Süyümbike’nin şehri: Kazan


Mesut Doğan Tataristan’ı ve başkenti Kazan’ı yazdı: ‘Keder ve kan dolu şehir, sana kaygı ve hasret olsun!’

Kuruluşunun bininci yılını kutlayan Tataristan’ın başkenti Kazan şehrine bir tur programı vardı ve kontenjan dolu olduğundan aşırı ısrarım sonucu geziye ben de katılmıştım. İlk kez uçağa binecektim ve kafamda filmlerde gördüğüm lüks uçakların hayali vardı. Ama Tataristan havayolları uçağının içine girdiğimde birden kör bir kuyuya düşer gibi düştüm ve çocukluğumdaki o mutad köy otobüsü canlandı kafamda. Uçağın koltukları köy otobüsünün koltukları gibi dar ve bakımsızdı. Her akşam vakti ilçeden gelen otobüsü karşılamak için köyün merkezine kadar koşardık çocukken. Otobüsten inen yolcularla birlikte nefis bir ekmek kokusu yayılırdı ortalığa. Bu ekmek ilçede yapılan ve köyde “şehir ekmeği” denilen bildiğimiz ekmekti ama köyde olmadığından ve ilçeden geldiğinden kafamızdaki yeri çok başkaydı. Artık ekmekler öyle güzel kokmuyor hatta ekmeklerin kokusu bile kalmadı.

Tataristan, KazanUçağımız uçsuz bucaksız kırsal alanlarla kaplı ve ülkenin başkenti olan Kazan’a indiğinde içimde ilk kez başka bir ülkeyi görmenin heyecanı vardı. Hava alanından bizi almaya gelen rehberlerle birlikte kalacağımız yere doğru taksilerle bir yolculuk başladı. İlk kez eskiden hep düşündüğüm ve dünyanın bir başka yerinde acaba insanlar şu anda ne yapıyor, nasıl günlerini geçiriyorlar şeklindeki merakım biraz olsun azalmaya başlamıştı.

Başkent Kazan, Volga’nın bir kolu olan Kazanka ile birleştiği yerde kurulan ve zengin kültür ve sanat yapılarıyla dikkat çeken, uçsuz bucaksız bir düzlükte yemyeşil ovalar ve kırlarla kaplı, adeta hiçbir Rus şehrini aratmayan siluetiyle karşımızda canlanmaya başlamıştı. Sokaklar ve yollar çok geniş ve bakımlı görünüyordu. Ruslar Osmanlılar gibi aldıkları her ülkeye kendi vatandaşlarını yerleştirerek oralara kendi kültürlerini yaymışlardı. Kazan’da nüfusun yaklaşık yüzde %45’i Ruslardan oluşmaktaydı. Kazan’da okuma yazma oranı %100 ve günlük 170 gazete çıkıyor, her yıl 2,5 milyon kitap basılıyor.

Kazan’da apartmanlar Sovyet döneminden kalma bitişik nizam ve 7-8 katlı, çok geniş bir alanda “U” çizerek inşa edilmiş. Hepsi birbirine o kadar çok benziyor ki, insanların kendi evlerini nasıl bulduklarını merak ediyorsunuz. Apartmanlara girince tıpkı bir matruşka gibi beni şaşırtan başka bir yaşam tarzını görüyorum. Apartmanlardaki her dairenin odasında başka bir aile yaşıyor. Ev üç odalı ise burada üç ayrı aile yaşıyor. Banyo, mutfak ve lavabo gibi ortak kullanım alanlarında her aileyi temsil eden renklerde havlular görüyorsunuz. Ruslardan kalma bu yaşam tarzı son yıllarda gittikçe azalıyor ve insanlar artık geniş alanlarda kendi müstakil evlerini inşa ederek bir anlamda özgürlük alanlarını genişletiyorlar. Apartmanlardan çöplerin doğrudan dışarıya atıldığı helezon şeklinde bir tünel var. Kışlar soğuk olduğundan bu tünellerde çöplerin donduğunu söylüyorlar. Apartmanlardaki asansörler çok bakımsız ve çok kötü kokuyor. Apartmanların önündeki araç parklarını her işte olduğu gibi mafya işletiyor. Haziran ayında Kazan’da güneşin batması ve doğması arasında yaklaşık üç saat gibi kısa bir zaman dilimi var. Güneş hiç batmıyor denilebilir.

Tataristan, Kazan

İlk gün öncelikle Kazan şehrini geziyoruz. Birçok tarihi mekânlar, anıtlar ve diğer yerlerden oluşan bir terkiple Kazan’ı keşfetmeye çalışıyoruz. Kazan’da görülecek önemli yerler arasında Kremlin Sarayı ve Süyümbike Kulesi yer alıyor. Kremlin Sarayı, içinde hükümet binaları, Süyümbike Kulesi, Kul Şerif Mescidi (Korkunç İvan’ın orijinalini yıkması üzerine 2001 yılında Türkler tarafından yeniden yapılmış) vb. bir kompleksi barındıran yapıya sahip. Sarayın sınırları içinde ve hemen karşısında hafif yana yatmış, tıpkı adına inşa edilen Süyümbike gibi hüzünlü ve boynu bükük, yüzyıllardır koyu bir acıyı duruşuyla gelip geçene anlatan, hakkında şiirler yazılan, ağıtlar söylenen Süyümbike Kulesi’ne gözlerim takılıp kalıyor. İçimde amaçsızca uçuşan duygu sağanağını toparlayıp, bir ritim tutturarak şiire dönüşmesi için zorluyorum ama başaramıyorum. Düşündüğüm her şey, renk, duygu ve sesler kulenin o boynu bükük ve içime işleyen görüntüsü karşısında çaresiz kalıyor. Süyümbike kulesi (yıkılan Han Mescidi’nin minaresi) yedi katlı ve kırmızı tuğlalardan inşa edilmiş. Kule, Korkunç İvan’ın Kazan şehrini işgalinde her yer yakılıp yıkılmasına rağmen, dokunulmayan tek eser olması nedeniyle, ilk Kazan hanlığından günümüze kalan son eser olma özelliğini de koruyor. Uzun süre sessiz ve hüzünle kuleye bakıyorum. Hakkında birçok efsane niteliğinde rivayet bulunan kuleden rüzgâr bir anda kulağıma bir ağlama sesi getiriyor. Çocuk iniltilerine benzer bu ses, belki de Süyümbike’nin sesi, bir türlü huzura kavuşamayarak, tarifsiz şekillerde çırpınarak, Volga’nın iç geçiren sularında yıkanarak, içimde yıllarca amaçsız bir şekilde duran sayısız hüzün parçalarını uyandırıp bir araya getirerek, aralarındaki boşlukları doldurarak, hayatın gerçeklerine yaklaştırarak ve bir milletin kaderini belirleyen olayları hiç unutmamak üzere ruhumda mühürleyerek adeta acılarımın bardağını taşıran son bir damla gibi gözümden sessizce yüreğime doğru süzülüyor. Büyük bir kederin boyutlarını anlamak, onu resmetmek ve hissetmek için sayısız olaylar görmek isteyen ruhum, Süyümbike Kulesi’ni görünce, başka acıları kaldıramayacak derecede bitkin ve tatmin olmuş bir şekilde içine kapanıyor. Yüzyıllardır kendisini derin ızdıraplarla ziyaret eden insanların kederli bakışlarını içinde saklayan ve ancak bu bakışların yardımıyla gerçek değerini bulan kule, o hüzünlü anlamı keşfedip çıkarabilecek daha birçok gönüle sırlarını söylemek için sabırsızlanırken, bütün o bakışların acısını bir anda ruhuma hissettirerek içimde dilsiz ağızlarla konuşan sınırsız ve kutsal bir nesneye dönüşerek rahatlıyor.

Tataristan, KazanSon Kazan hanlarından Giray Han’ın eşi olan Süyümbike, eşinin genç  yaşta ölmesi üzerine zorunlu olarak tahta geçiyor ve acıklı  bir hikâye de böylece başlıyor. 1552’de Ruslarla yapılan savaşta surlarda erkeklerle birlikte çarpışan Süyümbike, Kazan’ın ele geçirilmesi ile esir ediliyor. Kendisini Rusya’ya götürecek gemiye bindirilirken arkada gözü yaşlı halkına doğru dönüp; “Keder ve kan dolu şehir, sana kaygı ve hasret olsun! Başından tacın düştü; efendi iken köleliğe indin, şöhretin bitti, halsiz kaldın ve yere serildin. Nereden bulayım sivri kanatlı, güçlü kuvvetli bir kuşu babama göndermek için?”diyerek gözyaşları içinde şehirden ayrılıyor. Rusya’da ise adeta kendisini ölüme terk ederek fazla yaşamıyor. Oğlu da kendisi gibi kısa süre sonra ölüyor. Kazan’ın işgali sırasında kuleden atlayıp öldüğüyle ilgili de rivayetler var. Ama Süyümbike sonuçta yüzyıllardır Tatar halkının özgürlük sembolü olarak yüreklerde yaşamayı sürdürüyor.

Tataristan, Kazan

Tataristan, KazanErtesi gün çok geniş, düzlük ve çayırlık bir alanda her yıl Kazan’lıların ekini toprağa ekince yaptıkları Saban toy (saban tuy) şenliklerine katılmak üzere şenlik alanına doğru hareket ediyoruz. Tatarların milli bayramı Saban toy’un tarihi en az Kazan kadar eski ve tam olarak kökleri bilinmiyor. Bu şenlik için hazırlıklar yaklaşık bir ay öncesinden başlıyor. Tatarlar törene ve özel günlere aşırı derecede önem veren bir yapıya sahipler. En küçük bir olayı bile hemen tören havasına ve ciddiyetine büründürmekte oldukça ustalar. Bu davranışlarının içinde belki de sokaklarda Rus kültürüne teslim olan insanlarını bu tür şenlik ve törenlerde olsun kendi özüne döndürme çabası ışıldıyor. Tören alanında bizi korkunç bir kalabalık karşılıyor. Renk renk abartılı giysiler, çalgılarla dans eden kadın ve erkekler var her yerde. Bir topluluğun yanından geçerken yerel kıyafetiyle dans eden bir bayan giriveriyor birden koluma, şaşırıp kalıyorum ve kolumu zorla bıraktırıyorum. Tıpkı panayır alanı gibi her yerde başka bir eğlence, gösteri ve diğer faaliyetlerin yapıldığı alanlar ve her etkinliği gerçekleştiren, onları seyreden kişilerden oluşan kocaman bir dünya sürekli önümüzde devinip duruyor. Konuşmalardan Rus lideri Putin’inde törene katıldığını öğreniyoruz. Putin 2000 yılında seçilmişti ve bu tür organizasyonlara mutlaka katılıyor. Her ne kadar Tataristan bağımsızlığını kazansa da, Putin Rusların varlığını hissettirmek amacıyla katılıyordu bu törenlere belki de. Kazan’da birçok sokakta hala varlığını sürdüren KGB binaları da aslında bunu doğruluyor. Ekip olarak yağlı direklerde yürümeye çalışan gençlerin gösterisini izlemek üzere bir çadırın altına oturuyoruz. Bu alan Saban toy şenliklerinin esas alanı. Bu alanda, önce çocuklar yarışıyor ve halat çekme, ağırlık kaldırma, direğe tırmanma, çuvalla koşma, kaşıkla yumurta taşıma, su dolu kovalarla koşma, kapalı gözlerle ipteki oyuncağı kesme gibi yarışmalar yapılıyor. Halk, yabancı ve Türk olduğumuzu anladığında aşırı bir sevgi ve saygı gösteriyor bize. Gösteriden sonra şenlik alanını dolaşmaya başlıyoruz. Tataristan’ın en önemli sanatçıları da burada ve yerel kıyafetleri ile hepsi de ayrı bir hayran kitlesine şarkılar söylüyor. Biraz ileride uzaktan kumanda aletleri ile suda gemi yarıştıran ve maket uçak yarışı yapan insanlara rastlıyoruz. Öğle vakti Kazan’ın bir resmi yetkilisi bize bir çadırda öğle yemeği ikramında bulunuyor ve gruptakilere Kazan’ı tanıtan İngilizce kitaplarla çeşitli hediyeler veriyor. Saban toy’da herkese hediye verilmesi yine gelenekler arasında yer alıyor. Yemekten sonra Kazan’ın meşhur caddesi olan Bauman’ı görmek üzere şölen yerinden ayrılıyoruz.

Tataristan, Kazan

Yollarda sık sık sivil taksilere otostop yapan kişileri görüyoruz. Kazan’da sivil insanlar da para ile taksicilik yapabiliyor. Sokaklarda seyreden araçlar çok eski ve modelli araba neredeyse çok az. Tramvaylar elektrikle çalışıyor ve çok eski. Hemen hemen hepsini bayanlar kullanıyor. Aslında burada sosyal hayatın neredeyse tamamına bayanlar hâkim denilebilir. Çünkü erkekler sokaklarda aşırı votka içmekten çok dağınık bir şekilde giysiler içinde uyuyor veya amaçsız bir biçimde sürekli oturuyorlar.

Kazan’ın en meşhur ve kalabalık caddesi Bauman’a geldiğimizde başka bir zamana geçmiş gibi kulakları rahatsız edecek volümde gürültülü bir dünyaya adım atıyoruz. Korkunç bir kalabalık amaçsızca akıp gidiyor caddede. İlk kez bir caddenin bu kadar gürültü ve kalabalıkla iç içe yaşadığını görüyorum. Çok geniş ve bir o kadar görkemli, yüksek ve tarihi binalarla sağlı sollu çevrelenmiş caddedeki insan seline yüzme bilmeyen bir acemi gibi kendimizi bırakıyoruz. Caddede yer yer seyyar ressamlar, sokak müzisyenleri, seyyar satıcılar, birkaç tane Türk dönerci ve kitapçılar var. Diğer tüm ressamlar dolu olduğundan bende tatar bir ressama portremi yaptırıyorum. Ressamın neden hiç müşterisinin olmadığını ve benim nasıl bir seçim yaptığımı ancak iş bittiğinde ve tablonun bana hiç benzemediğini gördüğümde anlayabiliyorum.

Tataristan, KazanAlışveriş merkezleri çok büyük ve her şeyi bulabiliyorsunuz. Halkın gelir seviyesi düşük olduğundan çarşı ve marketlerde görülen birçok mal satılamıyor. Burada da yine bayanları görüyorsunuz. Akşam saat tam beşte mağazalarda birisi zil çalıyor ve mağazalar kapanıyor. Deri giysiler satan bir dükkânda alışveriş yapan bir bayana rastlıyoruz. Tezgâhtar bir bayanın deri bir ceket almak için yaklaşık bir yıl çalışması gerektiğini söylüyor ve buna rağmen bayanların para biriktirip yine de ceketi aldığını anlatıyor. Gerçektende burada bayanlar erkeklerin tam tersine giyimlerine aşırı önem gösteriyorlar.

Kazan, İstanbul ile “kardeş şehir” ve bunun yanında Tolstoy ve Lenin gibi ünlülerin de öğrenim gördüğü meşhur Kazan Üniversitesi, dünyanın en iyi göz hastanesi, birçok büyük ve görkemli parklar, anıtlar, tarihi eserler, kültür ve sanat merkezleri, ilginç mimariler vb. terkiplerden oluşan yapısıyla her geçen gün dünyanın en iyi başkentlerinden birisi olma yolunda hızla ilerliyor.

Tataristan, Mari El

Ertesi gün Kazan’a çok yakın başka bir ülke olan Çuvaşistan’ı görmek üzere sabah kahvaltısından sonra yola çıkıyoruz. Otobüsümüz şehirlerarası yolda yaklaşık altmış kilometre hızla gidiyor. Neden hızlı gitmediğini sorduğumuzda hız limitinin bu kadar olduğunu şaşırarak öğreniyoruz. Kazanın tam çıkışında merkeze bağlı bir köyde duruyor otobüsümüz. Bu köyde, yol kenarında çok süslü bir köy evi karşılıyor bizi. Bu evin, her yıl Kazan’da en iyi köy evinin seçildiği yarışmada geçen yıl birinci gelen ev olduğunu öğreniyoruz. Çok süslü ve köy evi denilmeyecek kadar lüks ve şatafatlı bir ev burası. Çuvaşistan’a doğru tekrar yola koyuluyoruz. Yine uçsuz bucaksız yeşillikler yol boyunca akıp gidiyor. Yol kenarlarında sık sık mezarlara rastlıyoruz. Çuvaşistan civarında trafik kazasında ölenleri, kaza yaptıkları yere gömme adetleri var. Aslında sıra dışı bir yaklaşım ve bu uygulama diğer insanlara da bir şeyler hatırlatabilir. Şehirlerarası altmış kilometre hızla kaza olması çok ilginç, kim bilir insanlar hız limitine uymuyorlar belki de.

Eski Türk devletlerinden Çuvaşistan, yaklaşık bir buçuk milyon nüfusa sahip ve din olarak en son Ortodoks Hıristiyanlıkta karar kılmış ilginç bir ülke. Başkent Çeboksar’a girişte güneşin Volga’da yıkayarak keskinleştirdiği ışıklarında kiliselerin haçları ve çatıları parıldıyor. Bir meydandan geçerken Yuri Gagarin’in heykelini görüyoruz. Yuri Gagarin’in Çuvaş asıllı olduğu rivayet ediliyor. Ayrıca Yuri Gagarin’den sonra uzaya çıkan üçüncü astronot olan Andrey Nikoleyev’in bu ülke vatandaşı olup halen Çuvaşistan’da yaşadığını öğreniyoruz. Çuvaşistan çok güzel parkları ve yeşil alanları olan bir ülke. Özellikle köy evleri ve yaşamı daha da ilgi çekici ve köylerde çok güzel evler var. İnsanı büyüleyen, esir eden, bir çocuk gibi peşinden koşturan garip bir cazibeye sahip bu ülkede zaman baskısı altında oradan oraya koşturarak caddelerde dolaşıyoruz. El sanatları ve diğer sanatlarda diğer ülkelere hayli fark atan Çuvaşistan’da, tüm aramalarıma rağmen bulamadığım çok farklı ve daha güzel matruşkaları gördüğümde sevinçle hepsini alıyorum.

Tataristan, Kupola ShpiliÖğle saatlerinde Çuvaşistan’ın içinden geçen Volga üzerinde bir gemiyle gezinti yapıyoruz. Volga nehri, çok şeyler bilen ama sırrını açığa vurmayan, bunu öfke ve hırçınlıkla değil de adeta ketum duruşuyla göstermeye çalışan böylelikle içimizin en derin köşelerine dek inen ve orasını aşındıran şekil veren, değer ve anlam katan garip suskunlukla bizimle birlikte akıp gidiyor.

Çuvaşistan’da da bazı kilise ve tarih yerleri ziyaret ediyoruz. Burada kiliseler çok bakımlı ve kiliselere çok önem veriliyor. Daha sonra İkinci dünya savaşında ölen Çuvaş askerler için yapılan anıtı görmeye gidiyoruz. Bu anıtta doğalgazla çalışan ve sürekli yanan, hiç sönmeyen bir ateş var. Bu ateş Çuvaşlara o zorlu günleri her zaman hatırlatması için düşünülmüş. Bir günde bir başkenti, bir ülkeyi gezmek elbette mümkün değil ve bizde bir çok yeri göremeden üzgün bir şekilde geri dönüyoruz.

Akşam vakti dönüş yolu üzerinde biraz kuzeye saparak bir başka ülkeye daha uğruyoruz. Burası daha çok ormanlık ve bataklık alanı ile öne çıkan Mari El Cumhuriyeti. 1917’deki Sovyet Devrimi’nin ardından eski topraklarının büyük bir bölümünü kaybetmiş olan ülkenin  % 47.5’i etnik Ruslardan ve % 42.9’u Mari’lerden oluşuyor. Ülkenin % 6’sı tatar ve geri kalan % 3.6’sı, 50 farklı etnik gruptan oluşuyor. Ortalama yaşam süresi çok kısa (37 yıl) olan bir ülke burası. Burada çok meşhur olan ve bir gölün kıyısında adeta gözlerden saklanmış ve inzivaya çekilmiş bir anıt gibi duran manastırı ziyaret ediyoruz. Bizi bir grup rahip karşılıyor ve bize rehberlik yapıyorlar. Genç rahiplerin bazılarının saçları uzun ve arkadan bağlı olması bizi şaşırtıyor. Buraya genelde zengin ailelerin kızlarını bıraktığını ve buraya giren kimsenin çıkma şansının çok zayıf olduğunu öğreniyoruz. Evlenmek ve buradan ayrılmak yasak. Avluda lüks marka araçlar göze çarpıyor. Rahiplerin kaldıkları odaların (hücre demek daha doğru) eni neredeyse bir metreden fazla değil. Burada bir insan sadece oturur ve yatabilir.

Tataristan, Süyümbike

Batan günün son kızıllığı bütün esrarını ve ağusunu bu tuhaf ve gözlerden uzakta kalmış manastırın camlarına ve içimize dökerken gurubumuz kutsal sudan içmek üzere manastırın ön tarafına doğru ilerliyor. Bir anda gizli bir el beni grubun içinden çekiyor ve adeta alıkoyuyor. Omzuma bir el kadar hafif ve yakıcı bir şekilde dokunan bir şey hissedip geriye döndüğümde, genç bir rahibenin umutsuz bakışlarına yakalanıyorum. Akşamın ilk belirtileri ile manastırın kararmaya başlayan avlusunda beyaz bir uğultu gibi titreşen yüzüyle, gürültülü ve içimi rahatsız eden bir sessizlik içinde, hayatta belki de bir kez ele geçebilecek kısa bir ânı ne kadar çabalasam da asla yakalayamayacağım bir hızla aramızda gezdiriyor. Onun buradan çıkamayacağının acı bilinci içinde, rüyadaki konuşmalarımızın karşıdaki insana ne kadar çabalasak ta bir türlü ulaşamaması, sesimizin kısılması ve kelimelerin dilsizleşerek kıvranması gibi boğazımda düğümlenen ama bir türlü çıkıp hedefine ulaşamayan yarım yamalak sözcüklerle bakakalıyorum bir an. Tıpkı boğulmakta olan bir insanın son anda elini tutamamaya eş bir pişmanlık duygusu, belki de bir ömür boyu yüreğimdeki hüznün o gizemli havuzuna sürekli taş atarak onu asla rahat bırakmayacağını hatırlatan bir ustalıkla içime yerleşiyor. O anda zihnimde uçuşan mısraları hızla ve hüzünle bir kâğıda karalıyorum. “Suskun bir bakış, bir ağlama gibi / Kalakaldı o karanlık avlularda / Ne güneş ne de bahar uğrar oraya / Hangi hüzünlerde yıkar ellerini / Tanrım yardım et ona…Bir gün içimdeki acıyı duyacak / Ve eğilip durgun göle bir gül bırakacak / Karanlık avluda sıçrayan aydınlık yüzüyle / Büyük bir özgürlüğü kucaklayacak / Tanrım yardım et ona”.

Yorgun ve aramızda tıpkı bıçak gibi işleyen garip bir sessizlik içinde Kazan’a dönüyoruz. Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra istemeyerekte olsa dönüş için havaalanına gidiyoruz.

Süyümbike’nin bin yıllık şehri Kazan, bir matruşka gibi içimizde gittikçe derinleşerek ve başkalaşarak, keşfedilmesi neredeyse imkânsız, hayatta ancak acı ve kederin huzur ve mutluluğu yüreğimizin tam olarak görüp hissedebileceği bir hizaya getirebileceği gerçeğini hatırlatarak, peşimizden dipsiz bir deniz gibi büyük sessizliğine çekilerek, bulutlar içinde kayboluyor.

kaynak: www.dunyabizim.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: