Özbekistan İslami Hareketi İçin Yolun Sonu (mu?)


Geçtiğimiz günlerde Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH) lideri Tahir Yoldaşev’in haber ajanslarına düşen ölüm haberi Orta Asya’daki çoğu devlet yönetimi açısından rahatlatıcı nitelikteydi. Üst düzey bir Pakistan istihbarat yetkilisinin açıklamasına dayanılarak verilen haberde Yoldaşev’in, geçen Ağustos ayında Pakistan’ın Güney Veziristan bölgesinde Amerikan saldırıları sırasında öldürüldüğü bildirildi. Geniş yankı uyandıran bu haber örgüt adına yapılan açıklamayla yalanlanmasına rağmen en son 5 Ekim’de üst düzey bir Taliban yetkilisinin de haberleri doğrulaması Yoldaşev’in hala sağ olduğu yönündeki spekülasyonları şimdilik sona erdirmiş gibi gözüküyor. Öte yandan, ÖİH’in bu darbeden ne derece yara alacağı ve bölgedeki rejimler açısından daha güvenli ve tehditten uzak bir geleceğin ne derece söz konusu olacağı tartışmalıdır.

ÖİH 1990’lı yılların başlarında Özbekistan’da Fergana Vadisi’nde Kerimov rejiminin İslamcı muhalefete yönelik baskı politikalarına karşı bir tepki olarak doğmuştu. Örgüt bölgedeki genç İslamcı liderlerden Tahir Yoldaşev ve Afganistan’da savaşmış eski bir Sovyet askeri olan Cuma Namangani tarafından kurulmuştu. Örgütün temel hedefi silahlı mücadele yoluyla Özbek rejimini devirerek yerine İslam devleti kurmaktı. Örgüt 1999’a kadar olan süreçte Tacikistan ve Afganistan’da konuşlanarak ciddi bir yapılanmaya gitti. ÖİH, süreç içerisinde Kerimov’un ülkede otoriter politikalarından yılan, mevcut rejimle şiddet dışında başka mücadele yolunun kalmadığını düşünen radikal eğilimli kişi ve grupları kendi saflarında toplamayı başardı. Özbek yetkilileri tarafından, 1999’da Taşkent’te yaşanan ve Kerimov’u hedef alan bombalama girişimlerinin arkasındaki “şer ittifakının” en güçlü partneri olarak gösterildi. 1999’a kadar örgütlenme ve askeri eğitim aşamalarını tamamlayan ÖİH 1999-2001 yılları arası silahlı eylemlere geçmiş ve özellikle Kırgızistan ve Özbekistan’ın Fergana Vadisi içerisindeki askeri birliklerine karşı sarsıcı eylemler gerçekleştirmişti.

Özellikle Özbek yönetimine karşı mücadele veren, Özbekistan’da mevcut rejimi yıkarak İslami bir rejim kurmayı amaçlayan ÖİH zamanla tüm Türkistan’ı hedefine aldı. Neredeyse tamamını Özbek kökenli militanların oluşturduğu ÖİH zaman içerisinde bölge ülkelerindeki rejimlerle sorunlu Kırgız, Uygur ve Tacik unsurları da örgüt saflarına çekmeyi başardı. Özbek ve Kırgız güvenlik güçlerinin zaafiyetinden yararlaranak ses getirici eylemlerle bölge yönetimleri için ciddi bir güvenlik tehdidi haline geldi. ÖİH 2001 öncesi dönemde Taşkent’e 60 km yakınlıktaki bölgelerde bile çatışmalara girip zayiat vermeksizin, kamplarına geri dönebilecek bir güce ulaştı. 5000 kişiye ulaşan militan kadrosunun yanı sıra özellikle Fergana Vadisi’ndeki operasyonlarının getirdiği “popülaritesinin” de sonucu Özbek rejiminden memnun olmayan kitleler arasında giderek sempati kazanmaya başladı.

11 Eylül saldırıları gerçekleştiğinde Kuzey Afganistan’da Mezar-ı Şerif bölgesinde konuşlanan ÖİH, Taliban’ın yanı sıra El-Kaide ile de sıcak ilişkilere sahipti. 11 Eylül sonrası uluslararası terörizme savaş açan ABD, Afganistan’da El-Kaide ve Taliban unsurlarını hedef aldığında ÖİH de süreçten ciddi yara alarak çıktı. Özellikle ABD’nin Mezar-ı Şerif bölgesindeki saldırıları sonucu iki liderinden biri olan Cuma Namangani’yi ve militan kadrosunun önemli kısmını kaybeden ÖİH neredeyse yok olma noktasına geldi. Yoldaşev ciddi sarsıntı geçiren ve dağılma sürecine giren kalan unsurları Afganistan – Pakistan sınırında göreceli olarak “güvenli” bir bölgeye çekerek örgütü toparlamaya çalıştı.

Başta Özbekistan olmak üzere bölge ülkelerinin ABD ile bölgesel ittifakı rejimlerin otoriteryen kimliğine bir meşruiyet sağlayarak uluslararası bir güvence oluşturdu ve söz konusu ülkelerin baskı politikalarını daha da artırmasıyla sonuçlandı. Özbek yönetiminin ve giderek artan oranda da Kırgız yönetiminin baskıcı politikaları radikal hareketlerin gelişimi için uygun bir politik zemin doğuruyordu, ancak ÖİH’in devre dışı kalmış olması bu potansiyelin bölge rejimleri için tehdit teşkil etmesini önemli ölçüde önlüyordu. ÖİH’in büyük oranda güç kaybetmesi, örgütü bölgedeki radikal unsurların çekim merkezi olmaktan hızla uzaklaştırdı. Örgütle irtibatı kesilen ÖİH’in ülke içi unsurları yer yer bireysel eylemler gerçekleştirme yoluna yöneldi.

Özellikle 2005’te Andijan’da yaşanan olaylar sonrasında Özbek güvenlik güçlerinin yüzlerce sivili katletmesi, Özbek rejimine karşı toplumsal desteğin daha da erimesine ve muhalif oluşumlar için manipüle edilebilecek uygun bir zeminin ortaya çıkmasına yol açtı. Süreç içerisinde ABD’nin Afganistan’da başarılı olamaması, Taliban’ın etkinliğini artırarak güç kazanması, özellikle Afganistan-Pakistan sınır bölgelerinde radikal İslamcı örgütler açısından “güvenli” bölgelerin oluşması, ÖİH’in yeniden toparlanmasında itici bir güç oldu. Özellikle son bir yıl içinde Taşkent ve Fergana Vadisi’ndeki silahlı eylemler, Güney Kırgızistan’da yaşanan çatışmalar, örgütün Tacikistan’da destek arayışı ve hareketliliği, örgütün yeniden eylem yapma aşamasına geçtiğinin işaretleriydi. Örgüt yalnızca güvenlik güçlerine yönelik çatışmaya girmekle kalmadı, Kerimov rejiminin işbirlikçisi olarak gördüğü din adamlarına yönelik saldırılar düzenleyerek de kendisine karşıt unsurları tasfiyeye yöneldi.

ÖİH’in özellikle son bir yılda ivme kazanan katılımlarla militan sayısının tekrar eski düzeyine ulaştığı tahmin edilmektedir. Gelinen nokta itibariyle ÖİH hedefini yalnızca Özbek rejimi ile sınırlamamakta, yer yer Taliban ile birlikte Pakistan güvenlik güçlerine karşı çatışmalara da girmektedir. Talibanla olan bu sıkı ilişkisi Taliban’ın Afganistan’da etkinliğini artırması ile birlikte ÖİH’in etkinliğinin de artmasına yol açmaktadır.

ÖİH’in bölge yönetimleri, özellikle de Özbek yönetimi açısından ileride ne ölçüde ciddi bir tehdit teşkil edeceği bazı iç ve dış faktörlere bağlı gözükmektedir. Örgütün birincil düzeyde hedefine koyduğu Özbekistan, bağımsızlık sonrası vadettiği ekonomik ve sosyal reformları gerçekleştirememiş, bürokraside yaygın olarak yolsuzluk ve nepotizmin görüldüğü ve kamu kaynaklarının dar dairede yalnızca yönetici elit arasında dağıldığı, geniş kitlelerin yoksullukla boğuştuğu bir ülke olmanın ötesine geçememiştir. Bunun yanı sıra farklı seslere tahammül edemeyen otokratik bir rejimin varlığı toplumun bir kesimi için tek çıkış yolu olarak şiddeti gören radikal hareketlere karşı en azından sempati beslemesine neden olmaktadır.  Rejimin bazı toplumsal kesimlerde giderek meşruiyetini yitiriyor oluşu bu tür hareketler için uygun bir ortam oluşturmaktadır.

Önceleri Afganistan’da konuşlanan örgüt için bölgedeki ABD müdahalesi ciddi bir sarsıntı doğurmuş olsa da örgüt süreç içinde kendini toparlayabilmiş ve giderek güç kazanmıştır. Amerika’nın Afganistan’da tıpkı Irak’ta olduğu gibi bir çıkmazın içine düştüğü ve Afganistan’dan çıkış yolu olarak Taliban’ın ılımlı unsurları ile anlaşmaya varmaya çalıştığı göz önüne alınırsa, hali hazırda Taliban ve El-Kaide gibi unsurlarla irtibatta olan ÖİH için, orta ve uzun vadede vaatkar günlerin geleceği tahmin edilebilir.

Örgütün potansiyel olarak büyüme ve etkinlik alanını artırmasını etkileyen diğer önemli faktör de Kırgız ve Tacik yönetimlerinin de – Özbek rejimi kadar olmasa da – muhalefet üzerinde baskı politikalarını artırmaları ve giderek otoriteryanizme kaymalarıdır. Bu iki ülke yönetimi, Hizb-ut Tahrir başta olmak üzere radikal ancak ÖİH’in şiddet yanlısı metodunu benimsemeyen örgütleri “terörist” grup tanımlaması içerisinde değerlendirerek bu örgütlerin liderlerinden sempatizan kadrosuna kadar çok geniş çerçevede tutuklama kampanyası yürütmektedir. Yine benzeri şekilde Tebliğ cemaati gibi apolitik, ancak mevcut rejimlerin din anlayışı ile örtüşmeyen geleneksel ortodoks İslam anlayışına sahip gruplar da bölge rejimlerinin hedef alanı içerisine girmiştir. Son olarak, Tacikistan’da yaşanan iç savaş sonrasında 1997’de imzalanan barış anlaşması çerçevesinde Cumhurbaşkanı İmamali Rahmanov yanlıları ile İslamcılar arasında oluşturulan koalisyonun giderek anlamını yitirmesi, süreç içerisinde Rahmanov’un muhaliflerini tasfiye etmesi ve hatta anlaşmanın mimarlarından İslami Rönesans Partisi liderlerinden Mirza Ziyaev’in güvenlik güçlerince geçtiğimiz günlerde öldürülmesi meşru zeminde siyaset yapılamayacağına dair inancı besleyerek radikalizmi güçlendirmektedir. Bölge rejimlerine muhalif toplumsal kesimler arasında giderek bu kanının yaygınlaşması kuşkusuz ÖİH’in daha da güçlenmesine ve önümüzdeki dönemlerde muhalif unsurlar tarafından bir çekim merkezi olarak bölgesel güvenliğe ciddi bir tehdit olmasına yol açma potansiyeli taşımaktadır.

Mevcut politik resim göz önüne alındığında ÖİH lideri Tahir Yoldaşev’in öldüğü haberinin gerçek olduğu durumda bile – örgütün diğer lideri Namangani’nin öldürülmesinin sarsıntısını aşabildiği düşünülürse – örgütün etkinliğini yitirmeyeceğini, aksine bölgesel faktörler göz önüne alındığında orta ve uzun vadede ciddi bir tehdit oluşturabileceğini öngörmek çok sürpriz olmayacaktır.

Turgut Demirtepe

10 Ekim 2009

Reklamlar

Bir Yanıt

  1. salam maleykum ben amid mamedov baki sheherindeyim sizden allahin ismi
    ile yalvaririm beni dinliyin bir sayt var ismi youtube.com ve orada
    axtarish var yazin amid wants citizenship.wmv orada ben konushurum
    derdimi dinliyiniz allah sizleri dinlesin amin telefonumuz 99470 307 36 01

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: