Afganistan’da karar anı


Sekiz yıldır işgal altındaki Afganistan radikal bir değişikliğe hazırlanıyor. Hazırlanılan değişikliğin olumlu ya da olumsuz olmasından öte, varolan durumun sürdürülemez olması asıl önemli nokta.

Ülkedeki 100 binin üzerindeki yabancı asker artık değil ülkede istikrarı sağlamak, ekonomiyi geliştirmek ya da Afgan halkını korumak, kendisini dahi korumaktan aciz duruma gelmiş durumda. İşgalci güçlerin sürekli artan kayıp sayısı durumun vahametini gözler önüne seriyor. Fanonyen bir şiddet ve dehşet sarmalı yabancı askerleri de kuşatmış durumda. Sıradan bir Afgan şehrinin sıradan bir sokağında dahi can güvenliği kaygısı olmadan devriye gezemeyen işgalci askerler, içinde bulundukları dehşet duygusunun etkisiyle adeta hareket eden her şeye ateş eder hale gelmiş durumda. Böylece korumak üzere geldikleri Afgan halkını, kendi korkularını gemleyemedikleri için öldürmekten çekinmeyen askerler, paradoksal olarak direnişin saflarına yeni neferler katıyor. Son zamanlarda direniş blokuna katılan grupların sayısının artması da aslında bu dehşet sarmalına yakalanan askerlerin zaafının da sonucu. 

SİVİLLERE SALDIRI YIPRATIYOR

Örneğin yaklaşık kısa bir süre önce, Afganistan’ın en güvenli bölgelerinden sayılan kuzeydeki Kunduz şehrinde bir petrol tankerini kaçıran Taliban üyelerinin, tankerin Kunduz nehrinde çamura saplanması neticesinde, bölge halkına bu petrolü bedava dağıtması bölgeye yerli halkın hücumu ile sonuçlanmıştı. Olay mahallinden bir kaç kilometre ötedeki Uluslararası Gücün parçası Alman birliğinin komutanı bu birikmeyi tehlikeyi sayarak savaş uçaklarına saldırı emri verince ekseriyeti sivil olmak üzere 100’ün üzerinde kişi öldü. Bu saldırının, Afganistan’daki uluslarası askeri gücün ABD’li komutanı Orgeneral McChrystal’ın tam da sivil halkı korumak, tek kaynaklı istihbaratla hareket etmemek, sivil bölgelerine askeri müdahalede bulunmamak gibi halkın kalbini kazanmaya yönelik strateji değişikliği emrinin ardından gelmesi, emir veren merci ile sokaktaki asker arasındaki dehşet algısı arasındaki farkı sergiliyor. Emir ne olursa olsun, can korkusunu artık saplantı haline getirmiş yabancı askerler korunma güdüleriyle hareket ederek şiddeti artırıyor. Bu da bir yandan direnişi güçlendirirken, öte yandan da uluslarası güç arasında ciddi sürtüşmelere yol açıyor. Nitekim daha önceki İngiliz-ABD geriliminin ardından şimdi de ABD-Almanya gerilimi yaşanıyor. Şiddet geri dönerek bizzat işgalci koalisonu da çözüyor. 

AFGAN GAZETECİ IRKÇILIK KURBANI

Elbette sorun sadece şiddet sarmalının analizi ile masumca çözümlenebilecek gibi değil. Hedef gözeten şiddetin bir yanıyla ırkçı bir yaklaşıma dayandığını da görmek gerek. Yine bir kaç hafta önce kaçırılan İngiliz kökenli NYT muhabirini ve onun Afgan kılavuzunu kurtarmaya yönelik Taliban’la pazarlıklar devam ederken, İngilizlerin düzenledikleri operasyonda İngiliz muhabir kurtarılırken, Afganlı gazatecinin infaz edilmesi bunu açıkça ortaya koyuyor. İngiliz muhabiri kurtarmak için pazarlıkları yapmaya aracı olan, onu bırakmayıp canını tehlikeye atan ve bulundukları yeri haber veren Afganlı gazetecinin, İngiliz askerler tarafından öldürülmüş olması ihtimali artık neredeyse kanıtlandı. Öldürülen Afganlı gazetecinin cesedini dahi almayan İngiliz askerleri başta kurtardıkları İngiliz gazeteci olmak üzere bir çok kişi tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Bu da meselenin sadece şiddetle ilgili olmadığını, şiddet ve dehşet sarmalının ırkçılıkla birleşmiş bir halinin görev başında olduğunu gösteriyor. Bu tür haberlerin ardı arkası kesilmezken, Afganlı’nın canının bedava olduğu düşüncesinin halk arasında yayılması, direnişi hem artırıyor hem de çeşitlendiriyor. 

TALİBAN ÇATI ÖRGÜT OLUYOR

Afganistan’daki direniş gruplarının çeşitlendirilmesinin sebebi de aslında büyük oranda işgalci güçler. 90’lı yıllar boyunca tüm rakiplerini alt ederek iktidara gelen sekter, yüzeysel, mezhepçi ve etnik temelde ayrımcı Taliban büyük oranda ülkede onyıllardır varolmayan istikrarı sağladığı için hüküm sürebilmişti. Ancak işgalin giderek artan bu karakteri Taliban’ı da dönüştürmeye başladı. Başlangıçta sadece Peştunlardan oluşan Taliban giderek bir çatı örgütü haline gelmeye başladı. Türkmen, Özbek, Tacik, Çeçen unsurları da bünyesine katabilmeyi başaran Taliban, aynı zamanda etnik temele dayanmayan sair gruplardan da destek lamaya başladı. Merkezi bir yönetimden ziyade farklı grupların farklı bölgelerde Taliban adıyla hareket etmesi örgüte müdahaleyi de zorlaştırıyor. Böylece bu tecrübe Taliban’a kendi örtük etnik önyargılarını da aşma fırsatı veriyor. Ülkedeki sünni olmayan grupları içerecek konuma gelmese de, bu gruplara karşı yaklaşımını da yumuşatan Taliban böylece sıcak savaş koşullarında zoraki de olsa pragmatist bir dönüşüm geçiriyor. Bu da orta vadede uluslararası gücün çekilme ihtimaline karşı Taliban’ı yegane ulusal güç olarak en ciddi favori haline getiriyor. 

ABD’DE YENİ STRATEJİ MÜCADELESİ

İşgalci gücün başını çeken ABD ise tüm bu olan bitenin farkında. Şu günlerde yorulmak bilmez bir tempoyla Afganistan’la ilgili toplantılar düzenleyen, bitmek bilmez raporlar hazırlayan ABD müeesses nizamı, tüm kurumları ile konuyu kuşatmaya çalışıyor. Ülkede karar merci Başkan Barack Obama’yı etkileyebilecek amacıyla her kurum ayrı rapor ve değerlendirme hazırlıyor. Şu anda medya büyük oranda Afgansitan’daki Komutan McChrystal’in asıl metni açıklanmayan ancak ayıklanmış bir özeti Washington Post’ta yeralan değerlendirmesiyle yatıp kalkıyor. Ancak bunun da ötesinde Obama’nın Beyaz Saray’daki danışmanları, Dışişleri Bakanlığı ve İstihbarat Örgütleri de kendi değerlendirmelerini hazırlamakla meşgul. Hatta dahası medyanın askerlere bu kadar önem vermesine de biraz alınmış görünüyorlar. Hatırlanacağı gibi, eski başkan George W. Bush da benzer bir sürecin sonunda askerleri değil, sivil stratejistleri dinlemişti. Aynı maceranın yeniden yaşanması işten bile değil. Ancak her halükarda şu anda hakim görüş askerlerin bu sefer diğer kurumlardan da destek alarak kendi görüşünü kabul ettireceği şeklinde. 

İŞGALİN HEDEFİ NEYDİ?

Şu anda ABD’nin yapmaya çalıştığı büyük oranda Afganistan’ın işgalini nesnel bir kritere bağlamak ve artık uzayan savaşta unutulan asıl hedefi netleştirmek. Böylece bu kritere bakılarak başarının ve hatanın ne olduğuna karar verilmiş olacak. Bu konuda ise farklı yaklaşımlar mevcut. Eğer hedef El-Kaide’nin etkisiz hale getirilmesi ise o halde Taliban’la ya da en azından Taliban koalisyonu içindeki bazı gruplarla anlaşmak son derece mümkün. Eğer hedef Afganistan’da işleyen bir devlet kurmak ise o halde askeri müdahalenin yanısıra ordunun oluşturulması, bağımsız seçimlerin yapılması, adalet sisteminin reformu gibi yeniden yapılandırma yaklaşımları öne çıkacak. Eğer hedef güvenlik olarak tanımlanırsa o halde çatışma öncelikle az nüfuslu yerlerden büyük şehirlere kaydırılacak, asker sayısı artırılacak, Afgan ordusunun kapasitesini geliştirme çalışmaları hızlandırılacak. Görüldüğü gibi tüm sorun şu anda stratejik hedefin ne olduğuna kilitlenmiş durumda. Belirlenecek hedefe göre ne tür tedbirlerin alınacağı, Afganistan’ın ne tür bir yol izleyeceği ortaya çıkacak. Ancak karar ne olursa olsun, Afganistan’da mevcut durumun devam etmeyeceği artık kesinleşmiş durumda. Elbette tüm bu tartışmaların stratejik hedefi Afganistan’la sınırlı olduğunu varsaydığımız durumda geçerli. Genel Asya siyasetinde Afganistan’ın işgalinin ABD için anlamının ne olduğu, işgalin nerede durduğu sorusu ise, Amerikalıların hiç duymak istemediği, bugünlerde üzerine konuşmadığı bir konu….

Süreyya Seyyahoğlu / Washington

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: