri gelenlerini etkisizleştirme siyasetine yakından tanık olmak, yazıyı bu noktalara kadar getirdi.

Özelde Orta Asya, genelde Avrasya coğrayasındaki ekonomik birliklerden söz ederken konu Uygur Türkleri’nin yaşadıkları zulme gelip dayandı. Doğu Türkistan’da yaşama mücadelesi veren, Pekin kaynaklarına göre 7.5 milyon (en yakın veriler 1993 yılına ait), gayri resmi kaynaklara göre 35 milyona yakın Uygur Türkünün gördüğü zulmün bir an önce sona ermesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu yönde ciddi çabalar harcamasını diliyorum.

Ayfer Işık Aksu

*Ayfer Işık Aksu Global Yorum Dergisi Editörüdür

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: