Afganistan’da Türkiye Daha Çok Rol Almalı


Söyleşi: Arzu Turgut, Afganistan’daki en son gelişmeler ve Türkiye’nin rolü son günlerde önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu bağlamda USAK Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner ile görüştük:

* Soru: Türkiye, NATO çerçevesinde bölgeye daha çok asker göndermeli midir? Türkiye’nin Afganistan’daki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sedat Laçiner (SL): “Afganistan’da Amerika ve Avrupa ülkelerinin pek çok askeri var. Türkiye’nin de 700 civarında askeri vardı ve Türkiye, bu asker sayısını 1750 civarına çıkardı. Fakat Türkiye’nin Afganistan’daki rolünü sadece asker sayısı ile değerlendirmek mümkün değildir, çünkü Türkiye diğer NATO ülkelerinden farklı bir ülkedir; her şeyden önce Müslüman bir ülkedir ve burada asker bulunduran NATO üyeleri içerisinde tek Müslüman ülkedir. Bu, sadece din meselesi değil, din elbette anlamayı kolaylaştırıyor, aynı kültür özelliklerine sahip olmak Afganistan’ı anlamada ve çözümü bulmada bazı kolaylıklar sağlıyor, ama Türkiye ile Afganistan arasında tarihsel bazı özel ilişkiler de var. Her iki devlet, İkinci Dünya Savaşı esnasında yeryüzünde bağımsız kalabilmiş iki Müslüman ülkeydi. Ayrıca, Afganistan modern dünyada belirdiğinde, ona yardımcı olan ülkelerin başında Türkiye geliyor idi. Aynı zamanda, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na Afganistan’ın önemli bir desteği olduğunu biliyoruz. Afgan ordusunun yetiştirilmesinde, daha ilk kurulma aşamasında Türkiye’nin çok ciddi katkısı olmuştur. Türkiye, oraya eğitmen subaylar göndermiştir, sadece ordunun yeniden inşasında değil, okulların kurulması ve eğitim sisteminin inşasında ve sağlık sisteminin oluşturulmasında da Türkiye’nin Afganistan’a ciddi katkıları olmuştur. Başka bir deyişle Türkiye için Afganistan’ın yeniden inşası, ordusuyla, eğitim sistemleri ile yeniden kurulması yeni bir iş değildir. Türkiye bu konuda tecrübelidir.

Bunlarla ilişkili olan bir diğer husus da, hem Afganistan’ın, hem de Pakistan’ın Türkiye’ye yabancı bir ülke olarak bakmamalarıdır. Türkiye’ye kardeş ülke gözüyle bakarlar ve bu ‘kardeş’ kelimesi sözde kalan bir kelime de değildir. Bu ülkeler ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerçekten kamuoyunda Türkiye’nin kardeş olarak algılandığını çok sayıda olayda biz test ettik ve gerçekten de böyle görülüyor. Türk insanı da bu ülkelere karşı o gözle bakar. Şimdi bu avantajlara baktığımız zaman Türkiye’nin pek çok açıdan diğer NATO ülkelerine göre büyük avantajları olduğunu görürüz. Dolayısıyla, Afganistan meselesinin çözümünde Türkiye’nin özel bir ülke olduğunu söyleyerek abartmış olmayız. Böylesine özel bir ülkenin özel konumundan yararlanmak gerekir ve bu yararlanma da Türkiye’den daha çok asker talep etmek şeklinde olmamalıdır. Yani Türkiye’nin Afganistan’da vereceği katkı daha çok muharip, savaşan, yani ‘warrior’ asker şeklinde olmayacaktır. Türkiye daha çok asker de gönderebilir. Türkiye, NATO’nun Amerika’dan sonra en büyük ordusuna sahip ülkedir ve Türkiye’nin pek çok yerde askeri ve polisi vardır. Afrika’dan Balkanlar’a kadar ve dünyanın dört bir tarafına Türkiye’nin güvenlik gücü gönderdiğini, BM ile çok uluslu, uluslararası barışı koruma ve barışı destekleme misyonlarına katıldığını görüyoruz.

Türkiye, özel bir ülkedir ve Afganistan’da diğer ülkelerin yapamayacağı işleri yapabilecek bir ülkedir. O yüzden bundan yararlanmak lazım, istifade etmek lazım. Daha çok asker istenir ise, mecburiyet olur ise Türkiye onu da gönderir, 10.000 asker de gönderir, 20.000 asker de gönderir. Fakat Türkiye’nin orada asıl katkısı, daha çok asker göndererek olmamalıdır, olmaz. ABD böyle bir hatayı yaparsa, Türkiye’nin katkısını sadece asker sayısı ile ölçerse, Türkiye’nin esas gücünü anlamamış olur. Burada Türkiye’ye verilmesi gereken rol, bundan sonraki aşamada, Afgan askerinin ve polisinin eğitilmesi rolü olmalıdır. Şu ana kadar bazı NATO ülkeleri Afganistan’a yaptıkları parasal yardım ile Afgan ordusunu eğitme işini birleştirdiler, ama çok başarılı olamadılar. Mesela Almanya bunun tipik bir örneğidir. Burada Afganistan’a asker gönderen ve askerin eğitimine katılan ülkelerin kıskanç davranmamaları gerekiyor. Almanya ve Amerika ‘parayı ben sağlıyorum, askeri de ben eğitirim’ anlayışından artık çıkmalıdır. Çünkü Afganistan’a kâğıt üzerinde çok maddi yardım yapılıyor, fakat yapılan yardımların yüzde 80 civarındaki kısmı halka ulaşmıyor, ihtiyacı karşılamıyor, Afganistan’a yardım yerine yardım yapan ülkeye gidiyor veya aradaki yozlaşma içerisinde kayboluyor, buharlaşıyor.”

* Soru: Afganistan, son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre, yolsuzluk konusunda ülkeler arasında sonlarda yer alan bir ülke ve bu bağlamda da çok eleştiriliyor zaten…

SL: “Etkili yardım yapılması lazım, sadece yardım değil, etkili yardım yapılması lazım ve bu konuda da en iyi partner ülkelerin başında Türkiye’nin geldiği kanaatindeyim. Türkiye Afgan ordusunu yeniden inşa edebilir. Hatta bu iş tamamen Türkiye’ye de havale edilebilir. Yani maddi kaynağı diğer üyelerin sağlaması kaydıyla, Türkiye bütün Afgan ordusunu da eğitebilir. Fakat eğer buradaki ülkeler arasında kıskançlık olur ise, ‘Türkiye değil, ben yapayım; hem parayı veriyorum, hem de eğitimi ben yapayım’ gibi düşünceler olur ise, yani öncelik Afganistan’da değil de, buraya müdahale eden ülkelerin çıkarlarında olur ise tabi ki sonuç almak zor olur. Türkiye’nin şu an da zaten emellerinden bir tanesi iki tümen askerin eğitilmesi üzerinedir. Başbakan Erdoğan da ABD başkanı Obama ile görüşmesine bunu çantasında götürdü. Bunların bir tümeni orda, bir tanesi de burada eğitilecek. Ama bence Türkiye’nin kapasitesi bunun çok daha üzerindedir ve asker eğitimine ilaveten özellikle terörle mücadelede, uyuşturucu kaçakçılığında, organize suçlarda ve istihbaratta Türk polisi rahatlıkla Afgan polisini eğitebilir. Türkiye’ye daha çok bu konuda rol verilmesi gerekir.

İkincisi, Türkiye, Afganistan’a şu ana kadar 150 milyon dolarlık yardım yapmış durumda, 50 milyon dolar daha yardım yapacak, bu da toplamda 200 milyon dolar gibi bir rakam yapıyor. Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hâsılası dikkate alındığında, doğrusu, bu yardım, diğer yardım yapan ülkelerle kıyası güç büyüklükte bir yardımdır. Dolayısıyla, Türkiye, oldukça yüksek miktarda bir yardım yapmış olacak. Afganistan’a milyon dolarlık paralar vermek ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılamasını beklemek elbette çözüm değil, çünkü her şeyden önce orada bir devlet kurulamadı. Karzai yönetimi, bir devletin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok ama çok uzaktır. Otorite eksikliği var. Otorite yoksa yardımlar kaybolur, uçar, politikalar uygulanamaz, güvenlik sağlanamaz, ekonomi oluşamaz. Bundan dolayı ilk yapılması gereken iş; bir devlet otoritesinin inşa edilmesidir. Bu konuda da yerel temsil çok önemli ve bu temsilin içerisine daha önce katılmamış grupların da girmesi gerekiyor. Burada, kan davası gütmemek gerekir. ‘Taliban kötüdür’ deyip hiçbir sürecin içine katmazsanız veya bazı gruplar, bazı aşiretler Amerika karşıtı olarak addedilip, bir kan davası güdülüp sistemin içine dâhil edilmezler ise onlar, daimi surette muhalif olarak kalacaklardır ve silahlı, şiddete dayalı bir muhalefet olarak orada bulunacaklardır. Yönetimde daha çok grubun temsil edilmesi gerekiyor ve yönetimin gerçek anlamda bir devlet otoritesini tesis etmesi gerekiyor. Bundan sonra yapılacak işlerin başında en önemlisi olarak, herkesin kabul ettiği gibi, güvenlik geliyor. Ama bunun yanında bir konu daha var ki genelde ihmal ediliyor, o da ekonominin inşasıdır.

Bir ekonomi oluşturulması, yani istihdam oluşturan bir ekonomi oluşturulması gerekiyor. Eğer Afgan halkı, üretken bir ekonominin parçası olamaz ise o zaman devlete olan inançları oluşmaz, ülkeye olan bağlılıkları oluşmaz, devlete ve ülkeye sahip çıkmazlar. Yani ülkenin normal hayatlarda bir işlevinin olması lazım ve Afganistan’da bir gelecek görmeleri lazım. Tabi bunlar çok beylik kelimeler gibi görünüyor ama ne yazık ki gerçek bu. Böyle bir ekonominin inşa edilmesi ise, yine ne yazık ki, bir Avrupa işadamları topluluğu ve Amerikalı işadamları ile yapılabilecek bir iş değil. Çünkü ilk olarak, onlar bu kadar konforsuz, bu kadar zor ortamlarda çalışmaya çok alışık değiller. İkincisi gelişmiş ülkelerin iş dünyası bu tür ülkelerde çok büyük kar marjları ile çalışıyor, paranın büyük kısmı dışarıdan gelen şirketlere gitmiş oluyor. Bir diğer mesele, Avrupalı veya Amerikalı iş adamları bu tarz yerlere gittikleri zaman kendilerini oradan ayırıyorlar ve bir türlü gittikleri yerin, yerel yapının parçası olamıyorlar. Bir de dışarıdan gelen, yani daha gelişmiş, çok gelişmiş ekonomilerden gelen yatırımcıların, Afganistan gibi örneklerde katkıları daha sınırlı oluyor, biz bunu Irak’ta gördük. Genelde aldıkları işi taşeronlara veriyorlar, kendileri iş yapmak yerine başka gruplara veriyorlar, hatta o taşeronlar da bazen alt taşeronlara veriyorlar. Sonuç itibari ile iş verdiğiniz şirket orada kalıcı olmuyor. Paralarını kazanıp bir an önce gitmenin yollarını arıyorlar. Oysa ki, burada da Türk işadamları, Türk girişimcileri Afganistan’ın inşasında çok önemli roller oynayabilir. Çünkü Türk işadamları zor koşullarda çalışabildiklerini kanıtladılar, daha önemlisi çalıştıkları yerlere entegre oluyorlar, hatta bazı durumlarda oradan evleniyorlar, aile kuruyorlar, oradaki insanlarla akraba oluyorlar, ama en önemlisi orada kalıcı olmaya çalışıyorlar, hayatlarını orada kuruyorlar. Ve orada üretken ‘kazan-kazan’ stratejisi temelli olarak, bir iş oluşturuyorlar. Burada Türkiye’nin ve iş dünyasının gücü sınırlıdır. Fakat Afganistan’da harcanan paralara baktığımız zaman bu paraların çok az bir kısmı ile Türk girişimcilerine kredi desteklemesi gibi bazı ufak tefek önlemlerle Afgan ekonomisinin, özellikle Afganistan’ın belli bölgelerinin inşa edilebileceğini ve burada Türkiye’ye çok özel roller düşebileceğini görüyoruz.

Kanaatim odur ki müttefiklerin, Türk işadamları merkezli olarak ekonominin yeniden canlanmasında bazı önlemler alması ve ekonominin yeniden inşası stratejisinde bir takım değişiklikler yapması yararlı olabilir. Bu da, yine, Türkiye’nin Afganistan’ın normalleşmesine sağlayabileceği bir diğer katkı olacaktır.

Bir diğer husus da, Türkiye hem Afganistan hem Pakistan ile, dediğim gibi, kardeş ülke statüsünde bir ilişkiye sahiptir, bu nedenle Pakistan’ın buraya daha çok dâhil edilmesinde de yine Türkiye önemli bir rol oynayabilir. Malum, Pakistan ile Afganistan’ın arası çok sıcak değil. Ama Türkiye’nin her iki ülke ile arası çok sıcak. O yüzden de bu ülkeleri yakınlaştırabilir, Pakistan’ı stratejinin daha fazla parçası haline getirebilir. En önemlisi, Afganistan’daki olayların Pakistan’a sıçramasını engelleyebilir.

Türkiye’nin Afganistan’daki bazı aşiretlerle akrabalık bağı olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Yani Müslümanlık bir alt payda, ama aynı zamanda bazı akrabalık ilişkileri de var, bunu da pozitif anlamda Türkiye kullanabilir.

Kısacası, sadece silah merkezli Amerikan yaklaşımı Afganistan’da iflas etmiştir. Afganistan’ı, burada daha çok kişi öldürerek, buraya daha çok tank ve silah göndererek ıslah etmek mümkün değildir. Afganistan’ı değiştirmek zorundayız, o da uzun vadeli olacak bir iştir. Bir takım alanlarda kültürlerin oluşması lazım, onun üzerine aceleci davranmadan çözüm inşa edilebilir. Ama en önemlisi, belki, müttefiklerin çıkarlarından önce Afganistan’ın çıkarlarını öncüllemek gerekiyor. ABD oraya girerken Amerikan ulusal çıkarlarını korumak için mi gidiyor, yoksa Afganistan’ın çıkarlarını korumak için mi gidiyor? Elbette her ülke askerini, parasını kendi ulusal çıkarı için feda eder, bunda anlaşılamayacak bir şey yoktur, ama başarılı bir operasyonun sırrı iki tarafın da çıkarlarının örtüştüğü koşullarda ortaya çıkar, yani Amerika’nın ulusal çıkarlarının sağlanması Afganistan’ın çıkarlarının sağlanması ile ne kadar örtüşüyor, buna bakmak lazım. Şu an itibariyle bakıldığında birbirlerine teğet bile geçmiyorlar. Afganistan’ın sorunları, çözüm yolları bambaşka bir yerde, Amerika’nın sorun ve çözümleri bambaşka bir yerdedir. Bunlar, örtüşmediği gibi kesişmiyor, birbirine teğet bile geçmeyen iki ayrı dünyadan bahsediyoruz. Bu nedenle de, başarılı olma ihtimalini biz sıfıra yakın görüyoruz. Obama’nın yeni stratejisinde 2011 yılı çekilme tarihi olarak belirlenmiş olarak görülüyor, Obama’nın stratejisi zaten çok fazla yeni unsurlar içermiyor. Tabi şu da bir çelişki olarak duruyor: ABD, Irak’tan, bir Müslüman ülkeden çekilme takvimi uygularken, diğer ülkeye 30.000 yeni asker göndermiş oluyor. Burada Obama’nın söylemlerini sahada çok fazla göremediğimizi fark ediyoruz, bu yaklaşımla da Amerika’nın Afganistan’da başarılı olma ihtimali oldukça düşük.”

* Soru: Peki, siz ikinci dönemde yeniden başa geçen Karzai’nin, örneğin özel güvenlik güçleri yerine yeni bir güçlü askeri sistemin kurulması veya rüşvet ve yolsuzlukla savaşılması üzerine vaatlerini ne kadar samimi buluyorsunuz? Ne kadar umut verici?

SL: “Karzai bir devlet lideri rolünü tam olarak oynayamaz. Birinci döneminde bu rolü oynayamayan birinin, ikinci döneminde bunu yapabileceğini düşünmek çok zordur. Bunun hem Karzai’den kaynaklanan, hem Amerika’dan kaynaklanan yönü vardır. Fakat Afganistan’daki yönetimin en büyük handikapı yerel olamamasıdır. Yani dışarıdan gelme ithal bir yönetim olarak, işbirlikçi olarak algılanmasıdır. Belki, yapılması gereken bölge bölge, bir tür salam dilimleri gibi meseleye yaklaşmak, yani ‘bir bütün olarak hepsini birden çözeyim’ anlayışından ziyade, Afganistan’ı bölgelere bölmek ve o bölgelerde yerel çözümler üretmektir. Bir lider bir yerde, başka lider başka bir yerde olmalıdır, ama hepsinin üzerinde de bir çatı liderlik oluşturmak gerekir. Ekonomik çalışmalarda da böyle bir şeye ihtiyaç var. Öncelikle Afganistan’dan ne kadarını kurtarabildiğimize bakılması gerekiyor ve bunu yaparken de dediğim gibi, müttefiklerin çıkarlarından çok Afganistan’ın çıkarlarını öncüllemek lazım, yoksa ‘Afganistan’ı ona bölelim, şurası benim nüfuz bölgem olsun’ gibi yaklaşıldığı zaman da ters teper, daha büyük çatışmalara, savaşlara yol açar. Yani parça parça gitmekte, kademelendirmekte büyük fayda olduğunu düşünüyorum.”

* Soru: Ortadoğu’daki demokrasileri biliyoruz, burada bölgeye demokrasi getirme çabalarından bahsedersek, bu mümkün müdür? Yani demokrasi bu bölgelere taşınabilir bir değer midir?

SL: “Şimdi buradaki sorun demokrasi değil, yani bir ülkede yönetim kalitesinin sınırı yok, ‘en kaliteli yönetim şudur’ demek mümkün değil, o yüzden de yönetim kalitesinin en üstünü, daha doğrusu idealini hedef alıp onu zaman içinde gerçekleştireceğim demek gerekir. Irak ve Afganistan’a demokrasi getirme iddiaları abartılı ve gerçekçi olmayan iddialardır.

Her şeyden önce kaliteli bir yönetimin her ülkede olması gereken minimum bir alt yapısı vardır. Yani üzerinde inşa edileceği bir zemin olması gerekir ve bu zeminin ilki olarak bir istikrar gerekir. İkincisi ise güvenliktir. Minimum düzeyde de olsa istikrarı ve güvenliği sağlamak zorundasınız. Yine minimum düzeyde de olsa bir ekonomik düzen gerekir. Güvenilir, yarın ne olacağını az çok tahmin edebileceğiniz, öngörülebilir bir ekonomik düzen gerekir.

Sonra, bir sosyal altyapı gerektirir, sosyal altyapının içerisinde eğitim vardır, kamu hizmetleri vardır, hukukun önünde eşitlik vardır ve hukukun üstünlüğü vardır.

Bunları minimum düzeyde de olsa kuramazsanız, yapay, görüntüsel değişimlerle “oraya demokrasi kurduk” dersiniz bu olmaz. Kurduğunuz yönetim bir önceki rejimden daha da kötü olabilir, daha iyi de olabilir, bu durum tamamıyla o anki konjonktürel durumla ilgilidir. Tabii ki gerçekçi olmak lazım, Irak’ta da aynı gerçekçilik gösterilemedi, Afganistan’da da hiç gösterilemiyor. Afganistan, demokratik bir devletin ihtiyacı olan temellere henüz sahip değil, daha önemlisi orada bir devlet bile yok. Devletin olmadığı yerde demokratik devleti aramak mümkün değil; aşiretler var, devletin içerisinde birbiri ile savaşan gruplar var. Ayrıca, sözde devlet ile müttefikler arasında özellikle Amerika arasında bir çekişme söz konusu. Bundan dolayı, ‘Afganistan’ı şu kişiler yönetsin, bu kişiler yönetsin, şu değerlere göre yönetsin, demokratik olsun’ gibi ifadeler ideallerdir. Fakat gerçekçi olmak gerekirse, demokrasiden çok daha öncelikli olanı güvenlik, istikrar ve düzendir. Güvenlik ve istikrar düzenin unsurlarıdır, düzen yoksa orada demokrasi, monarşi veya otokrasi bunların hiçbiri zaten oluşamaz ki. Kaostan daha kötü bir şey olamaz. Bunları sağlamadan demokrasiyi sağlayamazsınız. Düzeni nasıl sağlıyorsanız sağlayacaksınız, evvela bunu yapacaksınız. Ondan sonrasında onun üzerinde kaliteyi artıracaksınız, her geçen gün daha kaliteli hale gelecek. Sonuç itibariyle burada çatışmalar durunca, Afganistan hemen dünyanın en demokratik ülkesi haline gelmeyecek. Eğitim sorunu, kalkınma sorunu yerli yerinde dururken sefalet ve cehaletin olduğu yerde ülkenin başına kim gelirse gelsin yönetim kalitesi aynen durur. Orada demokrasiyi getirdik iddiası gerçekçi olmaz.”

* Soru: Peki, Karzai bu görevi aldığı sıradaki konuşmasında muhalefeti de kendi yanına çekmek istediğini söylemişti ve muhalefete ‘birlikte çalışalım, bu ülkeyi birlikte kuralım’ mesajları vermişti. Sizce muhalefet, Karzai ile çalışmayı kabul eder mi, ya da böyle bir oluşumun olma ihtimali ne kadar?

SL: “Konuşmalar var, bir de gerçekler var. Devlet kaynakları nasıl kullanılıyor? Afganistan’da devlete iş yapıyorsunuz. Devlete iş yaptığınızda parayı devlet veriyor ise anlaşmaları imzalıyorsunuz, üç gün beş gün sonra bir başkası geliyor ve o paranızı alamıyorsunuz. Anlaşmayı imzaladığınız kişiden sonra gelenler bir öncekini tanımıyorlar. Böyle devlet olmaz, devamlılık olmayan bir yerde devlet olmaz, böyle bir ortamda verilen sözlere de kimse inanmaz. Bu yüzden Karzai’nin sözlerine de inanan yok, güzel cümleler kuruyor ama, bunu eyleme dökme aşamasına geldiği zaman kimseyi bulamıyor. Bir müteahhidin bile devlete güvenemediği bir ortamda, bir muhalif siyasi parti hiç güvenmez. En basit bir köprü yapmada, yol yapmada böyle bir sorun yaşıyor iseniz siyasi ve toplumsal alanda hiç bir şey yapamazsınız.

Orada her bir bölgenin bir sorumlusu var, güvenliği o sağlıyor, her bir aşiret kendi bölgesinin güvenliğini sağlıyor. Eğer aşiretin bölgesine geldiğinizde, mesela yol yapıyorsanız, yeni geldiğiniz yere rüşvet vermeniz gerekiyor. Koruma parası vermeniz gerekiyor. Vermezseniz hemen sizi kaçırıyorlar ve fidye istiyorlar, böylesine ülkenin bölünmüş olduğu, bir yolun bile yapılamadığı bir yerde, güvenlik ve kalkınma nasıl sağlanır? Sağlanamaz. O devlet başkanına devlet başkanı denemez. Bundan dolayı, yerel ve herkesin saygı duyacağı bir yönetim oluşturmak gerekiyor. Sadece dışarıdan asker göndererek yol almak ise mümkün değildir.”

Röportaj: Arzu Turgut, USAK Gündem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: