Afganistan’da Aslında Neler Oluyor?


Afganistan’da işgal 8. yılını da doldururken geçen bu geniş zaman dilimini analiz ettiğimizde Afganistan işgalinin farklı boyutlarda seyrettiğini ve işgalin bilinenden çok daha farklı hedeflerinin olduğunu görüyoruz.  Hatırlanacağı üzere Afganistan, 2001 yılında ABD öncülüğünde müttefikler tarafından işgal edilirken dünya kamuoyuna, El Kaide ve Taliban güçlerinin ortadan kısa sürede kaldırılacağı ve Afganistan’a demokrasi ve özgürlük getirileceği vaat edilmişti. Geçen 8 yıllık süreç tüm bu vaatlerin bir maske ve kılıftan ibaret olduğunu  ortaya koymuştur. El Kaide ve Taliban’ın Afganistan’daki varlığını ortadan kaldırılmak bir yana şiddetin dozu daha da artırılarak Taliban ve El Kaide tehdidi Güney Asya bölgesinin tamamına sirayet ettirilmiş ve bulaşıcı bir hastalık gibi bölgedeki istikrarı ortadan kaldırmıştır. 

ABD ve NATO yönetiminde Afganistan, güvenlik, ekonomi, eğitim, sağlık ve sosyal anlamda işgal öncesi günlerden daha geriye gitmiştir. Şiddet dozunu her geçen sene de artırmış ve şiddetten en çok zararı Afgan siviller görmüştür. Özellikle 2007 ve 2008 yıllarında şiddet Afganistan’da zirve yapmış ve sayıları kesin bilinmese de 10 bini aşkın sivil yaşamını yitirmiştir. Kalkınmada ilerleme sağlanamamıştır. Afganistan, BM kayıtlarına göre çocuk ölümlerinde dünya ülkeleri arasında 3. sırada yer alırken, kadın ölümlerinde ise Sierra Leone’den sonra 2. sırada yer almaktadır. Afganistan’da doğan her 1000 çocuktan 257’si, doğum yapan her 100 bin kadından 1600’ü yaşamını yitirmektedir. ABD işgali altında Afganistan, dünya uyuşturucu üretiminin %93’ünü yapar haline gelmiştir.  Uyuşturucu üretimi Afganistan’da çok önemli rantlar ve büyük ağalar yaratmıştır. Afganistan, topraklarına gömülü ve sayıları  milyonlarla ifade edilen mayınlarla baştan sona bir mayın tarlası haline getirilmiştir. Bu, işgal sona erse bile Afganistan’da ölümün uzun yıllar kol gezmeye devam edeceğini gösteriyor.

Özetle sunmaya çalıştığım şu ki; tüm bu göstergelere bakıldığında işgal başlamadan önce Afgan halkı başta olmak üzere dünya kamuoyuna Afganistan’la ilgili verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığı görülüyor. Daha doğru bir ifadeyle, Afganistan’ın El Kaide, Taliban, Özgürlük ve Demokrasi kılıfı altında daha farklı gerekçelerle işgal edildiğini görüyoruz. 

Afganistan’da Şiddet ve Kaos Bilinçli Olarak Tırmandırılıyor

Afganistan’da şiddet ve kaos iklimi yabancı güçler tarafından bilinçli olarak yaratılmaktadır. Yabancı güçler, Afganistan başta olmak üzere bölgedeki varlıklarını anlamlandırmak ve Güney Asya’ya tamamen yerleşmek için kendi yarattıkları şiddet, terör ve istikrasızlığı bahane göstererek dünya kamuoyunun şuur altını kontrol etmekte, yönlendirmektedirler. Afganistan ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının 2009 yılı sonu itibarı ile 60 bine çıkarılması öngörülmektedir. NATO çerçevesinde bölgeye yerleşen yabancı güç varlığı ise bugün itibariyle 64500’dür. Tüm bu göstergeler askeri varlıklarını tedrici olarak artıran ABD ve yabancı güçlerin bölgeye büyük bir yığınak yaptıklarını ve yerleşme çabası içerisinde oldukları göstermektedir. ABD’nin 4 milyar dolar bütçeyle dünyadaki en büyük elçiliğini Pakistan’ın başkenti İslamabad’a inşa ettiğini söylersek sanırım ne demek istediğimiz daha da netleşmiş olacaktır. Bu büyük yerleşme ve yığınağın gerekçelendirilmesi için şiddet ve kaos dozunun artırılması gerekiyordu.

Kaos Dozunu Artır, Belirsizlik Yarat ve İşgal Et

8 yıllık işgal sürecine baktığınızda ABD ve NATO’nun Afganistan’a ilişkin ciddi ve temel bir stratejik planına, yol haritası ya da takvimine rastlamazsınız. Bu Bush döneminde de böyleydi Obama döneminde de böyle. Obama dünya kamuoyunun Afganistan’la ilgili beklentilerini gidermek ve yeni bir şeyler sunmuş olmak için AFPAK adıyla bırakın strateji uzmanlarını Afganistan’a ilgili sıradan bir okuyucuyu bile kahkaya boğacak bir stratejik plan hazırladı. Bu plan ABD ve NATO çevrelerinin dünya kamuoyunu ne gördüğünü ortaya koyan alaycı bir plandı ve işlemedi. Zaten işlesin diye değil zaman kazanmaya yönelik bir plandı. Dikkat ederseniz gerek Afganistan’da görev yapan komutanlardan, gerek NATO’dan gerekse Amerikan çevrelerinden sürekli Afganistan’daki askeri  varlığı artırmaya yönelik haberler okuyoruz basında. Bu şekilde hipnoz edilerek, dünya kamuoyu askeri varlık ihtiyacına inandırılmakta,  şuur altı operasyonuna maruz kalmaktadır. Yaratılan şiddet ve kaosla bir belirsizlik ortamı yaratılmakta ve bu belirsizlik içerisinde bölgedeki askeri varlık artırılarak bölge adeta adım adım işgal edilmektedir. 

Belirsizlik stratejisi genelde zaman kazanmaya yönelik izlenen bir stratejidir.  Eğer bir bölgede gizli bir gündem ve öncelikliler için bulunuyorsanız o bölgedeki varlığınızı mümkün olduğu kadar belirsizleştirir ve puslu bir ortam yaratırsınız. Belirsiz ortamlar görüş gücünü ortadan kaldırır. Operasyon düzenlemek istediğiniz bir hedefe sis bombası atarak belirsiz bir ortam yaratmak gibi bir şey bu. 

Bölge İşgalinin Asıl Nedenleri

Afganistan’la başlayan işgalin Pakistan’la devam ettiğini ve Güney Asya’nın adım adım tedrici olarak işgal edildiğini görüyoruz. Pakistan’dan gelen haberler özellikle Belucistan bölgesi başta olmak üzere Amerikan askeri birliklerinin Pakistan içlerinde de konuşlanmaya başladıkları yönünde. İnsansız Amerikan uçakları dronlar, Pakistan içlerinde bilinmeyen noktalardan havalanarak sivil, militan ayırt etmeksizin hedefleri vurmaktadırlar. Egemen bir ülke olan Pakistan açısından bakıldığında bu yoğun dron aktiviteleri  Pakistan’daki Amerikan askeri varlığının önemli bir göstergesidir. Yine yukarıda belirttiğim gibi İslamabad’da başlatılan ABD’nin dünya üzerindeki en büyük elçilik inşaat çalışmaları bu bölgede ilerleyen süreçte ABD askeri varlığının daha etkin bir biçimde hissedileceğini gösteriyor.

Peki tüm bu yığınak ve yerleşimle ABD ve yabancı güçler bölgede asıl neyi hedefliyor?

Daha öncede birçok kez belirttiğim gibi bölgedeki varlığını El Kaide ve Taliban’la gerekçelendirerek ABD, bölgede şunları hedeflemektedir:

1-İsrail için büyük bir tehdit unsuru olan Pakistan’ın nükleer silahlarını kontrol altına almak ve tesirsiz hale getirmek,
2-Hindistan, Çin merkezli oluşan ve orta vadede dünya üzerindeki Amerikan hegemonyasını  tehdit eden ekonomik ve siyasi güç merkezine müdahale etmek. (Mumbai baskını ve Urumçi olayları bu çerçevede ele alınmalıdır).
3-Orta Asya’nın bakir enerji yataklarını kontrol altına almak ve enerji rotasını kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmek,
4-Putinle birlikte yeniden tırmanışa geçen Rus yayılmacılığını kontrol altına almak,
5-Irak’tan sonra Afganistan ve Pakistan’a da yerleşerek İran’ı arkadan kuşatmak ve tehdit etmek.

Özetle sunduğum bu başlıkların her biri detaylı bir şekilde incelenmesi  gereken derinlik ve boyutlara sahiptir. ABD’nin 300 milyar dolara varan Afganistan harcamalarını Bin Ladin avı ya da Afganistan’a özgürlükle ilişkilendirmek çok safiyane bir yaklaşım olacaktır. Ve bu açılardan bakıldığında söz konusu hedeflere ulaşılmadan ABD ve yabancı güçlerin bölgeden çekilmelerini beklemek ya da bölgeye huzur ve istikrar geleceğini hayal etmek mümkün gibi görünmüyor.

Afgan Halkı İşgalin Farkına varmıştır

İşgalin üzerinden geçen 8 yıllık süre, Afganistan halkı tarafından oldukça iyi etüt edilmiştir. Afgan halkıyla yapılan röportajlara bakıldığında Afgan halkı ABD ve yabancı güçlerin Afganistan’ı hayata döndürmek gibi bir dertlerinin olmadığını açık ve net bir şekilde ifade etmektedirler.  Afgan halkı ABD ve yabancı güçlere olan güvenini  (Türk Silahlı Kuvvetleri haricinde) yitirmiştir. Bunun en önemli göstergesi ise 20 Ağustos’ta yapılan ve sonucu halen açıklanamayan seçimlerdir. 2004 yılında yapılan seçimlere katılım oranı %75 iken sonucu açıklanamayan 20 Ağustos seçimlerine katılım oranı %30’larda kalmıştır. Bu Afgan halkının ABD başta olmak üzere, Afgan Hükümeti, NATO ve ISAF’a karşı güvenini yitirdiği ve desteğini çektiği anlamına gelmektedir. Afganistan’daki ABD ve NATO varlığı bir işgal gücü şeklinde algılanmaktadır. 

Afgan halkının güven kaybına bağlı olarak Taliban Afganistan ve bölgede etkinliğini artırmıştır. Yine bugün Afganistan’ın %60’ını kontrol eden aşiretlerin de ABD, NATO ve ISAF’a olan güvenlerini yitirdiklerini ve Taliban’ın nüfuzu altına girdiklerini söyleyebiliriz. ABD destekli Afgan hükümeti bugün Afganistan’ın sadece %30’ luk bir dilimini kontrol altında tutabilmektedir.

Karikatür sabıkası bulunan ve İslam alemi tarafından itici görülen Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğine getirilmesi, Kabil’deki Bagram üssünde Dari dilinde  basılmış ve dağıtılmak üzere hazır bekleyen İncillerin bulunması Afgan halkının tepkisini çekmiş ve yabancı güçlere karşı olan güven kaybını daha da derinleştirmiştir.

Afganistan’da Gerçek Çözüm İçin Ne Yapılmalı

Eğer ABD ve NATO güçleri Afganistan’da gerçek ve samimi bir çözüm arıyorlarsa yapacakları ilk şey buradaki görevlerini İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) çerçevesinde oluşturulacak bir barış gücüne devrederek bölgeden çekilmek olmalıdır. Yabancı güçler bölgeden çekilmeden gerek Afganistan ve Pakistan’da gerekse Güney Asya genelinde istikrar hayal olmaktan öte gitmeyecektir. Afganistan’daki yabancı varlığı doku uyumsuzluğundan dolayı doğal bir reaksiyon ve tepki yaratmaktadır. Afganistan İslam Aleminin bir mahallesidir ve bu mahallede ki problemin çözümü ancak İslam coğrafyası ve ikliminden, bölge ile doku uyumu bulunan güçlerin yerleştirilmesi ile mümkün olacaktır. Türk Silahlı kuvvetlerinin bölgedeki varlığı ve Afgan halkının bu varlığı hazmı ve kabulü bu tezin en önemli kanıtıdır. Türk Silahlı kuvvetlerine karşı Afgan halkının duyduğu güven ve saygının sonucudur ki, her gün birkaç yabancı güç askerinin yaşamını yitirdiği Afganistan’da TSK varlığına karşı ateş bile açılmamıştır.

ABD ve Batı Afganistan’da gerçekten barış ve huzur arayışı içerisinde ise İKÖ çerçevesinde oluşturulması gereken barış gücüne ve yine İKÖ çerçevesinde Afganistan’da kalkınma ve ilerlemeyi sağlamak için oluşturulması gereken fon’a katkı sağlamalıdır.

Türkiye Kendi Afganistan Stratejisini Uygulamalıdır

Afganistan ve Pakistan Türkiye’nin Güney Asya’da ki sınır karakollarıdır. Güney Asya Türkiye’nin nüfuz alanı içinde bir bölgedir. Afganistan ve Pakistan’ın ötesi ise ilgi alanımıza girmektedir. Bölge ile güçlü etnik ve tarihi bağları bulunan Türkiye’nin özgün bir Güney Asya politikası belirlemesi ve uygulamaya koyması gerekmektedir. Bölgede güven duyulan tek güç olan, Rasmussen seçiminde kilit rol oynayarak NATO içindeki etkinliğini daha da artıran Türkiye, NATO politikalarını uygulamak yerine kendi stratejilerini NATO’ya kabul ettirmeli ve İKÖ’nün bölgedeki etkinliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürütmelidir. İlerleyen günlerde Kabil’deki NATO Barış Gücü operasyonlarını devralacak olan Türkiye NATO politikalarını uygulayacak olursa işgalci ülke konumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Türkiye’nin bu şekilde Afganistan’da ve bölgede güven kaybına uğraması Türkiye’nin menfaatleriyle çelişeceği gibi bölge ile olan bağlarına da tamiri güç hasarlar verecektir.

Ali ŞAHİN
Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı
07 Ekim 2009 –
http://www.gasam.org.tr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: