Patani başkenti İstanbul


Aslının Türk olduğunu söyleyen Patanili direniş lideri Nur Abdurrahman “Hilafetin yıkılmasıyla ilişkilerimiz koptu. İstanbul Patani’nin başkentidir” dedi.

Tayland Yönetimi’nin işgali altında yaşamlarını sürdüren Patanili Müslümanlar özgürlüklerini elde etmek için yıllardır direniş gösteriyorlar. 1975 yılında Kebir Abdurrahman Tenvira tarafından kurulan ve kısa adı PULO olan Patani Birleşik Kurtuluş Örgütü de Patanililerin özgürleşmesi için mücadele eden gruplardan biri. Patani’de silahlı mücadele veren PULO mensupları Ortadoğu, Asya ve Avrupa’da açtıkları siyasi bürolar vasıtasıyla da Patani’de yaşananları dünyaya duyurmaya çalışıyorlar. PULO’nun efsanevi lideri Kebir Abdurrahman Tenvira geçtiğimiz sene sürgünde yaşadığı Şam’da hayatını kaybetmişti. Tenvira’nın vefatının ardından geçtiğimiz aylarda PULO mensupları arasında yapılan seçim sonucu Nur Abdurrahman örgütün yeni lideri olarak seçildi. Dedelerinin İstanbul’dan Patani’ye geldiklerini ve kendisinin asıl olarak Türk olduğunu ifade eden Nur Abdurrahman’la hayatı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Türk basınında ilk kez Dünya Bülteni’nin sorularını cevaplayan Patanili direniş lideri Nur Abdurrahman’ın yaşadıkları filmlere ve romanlara konu olabilecek kadar ilginç. İlgiyle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.

-Sizi daha yakından tanımak istiyoruz. Bundan dolayı röportaja kişisel geçmişinizle ilgili sorular sorarak başlayacağım. Patani Birleşik Kurtuluş Örgütü’nün yeni lideri Nur Abdurrahman kimdir?

Patani’de asılları farklı ülkelere dayanan bir çok insan bulunuyor. Patani İslam Krallığı zamanında bölgeye İstanbul, Afganistan, Irak ve Yemen’den göçler olmuş. Benim dedelerim de Osmanlı Hilafeti zamanında İstanbul’dan Patani’ye gelmişler ve yerleşmişler. Bu nedenle ben asıl olarak Türk’üm ve İstanbulluyum. Rahmetli dedem biz küçükken aslımızın Türk olduğunu ve dedelerimizin İstanbul’dan geldiğini söylerdi. Ayrıca sinirlendiğinde Türkçe konuşmaya başlardı. Budist Tayland Askerlerine küfür ederken de Türkçeyi kullanırdı. Bazı zamanlar Türklerin bir gün Patani’ye gelip bizi Tayland işgalinden kurtaracaklarını söylerdi. Dedemin anlattıklarından dolayı çocukken Türklerin çok güçlü insanlar olduklarını hayal ederdim. “Yok” “iyiyim” gibi kelimeler dedemden duyduğum bazı Türkçe kelimelerden şu an için hatırlayabildiklerim. Küçükken dedemden halifeyi ve İstanbul’u da çok duyardım. Türkiye’den “İstanbul” diye bahsederdi; Türklere de “İstanbullular” diyordu. Bizim gibi İstanbul’dan gelen Patanililer arasında Osmanlı döneminde kullanılan kırmızı fesler de yaygın. Dedemin arkadaşları bazı zamanlar, özellikle de önemli günler de bu kırmızı fesleri kullanıyorlardı.

-Kaç yılında doğdunuz? Hangi okullarda okudunuz?

1948 yılında Patani’nin Yala bölgesinde doğdum. Yaşım artık 60’a ulaştı; fakat ruhum 18 yaşındaki bir genç gibi. İlk okul ve ortaokulu Yala’da Taylandlılara ait bir okulda okudum. 7 yaşımdan itibaren de Pondok medreselerinde Kur-an, Arapça, Tecvid, Akaid, Fıkıh dersleri gibi dersleri aldım. Liseyi yine Patani’de İslami ilimlerin ağırlıklı olduğu bir okulda okudum.

“FİLİSTİNLİ DİRENİŞÇİLERE KATILDIM”

-Patani özgürlük mücadelesine hangi yıllarda katıldınız?

Lise yıllarımda katıldım. Bütün Patanililer gibi ben de çocukluğumdan itibaren vatanımın Taylandlı Budistler tarafından işgal edildiğini biliyordum ve ailemden Patanililere ait özgür bir devletimiz olması gerektiğini duyuyordum. Lisede okurken arkadaşlarımla gizli toplantılar yapardık. Bu toplantılarda Patani’nin özgürlüğü için mücadele etmemiz gerektiğini konuşuyorduk. Kebir Abdurrahman Tenvira Patani Birleşik Kurtuluş Örgütü’nü kurup Patanilileri bağımsızlık için mücadele etmeye çağırınca biz de bu çağrıya uyduk. Liseyi bitirdikten sonra önce Suudi Arabistan’a daha sonra da Suriye’nin başkenti Şam’a geçtim Şam’da üniversiteye kayıt oldum. 1973 yılında Patanili arkadaşlarım Mansur ve Eşari ile birlikte Lübnan’daki direniş gruplarıyla ilişkiye geçtik ve İsrail işgaline karşı savaşan Filistinlilere destek vermek için Lübnan’ın güneyindeki kamplarda eğitim görmeye başladık. Filistinli direnişçilere katıldığımda benim yaşım 24’dü. 1 sene Filistinlilerle birlikte kamplarda yaşadık ve bu süre içerisinde İsrail askeri birliklerine karşı düzenlenen bir çok operasyona katıldık. O dönemler başta Beka Kampı olmak üzere Lübnan’daki kamplarda dünyanın dört bir yanından gönüllü direnişçiler vardı. Hatta Türkiye’den de bazı direnişçilerin olduğunu hatırlıyorum. Daha sonra Patanili arkadaşlarımla birlikte Şam’a geri dönerek yeniden okullarımıza kayıt olduk. Ben yabancı dilimi geliştirmek için İngilizce bölümüne girmiştim.

-Daha sonra ne oldu?

1974 yılının sonlarında Şam’da eğitim gören Patanili öğrencileri bir araya getirerek Patani Öğrenci Birliği’ni kurduk. Kongrede yapılan seçim sonucu arkadaşlar beni başkan seçtiler. Öğrenci hareketinin kurulmasıyla birlikte Patanililer arasındaki dayanışma daha da arttı. 1975 yılında PULO’nun lideri Abdurrahman Tenvira beni Patani’ye gönderdi. O dönemler Patani halkının Tayland yönetimine karşı olan öfkesi en üst düzeydeydi. Tayland askerleri Patanilileri evde, sokakta, medresede suçsuz yere öldürüyordu.

Abdurrahman Tenvira benden günlerce sürecek protesto gösterileri için Patanilileri örgütlememi istedi. Gerekli çalışmaları yaptık ve Tenvira’nın Patani halkına yaptığı çağrıyla gösteriler başladı. Tam 44 gün süren bu gösteri Patani tarihinin en büyük gösterisidir. Bu gösterinin ardından Patani’den ayrılıp Şam’a geldim. Şam’dan da Libya’ya geçtim. 1977 yılında Libya’da okuyan Patanili arkadaşlarımla Başkent Trablus’a Öğrenci Hareketi adına bir büro açtık. Şam’daki okulumu terk ettiğim için Libya’da yeniden üniversiteye başladım.

“LİBYA’DA KAMPLAR KURDUK”

-Hangi bölüme kaydoldunuz?

İslami ilimler alanında kendimi yetiştirmek için Davet Üniversitesi’ne kaydoldum. Libya Hükümeti ile kurduğumuz iyi ilişkiler ve diplomasi alanındaki başarılarımız sonucunda Patanili mücahidlerin eğitim almaları için Libya’da kamplar kurduk. Ben daha sonra Libya’dan İran’a geçtim. O yıllar İran’da İslam devrimi olmuştu ve bu devrim hepimizi çok etkilemişti. Tenvira benden PULO adına İran’da bir büro açmamı ve İranlı resmi makamlar nezdinde bazı görüşmeler yapmamı istedi. Zamanla Ayetullah Muntazari’nin oğlu Ahmet Muntazari ile aramızda iyi bir arkadaşlık oluştu ve Ahmet Muntazari’nin yardımıyla Tahran’da bir büro açtık. İranlı yetkililerden randevular alarak onlara Patani’de yaşananları anlattım. Bir gün Ahmet Muntazari beni aradı ve bana İsfahan’da yapılacak

mitingde İranlılara Patani’de Müslümanlara yapılan baskı ve zulümleri anlatmamı istedi. On binlerce İranlının katıldığı mitingde insanlara Patani’yi anlattım. Son derece heyecanlı geçen o mitingi hiç unutamam. Fakat daha sonra İranlı yöneticilerle aramız bozuldu ve İran’ı terk etmek zorunda kaldık.

-İranlı yöneticilerle aranız niçin bozuldu?

Patani’den İran’a üniversitelerde okumaları için öğrenciler getiriyorduk. Daha sonra İranlıların Patanili öğrencilerin Şii mezhebine girmeleri için özel çalışma yaptıklarını fark ettik. İranlıların bu çalışmaları bizi rahatsız etti. Ayrıca bizden de Patani’de Şii mezhebinin yayılması için yardım talep etmeye başladılar. İranlılara Patani halkının mezhep olarak Sünni olduğunu, Patani’de Şii mezhebinin yayılması için çalışma yapılmasının fitneye neden olacağını söyledik. Bu tavrımız İranlıları kızdırdı. İran’daki büromuz bu olaydan sonra bir süre daha açık kaldı. İran ile Tayland Hükümeti arasındaki ilişkiler gelişince Tayland İran’dan Patanililere ait olan büroyu kapatmasını istedi. İranlı yetkililer büro nedeniyle zor durumda kaldıklarını söylediler. Biz de bunun üzerine Tahran’daki büromuzu kapatarak İran’ı terk ettik.

“TENVİRA KÜLTÜREL DEVRİMİ BAŞLATTI”

-Patani halkının efsanevi liderlerinden olan Kebir Abdurrahman Tenvira ile nasıl tanıştınız?

Tenvira okumak için köyünden çıkıp Yala’ya gelmişti. Babam Tenvira’yı çok seviyordu ve ona kalması için evimizin yakınında bir ev ayarlamıştı. Tek odası olan bu evde kalan Tenvira Yala’da liseyi okuyordu. Ben o zamanlar 7-8 yaşlarındaydım, Tenvira ise 17-18 yaşlarındaydı. Benim hayatımın büyük bir kısmı Tenvira’nın yanında geçti ve kendimi Tenvira’nın öğrencisi olarak görüyorum. Tenvira fikirleriyle sadece bizim grubumuz olan PULO’yu değil;Patani’deki bağımsızlıkçı bütün direniş gruplarını etkiledi. Bana göre Hacı Slong’tan sonra Patani tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri de Tenvira’dır. Tenvira İran’da, Libya’da, Şam’da, Avrupa’da bürolar açarak Patani’de yaşananları dünyaya duyurmaya çalıştı. Ayrıca yüzlerce Patanili genç Tenvira’nın sayesinde Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinde eğitim görerek Patanililerin eğitim seviyesini yükselttiler. Benim de Patani dışına çıkıp eğitim görmem Tenvira’nın teşvikleri sayesinde oldu. Tenvira hem Patani’deki İslami hareketin kurucularındandır; hem de Patani’deki kültürel devrimi başlatan kişidir. Tenvira Patani’nin özgürlüğü için askeri, ilmi, manevi, siyasi ve kültürel alanlarda çalışmalar yapılması gerektiğini söylüyordu. Kültürel ve siyasi alanlarda yapılan çalışmalara da en az askeri alanlarda yapılan çalışmalar kadar önem veriyordu.

-Patani ile Tayland Yönetimi arasında yaşanan sorunun temeli nedir?

Patani toplumu ile Tayland toplumu birbirinden ayrı 2 farklı toplum. Patanililer Müslüman; fakat Taylandlılar Budizm’e inanıyorlar. Biz Malay dilini konuşuyoruz, Taylandlılar ise dil olarak Tayca’yı kullanıyorlar. Malazca ile Tayca birbirine hiç benzemiyor. Patanililerin Taylandlılardan tamamen farklı bir tarihleri var. Bizim dedelerimiz Patani İslam Krallığı’nı kurmuşlar ve kendi topraklarında özgür olarak yaşamışlar. Ayrıca kültürel olarak da Patanililerin kültürleri ile Taylandlıların kültürleri hiçbir şekilde birbirine benzemiyor. Aramızdaki bunca farklılığa rağmen Tayland Yönetimi topraklarımızı işgal ederek bizi kendi kültürümüzden uzaklaştırıp Taylaştırmak istiyor. Atalarımız Budist Tayland Krallığı’nın saldırılarına rağmen dinlerini, kültürlerini korumak için büyük bir direniş göstermişler. Biz de aynı şekilde dinimizi ve kültürümüzü korumak için direnmeyi sürdüreceğiz.
“OSMANLI’DAN SONRA İLİŞKİLERİMİZ KOPTU”

-Türkiye Patanililer için ne ifade ediyor?

Patani, hilafet zamanında Osmanlı Yönetimi’ne bağlıydı. Dedelerimiz Osmanlı halifelerini kendi halifeleri olarak görüyorlardı. Özellikle Sultan Abdülhamid Han İngilizlere karşı verilen mücadelede Patanililere çok yardım gönderdi. Hilafetin yıkılması ve Patani’nin Budist Tayland yönetiminin işgali altına girmesinin ardından aramızdaki ilişkiler koptu.

Biz İstanbul’u Patani’nin de başkenti olarak görüyoruz. Türkiye’de şu an zor durumda olan Müslümanların haklarını savunan bir hükümetin olduğunu biliyoruz. Hem Türk halkından hem de Başbakan Erdoğan’dan Patani’ye sahip çıkmalarını, Tayland Yönetimi’ne Patani konusunda baskı yapmalarını istiyoruz. İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreteri bir Türk olan Ekmeleddin İhsanoğlu. Bundan dolayı Türkiye İslam Konferansı Örgütü’nde çok etkili. Türkiye İKÖ sayesinde Patani meselesini dünyaya duyurabilir ve Taylan Yönetimi’nin Patanililere yaptığı baskıyı hafifletebilir. Geçmişte Osmanlılar ile Patanililer arasında güçlü ilişkiler vardı. Biz de onların torunları olarak bu ilişkileri tekrar kuvvetlendirebiliriz.

Röportaj: Adem Özköse/ Şam

Dünya Bülteni

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: