Obama’nın Ziyareti Öncesi Hızlanan Afganistan Trafiği


Obama’nın Ziyareti Öncesi Hızlanan Afganistan Trafiği ve “Rasmussen” Konusu

Obama’nın Ziyareti Öncesi Hızlanan Afganistan Trafiği ve “Rasmussen” Konusu

Barack Obama’ının yeni dış politikasının ana eksenini Afganistan’ın oluşturacağını daha seçim kampanyası esnasında belli olmuş ve biz de bunu çeşitli yazılarımızda ifade etmiştik.
Obama yönetimi Afganistan politikasında Türkiye’ye önemli roller vereceği de belli idi.

Ancak özellikle Kırgızistan’daki Manas askeri üssünden Amerika’nın çıkarılması sonrasında ABD’nin bölgeden tecrit edilmesiyle beraber Türkiye’nin rolünün beklenenden daha fazla olacağı anlaşılmıştır. Bu sebepledir ki, Obama yönetimi Kanada’dan sonra (Avrupa’daki genel maksatlı toplantıları saymazsak) Türkiye’ye resmi bir ziyarete gelecektir.
 
Obama’nın Türkiye ziyareti öncesinde Afganistan ile ilgili ziyaretlerin de arttığına şahit olmaktayız. Önce 31 Mart 2009 tarihinde Lahey’de uluslararası Afganistan konferansı yapıldı. 70 civarında ülkeden temsilcinin katıldığı bu toplantıya İran da katıldı. Rusya’nın katılmadığı bu toplantıda ABD ile İran’ın beraber iştirakı ve görüşmeler yapması Afganistan açısından umut verici oldu. Bu aynı zamanda İran’ın ne kadar pragmatist bir dış politika izlediğine yönelik de bir gösterge oldu. İran ABD ile genel olarak işbirliğinden kaçınan bir ülke olmasına rağmen Irak ve Afganistan’da ABD ile işbirliği yapan ve yeni dönemde de yapabileceğini gösteren bir ülke olmuştur. Zira her iki ülkede de İran’ın “düşmanları” ile ABD’nin düşmanları aynıydı. Hem Saddam rejimi ve hem de Taliban İran tarafından da tehdit olarak algılanmaktadır. Bu sebeple de İran’ın Irak’da olduğu gibi Afganistan’da da ABD ile işbirliğine gitmesi beklenmektedir.
 
Afganistan ile ilgili bir başka toplantı önceki hafta Moskova’da Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde Moskova’da bir toplantı yapıldı ve bu toplantıya ABD ile beraber Türkiye’de davet edilmişti.
 
Obama gelmeden önce yine bir başka toplantıya ev sahipliği yapan ülke Türkiye oldu. Türkiye’de yapılan zirve de ilginç bir zamanlamaya tesadüf etmektedir. Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ev sahipliğinde 1 Nisan 2009 tarihinde bir araya gelmiştir. Üçlü zirvenin yanı sıra iki görüşmelerde yapılmıştır. Üçlü Zirvesi’nde, bölgedeki güvenlik durumu ve ortak projelerin ele alınmıştır. Bu 2007 yılında başlayan üçlü işbirliği sürecinin 3’üncü zirvesidir.
 
Bu zirvenin en önemli yanı ise Türkiye, Afganistan ve Pakistan’ın Genelkurmay Başkanları ve İstihbarat kurumları başkanlarının da üçlü görüşmeler yapması olmuştur. Hatırlatmak gerekir ki, özellikle Pakistan’da devlet başkanı ile beraber Genelkurmay Başkanı ve İstihbarat kurumlarının başkanları da önemli bir güçtür. Yeni dönemde Afganistan – Pakistan hattında yapılacak güvenlik ağırlıklı faaliyetlerde bu kurumlar ile işbirliği ve eşgüdüm son derece önem arzetmektedir. Zira Afganistan ve Pakistan arasında ciddi sorunlar yaşanmaktadır ve bu sorunları gidermedikçe ABD’nin Afganistan operasyonlarının başarı şansı sıfırdır.
 
Yeni dönemde ABD dış politikasının ana eksenini oluşturan Afganistan’ın tarihte hiçbir güç tarafından tam olarak fethedilemediğini anımsamakta fayda vardır. Afganistan tarihinden ders alamayanları tarihin nasıl cezalandıracağını gözden uzak tutmamak gerekir. Irak Bush yönetimi için bir bataklık olmuştu. Afganistan’ın ise Obama için son derece zor bir sınav mekanı olacaktır. Obama’nın Afganistan’dan bir zafer beklentisi içerisinde olmaması ve ortalama bir sürede mümkün olduğu kadarıyla mücadele etmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Diğer taraftan Afganistan’da El Kaide ve Taliban’ı bitirmek de tek başına bir zafer için yeterli değildir. Hadise artık Afganistan sınırlarını aşmış ve Pakistan’a sirayet etmiştir. Pakistan’a müdahale etmeden ise bu mücadeleden başarılı çıkılamayacaktır. Pakistan ne Irak’tır ne de Afganistan. Pakistan nükleer silahlara sahip, belirli yerlerde şeriat kanunlarının uygulandığı, devlet içerisinde Devlet Başkanı’ndan başka Genelkurmay Başkanı ve birkaç faklı istihbarat biriminin de etkin olduğu ve tam olarak kontrol altında olmayan bir ülkedir. ABD’nin buradaki operasyonları bölgede hiç te istenmeyen bazı olayları tetikleyebilir. Bu sebeple Obama’nın işi belki de Bush’un Irak’daki durumundan daha zor olacaktır ve burada Türkiye’nin mutlak desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu arada Afganistan’da ciddi bir Türk varlığı olduğunu ve buradaki Türk varlığının lideri olan General Dostum’un da ABD’nin rahatsızlığı sebebiyle tasfiye sürecine tabi tutulduğunu da ilave etmek gerekir. Bazı iddialara göreyse bu tasfiye süreci bizzat Türkiye’nin eliyle yürütülmektedir.
 
Türkiye’nin “tayininin” yeni dönemde özellikle de Davos sonrasında Ortadoğu dairesinden Güney Asya dairesine çıktığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin hem arabulucuk girişimlerinde ve hem de aktif faaliyetlerde bulunacağı yeni coğrafya Ortadoğu değil, Güney Asya’dır. Obama’nın türkiye’ye yeni dönemde beklenmedik bu alakasının altında da bu yatmaktadır. Ortadoğu Fransa-Mısır ikilisine bırakılırken güney Asya’da Türkiye ön plana çıkacaktır. Türkiye aynı zamanda NATO içerisinde de aktif roller üstlenecektir. Ancak Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönmesi konusu olduğu gibi Roj tv destekçisi Rasmussen’in NATO Genel Sekreterlik adaylığı konusunda Türkiye’nin nasıl bir tavır takınacağını da görmek gerekmektedir.
 
Türkiye’nin NATO Genel Sekreterliği için Rasmussen’e veto uygulayıp uygulamama konusunda net bir karar vardığını düşünmüyoruz. Bildiğiniz gibi NATO’un yeni dönem en önemli misyonlarından birisi olarak terör ile mücadele görülmektedir. Rasmussen’in terör örgütünün yayın organı olan Roj Tv’yi Türkiye’nin ısrarlarına rağmen kapatmaması Türkiye’de Rasmussen’in teröre dolaylı bir şekilde destek verdiği şeklinde algılanmıştır. Dolayısıyla da teröre dolaylı da olsa destek veren birisinin görevlerinden birisi terörle mücadele etme olan NATO’nun başına gelmesini Türkiye arzu etmemektedir. Türkiye ancak yeterli güvenceler aldığı takdirde Rasmussen’e onay verebilir. Bu güvencelerin başında ise Roj tv’nin kapatılması gelmektedir. Ancak Türkiye NATO’nun güçlü bir üyesi olmasına rağmen, NATO’da üyelerin önemli bir kısmının konsensüse vardığı bir konuda Türkiye’nin direnmesinin de çok kolay olmadığını da unutmamak gerekir.
Sinan OĞAN – 01 Nisan 2009
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: