Obama’nın Afganistan Stratejisi


Turgut DemirtepeObama iktidara geldiğinde Afganistan konusunda son derece olumsuz bir miras devraldı. ABD’nin Irak ile birlikte iki cephede savaşıyor olması ve ikisinin de hedeflenenin dışında gelişmesi ABD dış politika yapıcılarını uzun zamandır ciddi endişeye sevk ediyordu.

Obama Afganistan sorununu çözmeyi öncelikli politikası olarak belirledi ve bu çerçevede Afganistan’a yönelik yeni bir strateji geliştirdi. 27 Mart’ta Afganistan’a ilişkin yeni politikayı açıkladıktan sonra çoğu hükümet görevlisi ve hükümet dışı aktör bu yeni stratejiyi, Amerika’nın sorunu çözmeye yönelik güçlü bir iradesi olarak olumlu karşıladı. Ancak sorunun çetrefilliğinin farkında olan bazı uzmanlar stratejik olarak yol haritasında belirlenen hedefleri gerçekleştirebilme konusunda birçok soru işaretinin olduğunu düşünüyor.

Obama yönetiminin Afganistan’daki savaşı kazanmaya odaklanan yeni stratejisi, uluslararası çabaları; savunma, diplomasi ve kalkınma olmak üzere üç alanda güçlendirmeyi amaçlıyor. Savunma alanında Afganistan’da savaşan Amerikan güçlerini artırmayı, diplomatik alanda Pakistan, İran, Rusya ve Orta Asya ülkelerini bölgesel ortak bir güvenlik yaklaşımı etrafında birleştirmeyi, sorunun önemli bir parçası olduğu düşünülen kalkınma alanında da Afganistan ve Pakistan’a yönelik dış yardım kampanyalarıyla destek vermeyi öngörmektedir.

Afganistan sorununun Amerika açısından giderek içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir. Nitekim 2008, ABD güçleri açısından işgalden bu yana en kanlı yıl oldu. Geçtiğimiz yıl yaşanan çatışmalarda 2.100’ü sivil olmak 5.000’in üzerinde can kaybı yaşandı. Artan çatışmaların yoğunluğuna paralel olarak ABD’nin Afganistan’da giderek mevzi kaybettiğinin en bariz göstergesi, Taliban’ın bölgede gücünün ve etki alanının giderek artması oldu. Obama, Taliban karşısında savaşı kazanabilmek amacıyla 17.000 yeni asker göndererek bölgedeki askeri kapasitesini artırma kararı aldı. Ayrıca savaşın sadece ABD askerleri ile kazanılamayacağının bilincinde olarak Afgan güvenlik güçlerinin sayısını ve kapasitesini artırarak Taliban karşısında yerli muharip unsurları geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede Afgan güvenlik güçlerini eğitmek amacıyla 4.000 Amerikan askerinin Afganistan’a gönderilmesi kararlaştırıldı. 2011’e kadar Afgan ordusunun 134.000’e, Afgan polis gücünün de 82.000’e ulaşması planlanmaktadır.

Öte yandan Amerikalı politika yapıcıları arasında savaşın yalnız askeri metotlarla kazanılamayacağı görüşü giderek daha da güçlendi. Obama ve dış politika danışmanları sorunun çözümünde tüm tarafları masaya oturtarak anlaşma eğiliminde. Bu açıdan Bush döneminden farklı olarak Taliban’a kapı açılmaktadır. ABD, Irak’ta başarılı sonuç aldığı bir politikayı, yani düşmanlarını bölerek, ılımlıları kendi safına çekmek, radikalleri ise böylece marjinalize ederek direnişi çözebilmeyi hedefliyor. Farklı unsurlardan oluşan Taliban güçlerinin bir kısmını yanına çekebilmek için hükümet, yerel otoriteler ve uluslararası partnerler yoluyla uzlaşmaya gitmeyi amaçlıyor. Ancak Irak’ta muhalif Sünnileri sisteme dâhil etmekte başarılı olan bu politikanın Afganistan’da ne derece başarılı olabileceği tartışmaya açık bir konu.

Afganistan’ın geleceği Pakistan’ı da yakından ilgilendirmektedir. Taliban güçleri Pakistan’ın sınır bölgelerinde konuşlanıyor ve Pakistan giderek artan oranda Taliban’ın ya da Taliban zihniyetindeki radikal grupların etkisi altına giriyor. ABD Pakistan devlet yönetimi içerisinde, özellikle istihbarat servisi içerisinde, bazı unsurların El-Kaide ve Taliban’a destek verdiğini düşünüyor. Bu görüşünü en üst düzeyden Genelkurmay Başkanı Mike Mullen kendi ağzından da ifade etti. Nitekim, Pakistan istihbarat ve güvenlik güçleri uzun süredir Taliban ve benzeri radikal grupları Pakistan ulusal çıkarları doğrultusunda Hindistan ile mücadelede uygun bir araç olarak gördüler. Bu nedenle sorunun sadece Afganistan’a odaklanarak çözülemeyeceğinin farkında olan Obama yönetimi yeni stratejiyi iki ülkeyi birbirine bağlar nitelikte geliştirdi. Bu amaçla Richard Hoolbroke ABD’nin iki ülkeden sorumlu özel temsilcisi olarak atandı.

Obama sorunun çözülebilmesi amacıyla uluslararası aktörler arasında ortak anlayış birliği geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla önceki yönetimin tek taraflılık politikasından farklı olarak İran ve Orta Asya Cumhuriyetleri gibi komşu ülkeleri de çözüm arayışına dahil eden daha bölgesel bir yaklaşım geliştiriyor.

Obama yönetimi güvenlik önlemlerinin yanı sıra sivil alanda da politikalar geliştirilmesinin gerekliliğinin farkında. Bu amaçla sivil kapasiteyi artıracak şekilde özellikle yerel düzeyde temel altyapıyı sağlayacak kurumların ve sistemlerin geliştirilmesi amacıyla yerel uzman kadroların artırılması hedefleniyor. Bu çerçevede bölgede çok sayıda tarım uzmanı, eğitimci ve mühendise ihtiyaç duyuluyor. Ekonomiyi uyuşturucu tekelinden kurtaracak ve bölge halkına alternatif gelir kaynakları sağlayabilecek bir zeminin oluşturulması gerekiyor. ABD’nin yanı sıra BM ve diğer uluslararası kuruluşlar ve hükümet dışı organizasyonların Afganistan’ın yeniden imarı sürecinde katkısına önem veriliyor. Benzeri bir yaklaşım Pakistan için de öngörülmekte ve Pakistan’a yönelik doğrudan bütçe desteği, kalkınma yardımı, altyapı yatırımları, teknik yardım gibi başlıklar altında değerlendirilebilecek ekonomik yardımlar öngörülmektedir. Afganistan ve Pakistan’da kalkınma konularında başta BM olmak üzere uluslararası toplumun daha aktif katılımı teşvik ediliyor.  

Ancak, ABD Afganistan’da kalkınma konusunda Karzai hükümetinden ciddi oranda rahatsız. Afgan halkının mevcut yönetimden ümidini kestiğinin farkında. En temel hizmetlerin bile yerine getirilemiyor oluşu, devlet yönetiminde yolsuzluk ve rüşvetin giderek yaygınlaşması ve hizmetlerin adam kayırma (nepotizm) eksenli oluşu halkın Karzai hükümetine yönelik güvenini önemli ölçüde yok etti. Ayrıca ülkede ekonominin çok kötü durumda olması, ekonomik kaynakların sınırlılığı ve büyük oranda uyuşturucu üzerine odaklanması Taliban’ı ve mafyatik suç örgütlerini daha da güçlendiren bir altyapı sağladığını görüyor. Afganistan’a yapılan yardımların büyük oranda hedef kitleye ulaşmayarak hükümet çevrelerine yakın kesimlere dağıtılıyor olması ABD’nin bölgede başarılı olabilmesi açısından Karzai hükümetini değiştirmesini zorunlu kılıyor.  

ABD’nin 2001’de uluslararası terörizmi beslediği düşüncesiyle El-Kaide ve Taliban gibi radikal oluşumları ortadan kaldırmak ve Afganistan’da güvenlik ve istikrarı sağlayarak uluslararası sisteme entegre etmek amacıyla ülkeyi işgalinden bu yana geçen sürede geliştirdiği politikaların başarısız olduğu aşikar. Bunca yıldan sonra sorunun yalnızca askeri metodlarla çözülemeyeceğinin farkına varılması önemli bir aşama. Bu aynı zamanda yeni ABD yönetiminin, – neo-con’ların hiç hazzetmediği – sorunu ortaya çıkaran temel faktörleri anlamak ve sorunlara bu çerçevede çözümler geliştirmek gerektiğini öneren yaklaşımı ciddiye aldığını göstermektedir. Ancak bu anlama çabasının kapsamlı olmadığı, sorunun çözümünde yalnız sosyo-ekonomik boyuta ağırlık verildiği görülmektedir. Gerek bölgede gerekse Orta Doğu coğrafyasında teröre kaynaklık eden hareketlerin ABD’yi kendi bölgelerinde işgalci güç olarak gördükleri, uluslararası sistemin “adaletsiz” yapısının arkasındaki başat aktör olarak değerlendirdikleri bir zeminde bu algının değişimi yönünde somut adımlar atılmadığı müddetçe Afganistan (ve gelinen nokta itibariyle Pakistan) sorununun çözülebilmesi de güç görünmektedir.  

Turgut Demirtepe /15 Mayıs 2009 / Usak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: