Afganistan’da İktidar Savaşları


Devlet otoritesi inşa sürecinin ve demokratik bir düzene geçişin en somut göstergesi seçimlerdir. Afganistan, 20 Ağustos 2009’da gerçekleşen seçimlerle yeniden bir iktidar paylaşımı sürecine girmiştir.

Fakat başkanlık seçiminin şartlarının ve sonuçlarının tartışıldığı bir ortamda, iktidarı kimin elde edeceğini kestirmek güçtür. Zira iktidar sahibi ancak birçok etkenin lehine dönmesiyle tayin edilebilecektir. Afganistan yirmi yıldır merkezde güçlü bir otoritenin kurulamadığı bir ülkedir. Bu döneme gelininceye kadar ülkenin sosyo-kültürel gerçekliğini gözeten bir iktidar yapısı, işgallerle kesintiye uğrasa da, mevcudiyetini bir şekilde korumuştur. Ancak Afganistan’daki Sovyet işgali ve işgalin ardından yaşanan iç savaş, merkezî iktidarı güçsüzleştirmiş ve neredeyse yok etmiştir. 2001 sonrasında ise Afganistan’da merkezi otorite yeniden inşa edilmeye çalışılmaktadır.

Afganistan bugün çok farklı şartların ve dinamiklerin etkisi altındadır. Bir yandan ABD ve İngiltere’nin ülkedeki nüfuzu, diğer yandan etnik gruplar arası mücadele ve nihayet Taliban direnişi, ülkede iktidarın kaderini belirleyecektir. Ancak yerel güçler arasındaki ittifakın seçimle zayıfladığı bir ortamda, neler olabileceği sorusu mühimdir. Bu sorunun cevabıysa önce Afganistan’da iktidarın nasıl paylaşıldığının ve sonrasında ülkedeki gelişmelerin Batı tarafından nasıl okunduğunun anlaşılmasında gizlidir.

Çok Etnili Bir Ülkede, Çok Taraflı Bir İktidar

Afganistan tarihsel şartları nedeniyle asla homojen bir toplum olamamıştır. Bugün otuz milyonu aşan Afgan nüfusu onlarca etnik ve dinî grubun birleşimidir. Bu çerçeveden bakıldığında Afganistan’da milletleşme sürecini tamamlamış homojen bir Afgan halkının olduğunu düşünmek yanlıştır. Afganistan’da bugün dört büyük etnik grup, nüfusun çoğunluğunu oluşturur. Nüfus yoğunluklarına göre bu gruplar sırasıyla Peştunlar, Tacikler,Hazaralar ve Özbekler’dir.[2]

Afganistan’da tarihi boyunca, Afgan kimliği ülkenin güneyinde yaşayan Peştunlarla özdeşleşirken,[3] iktidar da Peştunlar’ın olmuştur. Afganistan’ın modern anlamda ortaya çıktığı 18. yüzyıldan, komünist rejimin bitişine kadarki süreç, Peştunlar’ın iktidarı elinde tuttuğu dönemdir. Peştunlar’ın merkezdeki iktidarın sahibi olmaları, onları merkeziyetçi bir devlet anlayışının taraftarı kılmıştır. Peştunlar’ın kaderi bu yönde belirirken, diğer gruplar, daima merkezî iktidarın zayıflamasıyla güç bulan topluluklar olmuştur. Nitekim 1990’lardan bugüne uzanan gelişmeler dizisi bu kanaati doğrulamaktadır.

Afganistan’da Sovyet işgalinin bitmesi, aynı zamanda Peştun egemenliğinin sınırlanmasına yol açmıştır. Tacik, Özbek ve Hazaralar’ın oluşturdukları Kuzey İttifakı’nın 1992’de Afganistan’da komünist hükümeti düşürmesi bu açıdan bir milattır. Ülkenin diğer etnik grupları merkezî iktidarı ele geçirecek ve paylaşacak kuvvete bu dönemde erişmişlerdir. Ancak kısa sürede bu ittifak kendi içinde parçalanmış, böylelikle Afganistan’da yeni bir düzen doğmuştur. İttifakın kendi arasında çatışmaya girmesi, Afganistan’da anarşiyi doğururken, iktidarın anlamı ve kapsamı daralmaya başlamıştır.[4]

Afganistan etnik hatlarla bölünmüş, iktidarın da etnik hatlar çerçevesinde paylaşıldığı bir devlet haline gelmiştir. Böylelikle bir merkez-çevre gerginliği yeniden doğmuş, ülkenin anarşik düzeniyle iktidar yerelleşmiş, modern beylikleri andıran yerel iktidarlar oluşmuştur. Bu da denge ve ittifak sisteminin vazgeçilmez bir unsur olarak Afgan siyasetinin doğasına yerleşmesini sağlamıştır.

2001 Sonrasında Afganistan’da İktidarın Kuruluşu ve Etnik Gerginlik

2001’de Taliban hükümetinin uluslararası güçler ve Kuzey İttifakı’nın işbirliğiyle alaşağı edilmesiyle merkez-çevre çatışması yeniden kuvvetlenmiştir. ABD’nin Kuzey İttifakı ile geliştirdiği özel ilişkiler ve Taliban karşıtı mücadelede esas ortağın Kuzey İttifakı olması gibi etkenler, bu etnik grupların kurulan yeni siyasî sistemde daha kuvvetli mevziler elde etmesini sağlamıştır. Nitekim 2004 yılına kadar görevini sürdüren geçiş hükümetinin kabinesinde çok etnili yapının ağırlığı hissedilmekte ve Kuzey İttifakı’na verilen öncelik açıkça görülmektedir. Ordunun, istihbarat örgütünün ve polis kuvvetlerinin kontrolünün Kuzey İttifakına, özellikle de Tacikler’e bırakıldığı geçiş hükümetinde, Peştunlar ikinci dereceden bakanlıklara ve devlet başkanlığı makamına sahip olmuşlardır. Bu bir yandan o tarihlerde Kuzey İttifakı’nın askeri ve ekonomik bakımdan açık üstünlüğünün bir neticesi olduğu kadar Taliban sonrası Peştunlar’ın ve Hamid Karzai’nin güçsüz kalmasıyla da ilişkilidir.

Merkez çevre gerginliğinin bir başka yansıması ise, Afganistan Yüksek Meclisi Loya Jirga’nın 2004 yılına kadar süren anayasa hazırlama çalışmaları sırasında yaşanmıştır. Peştun dışı gruplar, güçlü bir devlet başkanlığı makamına muhalefet ederlerken, yerel otoritelerin tanınmasını savunmuşlar, merkezî iktidarda Kuzey İttifakı’nın rejimi sınırlayabileceği imkânlar yaratmaya çalışmışlardır. Peştunlar ise güçlü merkezî iktidar hususunda ayak diretmişler, başbakanlık makamının kaldırılmasını sağlarlarken, çeşitli ödünlerle güçlü başkanlık sistemini kurabilmişlerdir.

2005 yılındaki başkanlık seçiminin ardından Afganistan İslam Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı olan Peştun kökenli Karzai iç siyasetinde ülkedeki etnik realiteyi kabul etmiştir. Karzai’nin Peştun çoğunluğun bir temsilcisi olmasına karşın ülke çapında güçsüz oluşu onu Afgan siyasetinin doğasına işleyen denge ve ittifak sistemine iterken, Peştun ve Tacikler’in dengeli bir biçimde temsil edildiği bir siyasi yapıyı kurmuştur. Ülkedeki iç dengeleri gözeten Karzai, tarafların aşırı güçlenmesine karşı denge politikasını elden bırakmamış, tarafların yerel iktidarını tanımayı da ihmal etmemiştir. Milli bir ordunun tam anlamıyla kurulamadığı, güvenlik güçlerinin yerel otoritelerin emrindeki milislerden oluştuğu bir ülkede merkeziyetçi girişimlerin iktidarı kaybetmek anlamına geleceğini son derece iyi kavrayan Karzai, herkesin kazançlı olacağı ve merkezde yerinin olacağı bir siyasal ortamı sağlamıştır. Elbette böylesi bir politika merkezi hükümeti güçsüz kılmış, yerel otoritelerin keyfi uygulamalarının merkez tarafından meşrulaştırılmasına yol açmıştır. Bu sebeple ülkede Taliban sonrası devlet inşası girişimleri ve demokratikleşme girişimleri hep sekteye uğramış, kirlenmiş ve oligarşik bir devlet ortaya çıkmıştır.

İktidar Savaşlarında Batı Dünyasının Rolü

11 Eylül Saldırılarının ardından Afganistan’ın ABD önderliğindeki uluslararası koalisyon tarafından işgali, ülkede iktidarın paylaşılmasında tarihi bir dönem başlamıştır. O tarihe kadar Afganistan yalnız iç kuvvetlerin ve İran ya da Pakistan gibi bölgesel güçlerin etkisi altındadır. Ancak koalisyon müdahalesinin ardından Afganistan, Sovyet İşgali dönemini de geçen bir seviyede, uluslararası bir mesele haline gelmiştir. Sistemin baskın devletlerinin Afganistan meselesine müdahil olmalarıyla dünya gündeminde ön sıralardan birisi de bu ülke için ayrılmıştır.

Afganistan’ın göz ardı edilen bölgesel bir meseleden, uluslararası bir meseleye dönüşümü Afgan siyasetini şekil bakımından değiştirip, içerik yönünden pek de etkilememiştir. Askeri müdahale sonrası Batı’nın getirdiği yenilik, artık Afgan iktidar savaşlarına taraf ve yüksek hakem olarak katılması olmuştur. Batı’nın yeniden yapılanmakta olan Afganistan’ı şekillendirmeyi başlaması, ilk günlerde ülkenin siyasî doğasının uzağında olmamıştır. Batı dünyası Taliban’la mücadele sırasında ortaklık kurduğu Kuzey İttifakı’nı desteklemeyi sürdürmüş, devletin yeniden kurulmasında onların merkezî bir rol almalarına destek vermiştir. Taliban’ın askerî yenilgisinin ardından ABD stratejisi terörle mücadelede Irak’a odaklanmış, bu geçen sürede ise, Afganistan’daki siyasi gelişmeler görmezden gelinmiştir. ABD eski başkanı George W. Bush’un siyaseti Irak merkezli bir terörle mücadeleyi arzulamıştı. Strateji değişikliği Afganistan’da meseleleri dondurulan seviyede koruyacak yeni bir iktidara ihtiyaç duyulması demekti. Bu da Afganistan’da hem Peştunların hem Kuzey İttifakı’nın hem de uluslararası güçlerin üzerinde uzlaşacağı bir isimle mümkündü. O da Karzai oldu.

Peştun kökenli olması nedeniyle Peştunlar’ın, Sovyet işgalinden bu yana süren yakın işbirliği nedeniyle de ABD’nin onayını alabiliyordu. Kuzey İttifakı’nın ikna edilmesi ise, iktidar için yeniden çatışmaya başlayan bu grubun ittifak dışı bir isimle gücü elde tutabileceği teklifi ile oldu.

Karzai hükümetinin kurulmasıyla güçsüz bir merkez, Karzai’nin halk desteğinden yoksun olması sebebiyle ortaya çıktı. Böylelikle Karzai iktidarı Afganistan’da Batı’nın ve yerel otoriteleri oluşturan savaş ağalarının desteğiyle varlığını sürdüren bir iktidar niteliği kazandı. Bu vaziyet bir taraftan kendisine destek veren yerel otoritelerin merkez iktidar tarafından tanınmasına sebep olurken, diğer taraftan Batı ve yerel otoriteler arasında bir işbirliğine yol açtı. NATO’nun çok uluslu gücünde temsil olunan tüm ülkeler bu yönde bir ortak bulmakta da zorluk çekmediler. Afganistan’da artık bakanlar kurulunun yerel güçler arasında paylaşıldığı, yerel güçlerinse uluslararası güçler tarafından sahiplenildiği görülmektedir.

Başkanlık Seçiminin Arifesinde Batı ve Etnik Grupların İktidar Dansı

Başkanlık seçimleri yarı Peştun yarı Tacik kökenli, eski dışişleri bakanı Dr. Abdullah Abdullah ve Hamid Karzai arasında geçerken, Dr. Abdullah’ın güçlenişi Karzai açısından zor günlerin de başlangıcı anlamına gelmektedir. Karzai, Batı nazarında yıpranmış bir iktidar görüntüsüne sahiptir. Bu da Afganistan’da değişim beklentilerini artırmakta, Karzai’nin performansına yönelik çıtayı yüksekte tutmaktadır. Ancak Karzai elindeki Peştun tekelini kimseye kaptırmadığı gibi, Peştunlar’a liderlikte alternatifi olmayan bir lider olma avantajına da sahiptir.

Karzai’nin vazgeçilemezliği ve Taciklerin göz ardı edilemeyeceği gerçeği Batı’yı büyük bir tercihle karşı karşıya bırakmaktadır. Ya Karzai ya da Abdullah tercih edilecek ya da devletin yeniden inşa sürecinde de kullanılan uzlaşı mekanizması devreye sokulacaktır. İki adaydan birinin tercih edilmesi, Batı’nın yerel ittifak şebekesinde güç kaybetmesi anlamına gelmektedir.

Böylesi bir seçenek, Afganistan’da stratejinin değiştirildiği, Taliban’ın giderek kuvvetlendiği bir ortamda binilen dalın kesilmesidir. Öyleyse bir uzlaşının taraflar arasında Batı aracılığıyla tesis edilmesi, daha kuvvetli bir ihtimaldir. Nitekim bu görüş gelişen olaylarla da desteklenmektedir. Nitekim Batı’nın Karzai’ye ulusal birlik hükümeti kurması yönünde baskı yaptığı dile getirilmektedir. 

Abdullah ve Karzai arasında bir uzlaşının gerçekleşmesinin mümkün olmadığını düşünmek yanılgıdır. Varlığını Batı’ya dayandırmış, yıpranmış bir liderin bağımsız hareket etme kapasitesi sınırlıdır. Ancak bugün Batı’nın da acil çözümler aradığı unutulmamalıdır. Askeri kayıpların kamuoylarında yarattığı infial bugün Afganistan’daki demokrasi ihlalleriyle de beslenmekte ve tepkiler oluşturmaktadır. Özellikle de İngiltere’deki kamuoyu tartışmalarında üst düzeydeki bazı yöneticiler kirli bir iktidar için yapılan fedakârlığın sorgulanması gerektiğine dair tavırları mühimdir. Benzer bir tavrın ABD kamuoyu ve yönetiminde güçlü bir halde olmadığı söylenemez. Buna karşın kamuoylarında oluşabilecek demokrasi baskıları ABD ve İngiltere’yi bu yönde hata yapmaya zorlayabilir. ABD ve İngiltere’deki halkın demokratik bir Afganistan isteği, bu ülkede politik karar alıcıların yaklaşımlarını değiştirebilir. Bu suretle Karzai ya da yerel seçkinlerden oluşan Karzai iktidarının bazı unsurları için tasfiyeyi gündeme getirebilir. Ancak Batı Afganistan’da istikrarsızlığı daha da tetikleyebilecek gelişmelere karşı şimdiden tahammülsüzdür. Bu sebepledir ki, Peştun çoğunluğun desteğinin daha da azalacağı bir girişimin gerçekleşmesi ihtimali oldukça düşüktür.

Afganistan’da iktidarın nasıl kurulacağına dair birçok fikir ortaya atılmaktaysa da, gerçekler yine Karzai’nin başkanlığındaki bir hükümetin varlığına işaret etmektedir. Karzai başkanlığındaki hükümetin nasıl şekilleneceği ise hala tartışılmaktadır. Afganistan’da seçimlerin taraflar arasında gerginlik yarattığı açıktır. Bunun ileride Batı yanlıları arasındaki birliğin sarsılmasına yol açması mümkündür. Bu bakımdan Batı’nın yeni dönemde yarış dışı kalanları da yürütmeye dâhil edeceği bir formülü önermesi mümkündür. Bir ulusal birlik hükümetini öne çıkaran bu gelişmeler, Afganistan’da batı yanlısı yerel grupları birbirine daha da yakınlaştırabilir. Bir milli birlik hükümeti bugün Afganistan’ın istikrara giden yoldaki başlıca durağı olacak gibi görünmektedir.

Bu düşünceyi gerçek kılacak olan ise Batı’nın tercihleridir.

Ömer Kerman – TÜRKSAM

______________________________________________

[1] Afganistan ilkçağlardan bu yana her zaman bir geçiş ülkesi olmuştur. Bu niteliğiyle birçok halkı topraklarında misafir ettiği gibi, birçok fatihin de ilgisini çekmiştir. Bu Afganistan’ın göç ve fetihle çok etnili bir yapıya sahip olmasına yol açmıştır.
[2] Bu dört etnik grubun nüfusa oranları şu şekildedir: Peştunlar yüzde 42, Tacikler yüzde 27, Hazaralar yüzde 10, Özbekler yüzde 9. Bkz. TÜRKSAM,Afganistan Ülke Raporu, Ankara, 2009, s.7.
[3] Afganistan’ın milli tarihinin başladığı Dürrani devletinden Sovyet İşgali’ne kadarki tarihi için bkz. Mehmed Saray, Afganistan ve Türkler, ASAM, Ankara, 2002.
[4] 1992’de Kuzey İttifakı’nın Necibullah hükümetini düşürmesiyle kurulan Mücahid hükümeti Tacik Burhaneddin Rabbani önderliğinde devlet başkanlığını elde etmiştir. Rabbani hükümeti, Kuzey İttifakı’nın iktidarın dönüşümlü bir biçimde elde tutulması hususundaki uzlaşıya rağmen, Rabbani’nin başkanlığı devretmemekte ısrar etmesi üzerine yıkılmış, iktidarın ortakları kendi aralarında çatışmaya girişmişleridir.
[5] Vishal Chandra, “Warlords, Drugs and the ‘War on Terror’ in Afghanistan: The Paradoxes”, Strategic Analysis, Vol. 30, No. 1, Jan-Mar 2006, s.72.
[6] Oligarşik devlet, iktidarın yönetici elitler arasında paylaşıldığı bir siyasal sistemdir.  Afganistan’da merkezî bir devletin yokluğunda iktidar seçkinleri, yerel otoriteler ve etnik grup temsilcisi savaş ağalarından, uyuşturucu kaçakçılarından, Sovyet İşgali sırasındaki Mücahit komutanlarından oluşturmuştur.
[7] Guardian “Pressure Grows In Afghanistan For Hamid Karzai To Strike A Deal” 13.09.2009, http://www.guardian.co.uk/world/2009/sep/13/hamid-karzai-power-sharing-afghanistan
[8] Geçtiğimiz günlerde Britanya kamuoyunda yoğun bir biçimde tartışılan bu mesele hükümet seviyesine kadar da ulaşmıştır. Gölge Dışişleri Bakanı vazifesi gören ve Britanya’da gölge kabinenin bir üyesi olan William Hague’ın geçtiğimiz İngiltere’de Daily Mail gazetesinde yayınlanan makalesi bu konuda mühim bir örnektir. Makale için bkz. William Hague, “Our Troops Have Paid The Blood Price For Free Elections In Afghanistan. We Fatally Undermine Our Standing If We Rubber Stamp Corruption”, Daily Mail, 10.09.2009,   http://www.dailymail.co.uk/debate/article-1212348/WILLIAM-HAGUE.html
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: