İran’ın Afganistan Politikasının Temelleri Üzerine Genel Düşünceler


Afganistan’ın etnik, dinsel, tarihsel ve coğrafi konumu, İran’ın Afganistan siyasal hayatında etkin olmasına imkân tanımıştır. Afganistan’da gerçekleşen siyasi hareketlilik, İran’ın milli güvenliğini de etkilemiştir. İran İslam Cumhuriyeti, Afganistan’daki tüm siyasal gelişmelerde her zaman aktif rol almaya çalışmıştır. 11 Eylül’den sonra başlayan Taliban-ABD krizi ise İran’ın Afganistan politikasında yeni bir sayfanın açılmasına da neden olmuştur.

İranlılar, Afganistan’ı tarihsel olarak kendi toprakları görmektedir. İran ders kitaplarında Afganistan’ın, İngiltere’nin politikaları sonucunda İran’dan koparıldığı yazılmaktadır. Söz konusu algılama Afganistan’ın İran’ın tarihî bir parçası olduğu anlayışını/zihniyetini doğurmuştur. Bu tarihi algılamanın yanı sıra Afganistan’da Fars dilinin resmi dil olması, İranlılarla etnik yakınlığı bulunan Tacikler ile İranlılarla aynı mezhepten Hazaralar’ın bulunması etnik, dil ve mezhep bağını da ortaya koymaktadır.

Afganistan’daki Peştun varlığı İran’ın nüfuzu açısından bir engel olarak görülebilir. Nüfusun yüzde 50’den fazlasını Peştunların oluşturması onların iktidarda olması sonucunu doğurmuştur. Afganistan’da sürekli Peştunların iktidarda olması da, İran’ın Afganistan üzerindeki nüfuzunu ciddi oranda etkilemiştir. Aynı faktör, Afganistan’da ciddi bir Pakistan nüfuzu oluşturmuş ve ortaya bir sorun olarak getirmiştir. Pakistan’ın da bu denkleme girmesiyle İran-Afganistan ilişkisi iyice karmaşıklaşmıştır.

Modern tarihte Afgan-İran ilişkileri barışçıl zeminine 20. yüzyılın ilk çeyreğinde oturmuştur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kaçarlar döneminde, 1921’de İran ile Afganistan arasında dostluk anlaşması yapıldı. Bu dostluk ilişkisi 1925’de kurulan Pehlevi Hanedanlığı döneminde de devam etti. Fakat Afganistan’daki 1978 Komünist darbesi ile iyi ilişkiler zedelendi. 1979’daki İran devrimi ve SSCB’nin Afganistan’ı işgali, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem başlattı.

İran, SSCB’ye karşı mücadele eden Mücahitleri desteklemeye başladı. İran’ın desteği özellikle Afganistan Şiileri üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak İran’ın Mücahitlere olan desteği yine de İran-Irak Savaşı (1980-88) ve İran’ın SSCB’ye karşı ihtiyatlı tutumu nedeni ile sınırlı kalmıştır. İran’ın bu ihtiyatlı politikası, Rusya’yı karşısına almayarak savunma gücünü artırmak, aynı zamanda Moskova’nın himayesi ile uluslararası baskıyı azaltmak doğrultusunda olmuştur. İran bu dönemde savaş içinde olmasına rağmen iki milyondan fazla mülteciyi kendi topraklarına kabul etmiştir.

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra İran’ın Afganistan politikalarında ciddi bir değişimi oldu. İran-Irak Savaşı’nın sona ermesi, SSCB’nin Afganistan’dan çekilmesi ve 1989’da Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin iktidara gelmesi bu değişimin başlıca nedenlerinden sayılmaktadır. Bu dönemde İran, SSCB’nin siyasi alandan çekilmesini fırsat bilerek ciddi nüfuz kazanma çabası içinde olmuştur. Aynı zamanda diğer etnik grupları da desteklemeye başlamıştır. Bu politika doğrultusunda Taciklerin güçlü partisi olan Cemiyete-e Eslami, İsmaili, Şii’ler ve Özbekler ile resmi ilişkiler kurmaya başlamıştır. İran’ın bu dönemde anti-Peştun bir koalisyon kurmak amacında olduğu yorumları yapılmaktaydı. İran’ın bu doğrultudaki çabaları 1992’de Kuzey İttifakı’nın ortaya çıkması ile sonuçlandı.

1991’de Komünist hükümet ile Afganistan’daki etnik gruplar arasındaki çatışmalar yeni bir döneme girdi. İran, Kuzey İttifakı’nın oluşması için zemin hazırlarken, Afganistan, toplumsal ve siyasal yapısını korumaya ve dış müdahalelere rağmen dengeyi sağlamaya çalışmıştır. Hem Sebgetullah Muceddedi hem Burhaneddin Rabbani döneminde İran, Şii Hazaralar’ın iktidardan pay almaları için çalışmıştır. Nitekim Hazaralar için üç bakanlık, Cihat Konseyi’nde yedi görev ve Liderlik Konseyi’nde bir görev almıştır. İran Kuzey İttifakı’nın karışık yapısı nedeni ile dengeyi sağlamakta zorlansa da Hazaralar ile olan ilişkisini devam ettirmiştir.

Afganistan’da nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Şii Hazaralar’a İran’ın “Şii hilali” tartışması çerçevesinde de değinmek gerekmektedir. Fars dili konuşan Hazaralar, Şiiliğin Caferi koluna mensup olup Afganistan’ın merkezi bölgelerinde özellikle Hazaracat ve Bamyan kentlerinde yerleşiktirler. Hazaralar’ın tarihî kökeni üzerine çeşitli yorumlar bulunmakla birlikte yaygın görüş Hazaralar’ın, Türk veya Moğollar’ın devamı oldukları yönündedir. Hazaralar dışında Tacikler ve Türkmenler içinde de az sayıda Şii bulunmaktadır. Hazaralar ve İran arasında çok boyutlu ve derin bir ilişki mevcuttur. Nitekim mülteci Hazaralar’ın birinci tercihi İran olmuştur. Hazaralar Afganistan toplumu içinde çok aşağılanmışlardır. Bu durum Afgan edebiyatında dahi göze çarpar. Hazaralar özellikle Taliban döneminde İran ile olan yakınlıkları ve Şii olmalarından dolayı çok ciddi sıkıntılar yaşamışlardır. Toplu katliamlar ve yaşam yerlerinin tahrip edilmesi gibi olaylarla karşı karşıya kalmışlardır.

Hazaralar, Afganistan’da İran desteği ile çeşitli partiler kurmuşlardır. Birlik Partisi (Hezb-e Vehdet) bu partilerin en önemlisi sayılmaktadır. Bu parti 1989’da Tahran’da birçok Şii grubun bir araya getirilmesi ile kurulmuştur. Parti, Afganistan’da komünist rejimin yıkılmasında ve bunu izleyen süreçte çok önemli rol oynamasına karşın Taliban döneminde büyük bir darbe almıştır. Hazaralar arasında efsanevi bir şahsiyet olan Abdulali Mezari bu dönemde öldürülmüştür. Günümüzde, Mehmet Kerim Halili liderliğindeki Birlik Partisi’nin Afganistan Devlet Başkanı Hamid Kerzay (Karzai) ile iyi bir diyalog kurduğu bilinmektedir. Karzai’nin yardımcılığı görevini üstlenmiş olan Halili, partinin silahlı kanadını tasfiye etmiştir. İran ile yakın ilişkisi bilinmekte ve partinin gövdesi de İran’da yaşamış mültecilerden oluşmaktadır.

Hazaralar ile İran arasındaki bu yakın ilişkiye karşın İran’ın Afganistan politikasını Hazaralar’a indirgeyerek analiz etmek doğru olmaz. Afganistan’ın etnik, dinsel, tarihsel ve coğrafi konumu, İran’a Afganistan’ın siyasal hayatında etkin olma imkânı tanımıştır.. 900 kilometre uzunluğunda ortak sınırının bulunduğu komşusu Afganistan’daki siyasi hareketlilik, İran ulusal güvenliğini de önemli ölçüde etkilemiştir ve bu nedenle İran, Afganistan’ın siyasal hayatında her daim aktif rol oynamaya çalışmıştır.

İran’ın Afganistan politikasını belirleyen diğer unsur da Taliban’ın varlığıdır. Kuzey İttifakı’nın iktidarda olması Pakistan, Suudi Arabistan ve ABD gibi ülkeleri rahatsız etmiştir. Rahatsızlığın temelinde İran’ın Kuzey İttifakı ile olan ilişkisi ve Afganistan’da istikrar sağlandığı takdirde İran yanlısı bir devletin ortaya çıkması bulunmaktaydı. Bu nedenle 1994’ten itibaren Afganistan siyasi sahnesinde Taliban hareketi belirmiştir. Taliban hareketi Pakistan ve Afganistan’ın güneyindeki dini okulların öğrencileri tarafından ortaya çıkartılmıştır.

Taliban öğretisi, Molana Fezllularahman liderliğinde Cemiyet-e Ulemay-e Pakistan öğretisi idi. Diyobendi düşüncesi üzerine inşa edilen Cemiyet-e Ulemay-i İslami anti Şii bir mahiyet taşımakta idi. Bu düşüncede Şiiler kâfir olarak nitelendirilmektedir. Anti Şii ve anti-İran mahiyeti olan Taliban, İran’ın bölgede yayılmasını engellemek amacıyla Pakistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD tarafından desteklenmeye başlandı. İran, Taliban’ın mahiyetini geç anladı. Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesini İranlı analizciler “İran dış politikasının” yenilgisi olarak nitelendirdiler. Taliban, İran tarafından desteklenen Kuzey İttifakı’nı yenerek iktidarı ele geçirmiş ve anti-İran mahiyetini ilk olarak Mezar-i Şerif’te İranlı diplomatları öldürerek göstermiştir. Mezar-i Şerif’teki bu olay İran-Taliban ilişkisini savaşın eşiğine kadar getirmiştir. Bu olaydan sonra İran, Kuzey İttifakı’nı yeniden ciddi bir biçimde desteklemeye başlamış ve günümüze kadar da bu destek devam etmiştir.

Taliban’ın İran için bir tehdit olmasının yanı sıra bir fırsat yaratığı da söylenebilir. Taliban’ın Afganistan’da yeniden güç kazanması ve istikrarsızlığı yoğunlaştırması İran’ın önemini artırmıştır. Ayrıca Taliban’ın Pakistan’daki etkinliğini ve orada kurulabilecek Taliban benzeri rejimin İran üzerindeki baskıları hafifleteceği söylenebilir. Nitekim Batı’da birçok çevrede en önemli sorunun Afganistan ve Pakistan’ın geleceği olduğu düşüncesi yayılmaktadır. Bu da İran’a askeri müdahale savunucularının pozisyonunu zorlaştırmaktadır.

İran’ın Afganistan politikasını belirleyen diğer bir unsur da ABD’nin 11 Eylül sonrasında Afganistan’ı işgal etmesi olmuştur. 11 Eylül saldırısı İran’ı endişeye sevk etmiştir. İran uluslararası sistemdeki konumu nedeni ile suçlanmaktan korkmaktaydı. Saldırıların sorumlusu olarak Usame Bin Ladin’in gösterilmesi İran’ı rahatlatmıştı. Çünkü İran’ın, Usame Bin Ladin ve Taliban ile ilişkilerinde sorun vardı. Bu olayın ardından dönemin İran Cumhurbaşkanı Hatemi, ABD’ye yapılan saldırıyı terör olarak nitelendirdi ve kınadı. Hatemi’nin bu davranışı Batı ülkeleri tarafından olumlu karşılandı. Dönemin İngiltere Başbakanı Blair, Hatemi’ye bir mektup yazdı ve bu mektubun ardından dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw İran’a geldi. Straw’ın İran gelmesi bazı İranlı analizciler tarafından bir fırsat olarak değerlendirildi. ‘İran bu fırsattan faydalanarak ABD ile olan ilişkisini düzeltmelidir’ görüşü bu kesim tarafından dile getirildi. Ancak ABD ile yakınlaşmayı kendi varlığına tehdit olarak gören muhafazakâr blok her tür yakınlaşmaya karşı sert tavır koymaya başladı. Aynı dönemde AB’den bir heyet de İran’a geldi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve AB’den üst heyetin gelmesi İran için önemliydi. Bu gelişmelerin İran için taşıdığı önemli mesaj ise, ABD’nin Taliban’a yapacağı saldırının İran için hiçbir zarar taşımadığı ve İran’a hiçbir zarar verilmeyeceği idi. Aynı zamanda İran’ın bu dönemde ABD karşıtı bir tutum almaması anlamını da içermekteydi.

İran, ABD’ye yardımcı olmayacağını açıkça dile getirdi. ABD liderliğinde her tür anti-terör koalisyonunun dışında kalacağını, ancak BM şemsiyesi altında yapılacak her tür anti–terör koalisyonuna katılacağını söyledi. İran, ABD’nin Afganistan saldırısını kınadı. İran Cumhurbaşkanı Hatemi bu saldırının durdurulmasını istedi. İran, İslami Konferans çerçevesinde ABD’nin saldırısını kınamaya çalıştı. İslami Konferans’ta alınan kararlar da İran’ı hayal kırıklığına uğrattı.

İran’ın bu tavrının çeşitli sebepleri vardı. İran, ABD’nin Afganistan’a saldırısını kendi milli güvenliğine de bir tehdit olarak görmekteydi. Bu tehdit algılamasının çeşitli boyutları vardır. ABD-Taliban savaşı sonucu İran’a ciddi bir oranda mülteci akını söz konusu olmuştu. İran hâlihazırda iki milyondan fazla Afgan mülteciyi kendi topraklarında barındırmaktadır. İran’da bulunan bu mülteciler ülke için önemli bir sorundur. İran ekonomisine yük olmanın yanı sıra önemli toplumsal sorunlar da doğurmuştur. Nitekim günümüzde İran halkının gözünde Afganlılar için “güvenilmez insan imajı” vardır.

İran’ın, ABD’nin Taliban’a saldırmasıyla doğan diğer bir endişesini de ABD’nin bölgede ne zamana kadar kalacağı konusu oluşturuyordu. İran yönetimi, Taliban operasyonunda ABD’nin samimiyetine inanmamaktaydı. İran’a göre ABD, Taliban’ı yok etmekten daha büyük ve ciddi bir amaç taşımaktadır: ABD Asya’ya yerleşmek istemektedir. İran’ın ABD ile olan ilişkisini düşündüğümüzde İran’ın bu saldırıya karşı çıkacağı kesin gözükmekteydi. Nitekim İran, ABD başkanlığında yürütülen anti-terör koalisyonuna girmek istememiştir.

İran’ın önemli bir diğer kaygısı da Afganistan’da Taliban sonrası kurulacak devletin yapısı idi. İran, Kuzey İttifakı’nı desteklemekte, Burhaneddin Rabbani’nin İslami Devleti’ni kabul etmekte ve Rabbani’yi Afganistan’da kurulacak devletin aslî sahibi olarak görmekteydi. Batı ise Zahir Şah’ı desteklemekteydi. İran Afganistan’da yeniden saltanatın kurulmasını veya eski kralın yeniden iktidara gelmesini kabul etmemekteydi. Zahir Şah’ı kabul etmemesinin diğer bir nedeni Afganistan’da kurulacak olan Batı güdümlü bir devleti kendine tehdit olarak görmesi idi.

İran-ABD arasındaki Afganistan gerginliği devam etmektedir. İran’ın, Afganistan konusunda Batıyla işbirliği yapmak istediği söylenebilir. Batılılar da bu konuda İran ile işbirliği yapma niyetinde olduklarını açık bir şekilde dile getiriyorlardı. ABD Devlet Başkanı Obama’nın Afganistan’a daha çok ağırlık vereceği bir çerçevede İran’la işbirliği yapabileceğini dile getirmesi Afganistan’ın, İran-Batı işbirliği alanına dönüşmesi ihtimalini ortaya çıkarmıştır.

İran’ın Afganistan siyasetini belirleyen diğer unsur merkezi yönetimi ile iyi, sağlıklı ve sorumluluk görüntüsü içinde ilişki kurma çabasıdır. İran’ın Afganistan’ın siyasetinde, Tacik ve Hazaraların merkeziyet endişesi taşıdığı doğru olsa da, merkezi hükümeti karşısına almamaya da özen göstermektedir. İran’ın Karzai ile olan ilişkisini bu çerçevede yorumlamak gerekiyor. İran Afganistan’ın işgali ardından Hamid Karzai ile olan ilişkisini iyi tutmaya çalışmıştır. İran,Karzai’ye hep kuşkuyla baksa da sorumlu bir görüntü çizmeye çalışmıştır. Ayrıca Karzai de İran’ı karşısına almaktan hep kaçınmış ve İran karşısında daha dengeli ve itidalli bir tutum içerisinde olma çabasında olmuştur.

İran’ın, Afganistan’daki son seçim sürecine aktif girdiği söylenmez. İran’da 12 Haziran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri, İran’ın daha fazla içe dönmesine sebebiyet verdi. Diğer taraftan uzun süreden beri yakın ilişkisi olan Abdullah Abdullah’a desteklediği bilindiği halde İran bu konuda da dikkatli davranmaktadır. Özellikle Hamid Karzai’yi ve diğer adayları karşısına almamaya özen göstermektedir.

Arif KESKİN – 20 Ağustos 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: