Afganistan’da sorun sadece Taliban değil


Son 30 yıldır işgal ve iç savaşlarla travma yaşayan Asya’nın kadim kavşak noktası Afganistan, ABD’de yönetimin değişmesinin ardından yeniden dünyanın ana gündem maddeleri arasında. Amerika liderliğindeki 65 bin NATO gücüne rağmen ülkede istikrar ve güvenlik bir türlü sağlanamıyor.

Seçim kampanyası sırasında Afganistan’ın birinci dış politika önceliği olacağını söyleyen ABD Başkanı Barack Obama, bölgeden çıkış stratejisini belirlemeye çalışıyor. Obama, Afganistan’a 17 bin ek birlik gönderiyor. ABD’nin Türkiye’den de ek asker talebi olduğuna dair haberler bulunuyor.

Washington’da durum değerlendirmesi yapılırken, Pakistan-Afganistan özel temsilcisi nabız yoklamak için bölgede temaslarda bulunuyor. Ülkedeki ABD güçlerinin iki kat artırılarak 60 bine çıkarılması planlanırken, nisan ayındaki kritik NATO toplantısı öncesinde İttifak üyeleri, daha fazla katkıda bulunmaları için ikna edilmeye çalışılıyor. Kapalı kapılar ardında devam eden müzakerelerden ne gibi taahhütlerin verildiği bilinmiyor ama, kesin olan bir şey var ki ABD ve NATO’da, Afganistan’da istikrarın sadece askerî yöntemlerle sağlanamayacağı, güvenlik tedbirlerine paralel olarak siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın şart olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın düzenlediği gazetecilik programı kapsamında NATO merkez karargâhının bulunduğu Brüksel ile Afganistan’ın başkenti Kabil’de bir araya geldiğimiz yetkililer, çıkış stratejisinin, kendi kendine yeterliliği olan bir Afgan devleti oluşturmak olduğunda birleşiyor. Afgan halkı da bir an önce kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke istiyor. Kabil’de İngilizce öğretmenliği yapan Nimetullah Vasık, bu talebi, “Uluslararası toplum bize her gün balık vermek yerine, balık tutmayı öğretsin.” sözleriyle özetliyor ve ekliyor: “Daha fazla yabancı asker bu ülkeye istikrar getirmez. Her şeyimizi dışarıdan ithal ediyoruz. Kabil’in elektriği Özbekistan’dan geliyor. Ya bir gün keserlerse?.. Bundan dolayı bizim eğitim ve teknolojiye ihtiyacımız var. Batı bize bunu sağlasın.” Bu konuda da Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) tarafından ülkenin dört bir yanında kurulan il imar ekiplerinin (PRT) kilit önemde olduğu ifade ediliyor. 12’si ABD liderliğinde olmak üzere toplam 26 PRT, yol, su kanalı, okul, sağlık ocağı ve karakol gibi yapılar inşa edip güvenlik, eğitim, sağlık ve iyi yönetim alanlarında çeşitli projeler üreterek kalkınma ve güvenlik için teknik ve lojistik destek sağlıyor. Örneğin ABD’nin başkent Kabil’de açtığı Afgan Teknik Meslek Enstitüsü, kalifiye işçi açığını kapamak için öğrenci yetiştiriyor. PRT’ler şimdiye dek 126 projeyi tamamlarken, 268’ine ise devam ediyor. 46 milyon değerinde 284 proje de sırada bekliyor.

Halk, hayal kırıklığı yaşıyor

Ancak Taliban’ın Kabil’in göbeğindeki bakanlıklara bile pervasızca saldırabildiği ülkedeki ciddi güvenlik sorunu bu yeniden yapılandırma faaliyetlerini zayıflatıyor. Üst düzey NATO ve ABD yetkilileri de bunu açıkça itiraf ediyor. Ülkedeki bir numaralı askerî yetkili Amerikalı General David McKiernen, bu gerçeği, “Taliban’ın devrilmesinin ardından geçen 7 yıldan sonra istediğimiz yerde değiliz. Ülkenin doğu ve güneyindeki eyaletlerdeki güvenlik durumu yeterli değil. Halk güvenlik konusunda hayal kırıklığı yaşıyor.” sözleriyle anlatıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın en seçkin isimleri arasında gösterilen Kabil Büyükelçisi William Wood da Taliban’ın 2001’de devrilmesinin ardından küçük bir güçle Afganistan’ın yeniden inşasını sağlayabileceklerini düşünerek hata ettiklerini kabul ederken, “Fakat 2003-2004 periyodunda Taliban yeniden güçlendi. Afyon üretimi fırladı. 2007’den bu yana da ABD’nin ülkede güvenliğe olan katkısı kalkınmaya olan katkısını geçti. İnsanlar kendilerini 2 ya da üç yıl öncesine göre daha az güvende hissediyorlar. Durum birçok açıdan 2003’tekinden daha zorlu.” diyor. Ülkede 2007’ye oranla geçen yıl saldırılarda yüzde 35 oranında artış var. Ağır kış koşulları sebebiyle şimdiye dek kışın göreceli bir sükûnet yaşanan ülkede bu yıl ise çetin şartlara rağmen şiddet devam ediyor. 2008, NATO’nun en fazla asker kaybettiği yıl oldu. BM rakamlarına göre yine geçtiğimiz yıl sivil kayıplar yüzde 40 artışla 2.100’ü aştı. Üst düzey bir Batılı yetkili, sahadaki durumu, “NATO kazanmıyor fakat kaybetmiyor da; Taliban kaybetmiyor, fakat kazanmıyor da.” diye özetliyor. Fakat Taliban’ın son iki yılda daha da güçlenerek nüfuz alanını genişlettiği yönündeki haberlere ise şiddetle karşı çıkılıyor.

Ülkenin kuzeyi ve batısının son birkaç yıla göre daha güvenli olduğunu ifade eden yetkililer, sahada daha fazla asker bulunduğu için ülkenin güneyinde şiddet olaylarının arttığını savunuyor. Bunda iç çalkantılar sebebiyle Pakistan’ın sınıra yeterince önem verememesi ve dolayısıyla sınırdaki sızmaların artmasının da büyük bir payı var.

Taliban’ın güçlendiği yönündeki haberleri ‘efsane’ diye nitelendiren General McKiernen, ülkede şiddetin sadece Taliban’dan kaynaklanmadığını, aşiretler arası kin, uyuşturucu kaçakçıları ve adi suçlular sebebiyle vukuat sayısının arttığını dile getiriyor. ABD Kabil Büyükelçisi William Wood da ülkedeki şiddetten bahsederken sadece Taliban kelimesini ağzına almaktan özellikle kaçınıyor. Wood, Taliban demek yerine ‘yasadışı güç odakları’ ifadesini kullanarak, uyuşturucu kaçakçıları, savaş ağaları ve kanunsuzların yönetime karşı tehdit olmayı sürdürdüğünü kaydediyor.

Ordu, hava gücüne kavuşuyor

Afganistan ordusunun operasyonel hale gelmesi, huzur ve istikrarı sağlama konusunda ISAF’ın birinci önceliği. Taliban’la mücadelede, ülkenin coğrafyasını, kültürünü ve Taliban’ın kim olduğunu daha iyi bilen Afgan güçlerinin daha başarılı olacağı görüşü hakim. Kami Ahmed adlı bir Afgan polis, “Güvenliği yabancı güçlerin sağlaması mümkün değil. Rusya tecrübesini hatırlayın.” diyor. Afgan güvenlik güçlerinin sahadaki operasyonları yönetmesi, ISAF’ın ise destek gücü olarak yardım etmesi hedefleniyor. Yeniden yapılandırılmaya çalışılan Afgan ordusunun mevcudu 86 bin. Hedef ise 2011 yılına kadar kendi başına operasyon yapma kapasitesine sahip 134 bin kişilik bir ordu. Şu an güvenlik operasyonlarının sadece yüzde 25’ini Afgan ordusu yapıyor. Ancak ISAF’ta yeterli eğitmenin olmaması, teçhizat ve finansman eksikliği işleri yavaşlatıyor. Askerlik için başvuranların çoğunun okuma-yazma bilmemesi de diğer bir engel. Bir Afgan ordu yetkilisi durumun vahametini, “Okuma-yazman varsa direkt subaysın zaten.” şeklinde dile getiriyor.

Taliban, ordudan daha fazla maaş veriyor

Afganistan Savunma Bakanlığı sözcüsü General Zahir Azimi, özellikle, tank ve top gibi ağır silah konusundaki eksiklikten ve henüz bir hava güçlerinin olmamasından yakınıyor. Zaman’a konuşan sözcü ancak Amerikan hükümetinin bir yıl içinde İtalya’da üretilen C-27 tipi uçaklar vereceğini açıklıyor. Afgan ordusunda yaşanan diğer bir sorun ise finansman. Sovyetlere karşı mücadele etmiş olan tecrübeli general, “Askerlerimiz piyasanın altında maaş alıyor. Dolayısıyla bu da gönüllü sayısını azaltıyor. Askerlerimize aylık olarak 100 dolar veriyoruz. Bu rakam Taliban savaşçılarının aldığının yarısı. Edindiğimiz istihbarata göre Taliban aylık olarak savaşçılarına 200 dolar veriyor.” diyor. Ancak ABD’nin Afgan güvenlik güçleri için 3 yıl içinde 20 milyar dolar ödeme sözü verdiğini bildiriyor. Afgan ordusunun, ülkenin etnik yapısını yansıtmasına da dikkat ediliyor. Savunma yetkililerine göre ordudaki etnik dağılım şöyle: Yüzde 40-45 Peştun, yüzde 30-35 Tacik, yüzde 10-12 Hazara, yüzde 10 da diğer.

Ülkenin güvenliği ve kalkınması konusunda diğer bir önemli unsur ise polis gücü. Ancak şimdiye kadar 82 bin Afgan polisi eğitilebildi. ISAF, yeterli bir polis gücü oluşturulması konusunda eğitmen ve eğitim merkezi sıkıntısı çekiyor. Yolsuzluk, düşük ücret, teçhizat ve silah eksikliği ile polisin, Taliban saldırılarında büyük kayıplar vermesi çözüm bekleyen diğer sorunlar. 30 yıldır şiddet olaylarının eksik olmadığı ülkede, işleyen bir hukuk sistemi yok. Modern manada bir polis geleneğinin olmaması Afgan hükümetinin önünde büyük bir engel olarak duruyor. Kabil ve birkaç büyük kentin dışında ülkede bir polis yapısından bahsetmek mümkün değil. Örneğin 1 milyon nüfuslu Vardak eyaletinde sadece 300 polis var. Zaten aşiret yapısının hakim olduğu ülkede polis, kendi insanlarına devletin koymuş olduğu kuralları uygulamakta ve bunlara uymayanları cezalandırmakta gönülsüz.

Öte yandan ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un, Afganistan’a ek asker gönderme planında nihai aşamaya geldiği belirtiliyor. Yakında Obama’ya sunulacak plana göre ülkeye gönderilecek 20-30 bin Amerikan askeri, güneydeki Helmand ve Kandahar eyaletleri ile Pakistan sınırına yerleştirilecek. İlk grup sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor, kalanların ise yaza kadar gönderilmesi planlanıyor. ABD, yedek askerlerin gelmesiyle birlikte uyuşturucu ile mücadele ve Pakistan’dan sızmalara karşı odaklanacak.

2009 da kanlı bir yıl olacak

Afgan ve ABD’li yetkililer, 2009’da da şiddet olaylarında bir düşüş beklemiyor. General Azami, “Düşman yola döşenen bombalara, intihar saldırılarına, pusulara, adam kaçırmalara sarılacak, lojistik konvoylar gibi soft hedeflere odaklanacak. 2009 da geçtiğimiz yıl gibi kanlı bir yıl olacak.” öngörüsünde bulunuyor. Amerikalı General McKiernen de bu yılın zorlu geçeceğini; ancak güneşin zifiri karanlığın hemen ardından doğduğunu hatırlatarak şiddet dalgasının arkasından istikrar geleceğini söylüyor.

Afganistan, NATO meşruiyeti için önemli

ABD, Afganistan’da, 11 Eylül saldırılarını düzenleyen teröristlere yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle Taliban’ı devirdi. Afganistan operasyonuna gerekçesi, bu ülkenin bundan sonra ‘terörist cenneti’ olmasını engellemekti. Ancak NATO’nun 60. kuruluş yıldönümünü kutlayacağı 2009’un, İttifak’ın ilk ‘alan dışı’ operasyonu olan Afganistan için kritik bir yıl olduğunu belirten Batılı yetkililer, NATO’nun, Soğuk Savaş sonrası dönemde varlığına meşruiyet kazandırmak için ‘burada başarıya muhtaç’ olduğunu ifade ediyor.

Afganistan’ın diğer bir önemini ise ABD’nin Kabil Büyükelçisi William Wood şu sözlerle açıklıyor: “Afganistan oldukça karışık komşulara sahip. Pakistan, İran ve Çin ile sınırdaş. Rusya ve Hindistan’ın da bölgede büyük çıkarları var. Komşularının 4’ü nükleer güç ve İran da nükleer güç olmak istiyor. Kendilerini tanımlama süreci içindeki bu 5 ülke ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri 21. yüzyıl tarihinin büyük bir parçasını oluşturacak. Ve Afganistan tam da bunların ortasında. Afganistan bu çok önemli ülkeler için istikrar kaynağı da olabilir ya da son 30 yılda olduğu gibi istikrarsızlık kaynağı da. Burada hem hepimiz için hem de dünya jeopolitiği açısından büyük güvenlik riskleri var.”

Rakamlarla Afganistan

Almanya’nın iki katı büyüklüğündeki Afganistan’ın nüfusu yaklaşık 30 milyon. Nüfusun yüzde 90’ı Sünni, yüzde 10’u Şii.

Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Afganistan’da halkın yüzde 70-75’i okuma yazma bilmiyor. Nüfusun yüzde 70’i kırsalda yaşıyor.

Halkın yüzde 41’i yoksul. 5 milyon insan gıda yardımına muhtaç.

İşsizlik oranı yüzde 40. Nüfusun yüzde 82’si tarımla geçinirken endüstri sektöründe çalışan oranı yüzde 6.

Ülkede NATO liderliğinde 65 bin kişilik uluslararası güç var. 37 bin askeri bulunan ABD, bunu iki katına çıkarmayı planlıyor.

Sivil ölüm oranı 2006’dan bu yana iki katına çıktı. BM’ye göre geçtiğimiz yıl 2.100 sivilin öldüğü ülkede NATO güçleri bu kayıpların yaklaşık yüzde 40’ından sorumlu.

Afgan güvenlik gücü sayısı şu an 160 bin. Ancak ordunun sadece yüzde 30’u, polisin ise yüzde 3’ü ‘iyi’ veya ‘çok iyi’ olarak sınıflandırılıyor.

2001’den sonraki ilk 5 yılda ortalama 50 asker kaybeden ABD, 2006’da 100, 2007’de 120 ve geçtiğimiz yıl da 155 asker kaybetti. 2001’den bu yana ölen yabancı asker sayısı 1.000’i aştı. Bunların en az 600’ü Amerikan askeri.

ABD, ülkenin yeniden yapılandırılması için 33,37 milyar dolar harcadı.

680 okul inşa edildi. Taliban’ın devrilmesinin ardından 4,2 milyon öğrenci okula döndü. Yaklaşık 6 milyon öğrencinin yüzde 35’i kız.

670 sağlık merkezi inşa edilirken 10 binin üzerinde sağlık personeli yetiştirildi. Çocukların yüzde 70’i aşı olabiliyor. Ancak ortalama ömrün 45 yaş olduğu ülkede, her 5 çocuktan biri 5 yaşına basamadan ölüyor.

Taliban’ın devrilmesinden bu yana ülke ekonomisi yıllık yüzde 10 büyüyor. GDP iki katına çıktı. Ancak GDP sadece 11 milyar dolar.

34 eyaletin 18’inde artık afyon üretilmiyor. Ancak Afganistan hâlâ dünya afyon üretiminin yüzde 93’ünü karşılıyor. Halkın yüzde 15’i afyon ticaretinde.

2001’den bu yana 4 milyonun üzerinde mülteci ülkeye döndü. Ancak hâlâ Pakistan ve İran’da 2,8 milyon mülteci dönecekleri günü bekliyor.

Namık  Kemal Parlak – Kabil   20 Şubat 2009

Kaynak: ZAMAN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: