Adil Yakubov’u yitirdik


Türk Dünyasının yaşayan en büyük yazarlarından 83 yaşındaki Adil Yakubov, 22 Aralık Salı günü akşam saatlerinde Özbekistan’da hayatını kaybetti. Türk Dünyasının başı sağolsun.

Ünlü yazarın vefatı Özbekistanda büyük bir üzüntüyle karşılandı. Vefat üzerine Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Senato Başkanı İlgizar Sobirov, Yasama Meclisi Başkanı Diloram Taşmuhamedova ve Başbakan Şavkat Mirziyoyev ortak taziye mesajı yayımladı. Mesajda vefattan duyulan üzüntü dile getirildi ve vefatın Özbek edebiyatı için büyük bir kayıp olduğu dile getirildi.

Adil Yakubov bir Özbek Türkü ve 1926 yılında işçi bir ailenin oğlu olarak şimdiki adıyla Kazakistan’ın Türkistan şehri sınırları içinde kalan Karnak kasabasında dünyaya geldi.  Adil Yakupov’un çocukluk çağları, çok çetin mücadelelerle geçti. Adil Yakubov henüz 11 yaşındayken o dönemin Sovyetler Birliği Stalin döneminde babası “milliyetçilik” suçlaması ile kurşuna dizilir.

Çocukluğunda babasının evde ünlü Özbek Romancısı Abdullah Kadiri’nin Ötgen Günler (Geçmiş günler) romanını okuduğunu hatırlıyor. 1951 ve1956 yıllarında o zaman adı ‘Orta Asya Üniversitesi’ olan şimdiki Özbekistan Devlet Üniversitesi’nde Filoloji Fakültesi’nde tahsil gördü.

Yakuboğlu uzun süre Özbekistan Yazıcılar İttifakı’nın başkanlığını yaptı.

Özbek Türkçesinin yaşayan en büyük romancısı olarak kabul edilen merhum Yakupov’un ilk eseri ‘Tengdosşlar’ hikayesi 1951 yayınlandı. Yazar daha sonra ‘İki muhabbet’, ‘Mukaddes’, ‘Çift Kanat’, ‘Billur Kandiller’, ‘Uluğbek Hazinesi’, ‘Adalet Menzili’ ve Beyaz Kuşlar Bembeyaz Kuşlar’ gibi eserlere imza attı. Adil Yakupv’a ün kazandıran ve edebiyat dünyasına kazandıran eseri ise Mukaddes’tir. Mukaddes’te bir aşk hikayesini konu alan Yakubov başeseri “Uluğbey’in Hazinesi” ile büyük ve haklı bir üne kavuşmuş.

Ünlü yazar Özbek edebiyatına olan katkılarından dolayı Cumhurbaşkanı İslam Kerimov tarafından “Özbekistan Halk Yazarı” unvanı, “Dostlik”‘ ve “El Yurt Hurmati” madalyalarıyla ödüllendirilmiştir.

Adil Yakubov ile yapılan son söyleşi

Adil Yakuboğlu Türk Yazar kuruluşlarının Türkistan toplantısında; “Türkistan Bildirisi”ni imzalarken Cemal Kemal, Kadim Aralbay, Talipbergen Kaipbargan, D.Mehmet Doğan, Kaldarbek Naymanbay ve Adil Yakubov.

Adil Yakubov’un Türkiye Türkçesine çevrilmiş İleri Yayınları tarafından yayınlanan bazı eserleri

Uluğbey’in Hazinesi – Adil Yakubov

Yakubov’un başeseri “Uluğ Bey’in Hazinesi” ise sadece Özbek dilinin değil tüm Türk dilinin en önemli romanı diyebiliriz. Günümüze kadar 25 dile çevrilen bu roman Yakubov’u da Türk Dünyasının yaşayan en büyük romancısı yapmaktadır.

Uluğ Bey’in Hazinesi” Uluğ Bey ve dönemini anlatan ve tümüyle gerçeklere bağlı kalınarak yazılmış bir tarihi roman.

Bu roman, Türkistan klasikleri arasında yer alan eserlerin başında gelir. “Uluğbey’in Hazinesi”ni Türkiye Türkçesine aktarırken, bir tarihi romanda bulunması gereken özelliklerin yansıtılmasına dikkat edilmiştir. Bu yüzden, o dönemin hitap şekilleri, saray konuşmaları, örf ve adetleri yansıtılmış; zamanın kelimeleri bilhassa korunmaya çalışılmıştır. Günümüzde Türkiye Türkçesi ile Türkistan lehçelerini birbirine yakınlaştırma, bir orta-dil geliştirme yönünde bazı çalışmalar yapıldığını düşünürsek, bizlerin de yavaş yavaş o bölgede kullanılan kelimelere aşina olmaya çalışmamız gerekmektedir. Bu düşünceyle, Türkistan Türk lehçesinde kullanılan ve bugün de canlılığını koruyan bazı kelimeler, aynen muhafaza edilmiş; ancak, çoğu yerde dipnotlarda karşılığı gösterilmiştir.

Uluğ Bey (1393-1449)  Timur’un torunu ve Semerkand’ın hakimidir. Ama hükümdarlığı ile değil bilim adamlığı ile bilinir. Uluğ Bey dönemi Türk tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Onun döneminde Semerkand dünya bilim ve kültürünün çekim merkezi olacaktır.

Uluğ Bey medresesinin girişinde “İlim öğrenmek erkek-kız bütün Müslümanlara farzdır” hadisi yazılıdır ve onun döneminde kız-erkek birlikte eğitim yapar.

Kurduğu rasathane ise dönemin en büyük gözlemevidir ve burada Uluğ Bey ünlü yıldız cetvellerini hazırlar. “Uluğ Bey Ziyci” olarak bilinen bu cetveller astronomi biliminde 400 yıl temel kaynak olarak okutulmuştur. Uluğ Bey’in gözlemlerinin bugünkü değerlere bile çok çok yakın olması onun dehasını ortaya koyar. Sadece astronomi değil matematikte de büyük bir alimdir.

Kurduğu medrese ve rasathanede iki önemli ismi daha görürüz. Birincisi Bursalı Kadızade-i Rumi’dir. Kadızade büyük bir bilgindir ama aynı zamanda Osmanlı vatandaşıdır ve Şeyh Bedreddin’in de hocasıdır. İkinci önemli isimse Uluğ Bey’in “manevi oğlu” Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu daha sonra Semerkand’dan İstanbul’a gelecek ve Fatih Sultan Mehmet döneminde Fatih Medreselerinin hocalığını yapacaktır. Astronomi ve matematik alanında sadece döneminin değil sonraki çağların da en önemli isimlerinden biri olacaktır. Kopernik’ten önce Güneş merkezli uzay sistemi yine Ali Kuşçu’nun çizimlerinde bulunacaktır!

Köhne Dünya – İbni Sina’nın Romanı – Adil Yakubov

“Köhne Dünya”da da tarihi konulara eğilen Adil Yakubov, iki büyük Türk bilgini İbni Sina ve Biruni’yi aynı romanda buluşturuyor.

Doktorların doktoru İbni Sina (980-1037) ile büyük astronomi dehası Biruni (973-1048) günümüzden bin yıl önce bilimin ve aklın egemenliği için dönemin egemenleri ile büyük bir mücadeleye girişiyor ve köhne dünyanın temellerine bilimden bir balyozla vuruyorlar.

Gazneliler devletinin egemenlik alanını genişlettiği bir devirde aynı zamanda Türk bilimi de büyük bir atılım yaşayacaktır. Abu Reyhan el Biruni daha sonra Birleşmiş Milletler tarafından bin yılın bilimadamı ünvanına layık görülecektir.

Türkiye’de hak ettiği üne kavuşmasa da Biruni’nin bilim tarihi açısından büyük bir önemi vardır. Astronomi alanında uzmanlaşan Biruni dünyanın yuvarlak olduğunu Galile’den 1000 yıl önce keşfedecektir. Hatta daha da ileri gidecek ve dünyanın kendi çevresinde dönüp dönmediğini bir fizik problemi olarak ele alacaktır.

Dönemin bilim adamları gibi Biruni de tek yönlü değil çok yönlü bir bilim adamıdır. Aynı zamanda doktordur ve cerrahlık yapmıştır, eczacılığın kurucusudur, ileri bir matematikçidir. Ama bu fizik bilimlerin yanında sosyal bilimleri de başlatan isimlerdendir. “Hindistan Tarihi”ni kaleme alır ki bu hem bir tarih, hem de coğrafya eseridir.

İbni Sina ise yalnızca doktorluğu ile bilinen bir bilim adamıdır ama aslında Abu Ali İbni Sina da çok yönlü bir insandır. Felsefe çalışmaları son derece önemlidir ve İslam Felsefesi içinde kurucu bir rol üstlenmiştir. Bunun yanında matematikte önemli keşifleri vardır, tıpta ise gerçekten çağları aşan bir dehadır. İlaçla tedavi yöntemleri yanında cerrahlığı vardır ama çok daha önemlisi insan psikolojisini dikkate alarak önemli bir adım atar. Kendisinden 900 yıl sonra Freud’la gündeme gelecek psikanaliz kuramlarının bazılarını İbni Sina geliştirmiştir. “El Kanun” adlı kitabı Batı üniversitelerinde 400 yıl boyunca temel ders kitabı olarak okutulmuştur.

Yakubov’un bu eserinde kendileri Türk olduğu halde Türk sayılmayan bu iki Türk dehasını tanırken geçen bin yılda değişen pek bir şey olmadığını içten içe düşünecek ve “köhne dünya” gerçeği ile yüzyüze geleceksiniz.

Mukaddes – Adil Yakubov

Mukaddes’e aşık olacaksınız!

Mukaddes kısa bir roman ama kesinlikle bir başyapıt. Romanın yazarı olan Adil Yakubov ise Özbek dilinin yaşayan en büyük romancısı olarak kabul ediliyor. Ama romanlarını okuduktan sonra aslında tüm Türk dilinin en büyük romancılarından biri olduğunu göreceksiniz.

Yakubov’u  edebiyat dünyasına kazandıran eseri ise Mukaddes’tir.

Mukaddes, özünde bir aşk romanı ve bu yanıyla son derece sürükleyici. Kitabın erkek kahramanı Şerif, Mukaddes’i ilk gördüğünde içinde bir kaynama hissediyor ve “o an” aşık oluyor. Okurken aynı şekilde siz de Mukaddes’e aşık olacaksınız.

Bir okul sırasında yanınızda oturan genç kızın, onu daha önce hiç görmemenize, hakkında hiçbir şey -hatta adını bile- bilmemenize karşın nasıl olup da sizi bir anda kendisine aşık ettiğini çoğu delikanlı yaşamıştır ve romanı okurken belki de bu nedenle bir anda kendinizi aynı aşkın içinde bulacaksınız.

Fakat romanın odak noktası aşk gibi dursa da bu aşkın içinde geliştiği bir de toplumsal yapı ve kişisel seçim meselesi öne çıkıyor.

Şerif bir taraftan fabrikada işçidir ve üstelik örnek bir Sovyet işçisidir. Ailesi ise yine de çocuklarının okumasını, üniversiteye gitmesini ve mühendis olmasını istemektedir. Bu ise Şerif’i bir seçim yapmak zorunda bırakır; örnek bir işçi mi olacaktır yoksa rahatı seçip aydın sınıfına mı katılacaktır?

Okumakla çalışmak arasında gidip gelen Şerif aslında sosyalizmin işçi kalmakla aydın olmak arasındaki tercihinin de bir romanı. Romanda dönemin sosyalist ideolojisi tartışılmaktadır.

Çok sıradan bir hikayenin sıradışı sonu ise romanın gücünün ortaya koyduğu gibi bizleri hayatın en yalın gerçeği ile yüzleşmek ve kendimizi sorgulamakla baş başa bırakıyor: Yakubov aşkın ve adaletin terazisini elimize veriyor ve bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor.

Reklamlar

Bir Yanıt

  1. Siteyi çok beğendiğimi içtenlikle belirtmek isterim. Sitenizi takip listeme alıyorum.

    Teşekkür ederim.

    Serhat Çilingir
    skype: cilingir2,48265E+10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: