Afganistan’da başı dik tutmak


Geçen hafta Afganistan’daki savaş hakkında pek çok tartışma ve müzakere yapıldı. II. Dünya Savaşı’ndan iki kat daha fazla bir süredir devam eden ve nihayete erecek gibi görünmeyen bu savaş, ülkemizin katıldığı en uzun çatışmalardan biridir. Son tırmanmalarla birlikte durum daha bir kötüleşti.

Mevcut tartışma asker sayısına odaklandı. Bu savaşı sürdürmek için kaç asker daha gönderilmeli? Amerikan yönetimi, Kasım ayına kadar konuşlanmak üzere ilave 21.000 Amerikan askerinin gönderilmesini zaten onaylamış durumda. Böylece asker sayısı 68.000’e çıkacak. Bir diğer 40.000 işi halledecek mi? Yahut mevcuda ilave yaparak asker sayısını 100.000’e tamamlamalı mıyız? Peki neden 500.000 olmasın? – güvende olmak için? Kamuoyunun yüzde 58’i bu savaşa karşı çıkıp dururken bu savaşı desteklemesi için onu nasıl geri kazanmalı?

Bu dar sorgulama hattından iyice sıkıldım. Başka sorularım var. Taliban hükümetini 2001 yılında 10.000’den daha az sayıda bir askerle devirmiştik. Peki şimdi biz daha fazla asker gönderdikçe durum niçin daha da kötüleşir gibi görünüyor? Şayet Ruslar Afganistan’da 100.000 asker bulundururken kendilerini iflas ettirdilerse ve er geç aşağılayıcı bir yenilgiye mâruz kaldılarsa niçin onların örneğini azimle takip ediyoruz? Daha önemlisi, milyarlarca dolar yatırdık ve binlerce aziz hayatı feda ettik. Niçin?

Daha fazla asker gönderdikçe işlerin daha da kötüleşmesi şans eseri değildir. İşler kötüleşiyor çünkü daha fazla asker gönderiyor ve şiddeti artıyoruz. İyi ilişkilerin sonuçta Afganistan’da galip çıkmasını ümit ediyoruz fakat potansiyel dürüst liderler havuzu şiddetten kaçıyor ve geride büyük bir güç boşluğu kalıyor. Savaş kötü liderlerin önünü almıyor. Bilakis kötü liderler üretiyor. Ve bu ülkede ne kadar çok savaşırsak, kasıtsız olarak o kadar çok kötü lider üreteceğiz.

Savaşın yol açtığı bir diğer şey, ayrım gitmeden uyguladığı şiddet ve adaletsizlikle öfke yaratıyor olmasıdır. Beceriksiz bombalamalardan ve hayata mâl olan hatalardan dolayı kaç masum sivil zarar gördü? İnsanlar bir savaş alanında altı üstü yanlış zamanda yanlış yerde bulunduklarından ötürü ölüyorlar fakat öldürenler yaptıklarının sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıyorlar. Bir aile üyesi öldüğünde ve buna karşılık hiçbir şey yapılmadığında geride kalanların hınç ve öfkesini hayal edin. Tüm iş sahaları yok edildiğinden dolayı yapacak başka bir iş kalmadığında, hem bir maaş çekinin olduğu hem de intikam fırsatı sunan direnişe katılmaktan başka çıkar yol var mıdır? Oradaki düşmanlarımızı haklı çıkarmak değil bu fakat insanları ittiğimizde onların de bizi geriye iteceğini kabul etmek zorundayız.


Gerçek soru şu: Hâlâ niçin oradayız? Şu an orada bulunmamızın başlangıçtaki kuvvet kullanım yetkisiyle ilgisi nedir? 11 Eylül saldırılarıyla ilgisi olan herhangi bir şeyle veya herhangi bir kişiyle uğraştığımız filan yok. Bu noktada, düşmanların azmini ve düşmanlık derecelerini artırmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Kazanacağımız bir şey kalmadı. Orada sadece zevahiri kurtarmak için bulunuyoruz ve en nihayet onu da yapamaz hale geleceğiz.

Yazar hakkında: Cumhuriyetçi Parti’den Amerikan Kongresi üyesi. 2008 başkanlık seçimlerine katıldı ve yapılan ön seçimlerde John McCain’in gerisinde kaldı.

Ron Paul

Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: