ABD, Afganistan’da diz çöktü…


ABD, Afganistan’da diz çöktü…

Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) olarak, 20 Temmuz tarihinde yayınladığımız ve Timetürk’te de yer alan Afganistan raporunda “Afganistan’da zaman kimin lehine işliyor?” sorusunun cevabını aramış ve son birkaç günde deşifre olmaya başlayan Afganistan gerçeğine o tarihte yayınladığımız raporla ışık tutmuştuk.

Son günlerde İngiltere, Amerika ve BM kanadından Afganistan konusunda gelen açıklamalar dünya kamuoyunu şaşkınlık içinde bırakmış olmalı. Önce, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun 1 Ekim tarihinde Afganistan’da işlerin yolunda gitmediğine işaret ederek, artan şiddet ve gelişmelerden duyduğu kaygıyı dile getirdi. Hemen ardından 7 Ekim tarihinde Afganistan’da bulunan İngiliz birliklerinin komutanı Tuğgeneral Mark Simith bir açıklama yaparak, Afganistan’da kesin bir zaferin mümkün olamayacağının ve Taliban’ın çözümün bir parçası olarak düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi.  Bu beklenmedik açıklama Tuğgeneralin şahsi görüşü diye yorumlanırken, dünya kamuoyunun kafası, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in 9 Ekimde yaptığı; “Taliban’la uzlaşma yoluna gidebiliriz” açıklaması ile tamamen karıştı.  

9 Ekim’de Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de bir araya gelen NATO üyesi 26 ülkenin savunma bakanları ve temsilcileri, NATO’nun Afganistan’daki başarısızlığını yüksek düzeyde resmi ağızlardan itiraf etmiş bulunuyorlar. 

Peki, ne oldu da Taliban’ı bugüne kadar uluslararası terörün kaynağı olarak gören, Taliban askerlerini saç ve sakalları birbirine karışmış, ürkütücü görünümleri ile Afganlı kadınları sokak ortasında döverken göstererek uluslararası kamuoyu nazarında İslam’ı Taliban’la özdeşleştirmeye çalışan ABD ve koalisyon güçleri bugün, Taliban’la uzlaşma zemini arıyor? ABD ve koalisyon güçlerini yıllarca radikal terör örgütü olarak tanımladıkları Taliban’la uzlaşma çizgisine çeken gerekçeler ve gerçekler neler?

Afganistan’da Gelinen Son Nokta: Mutlak Başarısızlık

ABD ve NATO komutasındaki koalisyon güçlerini, Taliban’la uzlaşı gibi beklenmedik bir noktaya getiren önemli başarısızlıklar ve skandallar var. Bunları şu şekilde sıralamak mümkün;

Öncelikle; İşgalin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen koalisyon güçleri ve Amerika destekli Karzai Hükümeti Afganistan’ın sadece %30’unu güçlükle kontrol altında tutabiliyor. Ağırlıklı olarak ülkenin güneyi olmak üzere % 10’u halen Taliban kontrolünde. Ülkenin geriye kalan % 60’lık bölümü ise Taliban’ın üzerlerinde nüfuzunu her geçen gün daha da artırdığı aşiretler tarafından kontrol ediliyor.

Şiddet Afganistan’da dozunu her geçen gün daha da artırma seyrinde. 2007 yılı, işgalin gerçekleştiği 2001 yılından sonra Afganistan’da yaşanan en kanlı yıl oldu ve toplam 8 bini aşkın sivil yaşamını yitirdi. Koalisyon güçlerinin kayıpları da her geçen ay katlanarak artıyor. Taliban saldırıları sonucu Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında çoğu Amerikalı ve Fransız 50’yi aşkın koalisyon askeri öldürüldü.

Artan şiddetin yanı sıra Afganistan’da sivil reformlar, yeniden yapılandırma ve kalkınmada ilerleme de sağlanabilmiş değil. Güvenlik başta olmak üzere eğitim, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçlar Afgan halkının hala çözüm bekleyen öncelikli sorunları. Söz konusu ihtiyaçların karşılanamıyor olması, Afgan halkının Karzai Hükümetine ve koalisyon güçlerine olan güvenlerini zayıflatmış durumda ve hükümet, kendine yakın kaynaklardan bile bu konuda ciddi eleştiriler alıyor.

NATO güçlerinin varlığına rağmen Afganistan’da uyuşturucu üretimi her geçen yıl daha da artmakta. Bugün Afganistan tek başına dünya uyuşturucu üretiminin % 95’ini gerçekleştirir durumda. Temmuz ayı raporumuzda Afganistan’da uyuşturucu trafiğinin arkasında kimlerin olduğunun dikkatle incelenmesi gerektiğine vurgu yapmıştık. 5 Ekim tarihinde ajanslar önemli bir haber geçti. Afganistan’daki eroin trafiğinin Afganistan Devlet Başkanı Karzai’nin kardeşi Ahmet Veli tarafından yürütüldüğü iddiası bizi Afganistan’la ilgili tespitlerimizde bir kez daha haklı çıkardı. Ahmet Veli Karzai Afganistan’daki ABD destekli uyuşturucu trafiği yapılanmasının küçük bir parçasıdır. PKK da dâhil olmak üzere uluslararası terör örgütlerinin en önemli finans kaynağı olan uyuşturucu, ABD’deki derin güçler tarafından terör örgütlerine taksim edilerek hedef ülkelerin ve rejimlerin zayıflatılması ve yıkılması için kullanılmaktadır. Bu kirli uyuşturucu ilişkilerinin deşifre olmaya başlaması, Afganistan’da işgal güçlerinin çözülmesi ve uzlaşı arayışı içine girilmesinin önemli nedenlerinden biridir.

Biranda ardı ardına gelen bu uzlaşı arayışlarının diğer önemli bir gerekçesi ise dünyanın karşı karşıya kaldığı yüzyılın en büyük ekonomik buhranı. Sadece ABD’nin 2008 yılı için ayırdığı savunma bütçesi 700 milyar dolar. Bu bütçenin 245 milyarlık dolarlık dilimi sadece Afganistan ve Irak’a ayrılmış durumda. İşgalin başlangıcından bu yana Afganistan ve Irak için harcanan bütçenin 2 trilyon doları aştığı söyleniyor. Dünyayı saran son ekonomik krizle birlikte küçülmek zorunda olan ABD ve Batı ekonomileri İşgal bütçelerinde frene basmış durumdalar.

Saydığımız tüm bu nedenler bugün koalisyon güçlerini Taliban’la uzlaşı noktasına getirmiş bulunmaktadır. Afganistan, ABD başta olmak üzere NATO ve diğer koalisyon güçleri için tümüyle bir başarısızlık hikâyesine dönüşmüştür.

Amerika ve NATO Afganistan’da Neden Kaybetti?

Peki, işgalin üzerinden geçen 7 yıla rağmen Uluslararası Güvenlik-Destek Gücü (ISAF), NATO güçleri ve ABD Afganistan’da neden başarılı olamadılar? İşte başarısızlığın altında yatan  önemli nedenler:

·         Afganistan’da görev yapan ISAF’ın görev tanımında yaşanan sorun. Amerika başta olmak üzere İngiltere, Kanada ve Hollanda ISAF’ın görevleri arasında terörle mücadelenin de yer aldığını savunurken, Türkiye’nin de aralarında bunduğu Almanya, İtalya ve Fransa’nın ISAF’ı bir güvenlik ve destek gücü olarak tanımlıyor. Bu görev tanımında yaşanan görüş ayrılığı ISAF’ı 2 ayrı guruba bölmüş, dolayısıyla zayıflatmış durumda.

·         Amerika, İngiltere, Kanada ve Hollanda, Taliban güçlerinin kontrolünde bulunan Güney Afganistan ve Kandahar bölgesinde sıcak temas ve çatışma halindeyken Türkiye, Almanya, İtalya ve Fransa’nın Güney’e oranla daha güvenli olan Kuzey bölgelerde görev üstlenmeleri ve Taliban güçleriyle çatışmayı reddetmeleri. Bu durum koalisyon güçleri arasında kamplaşma yaratmış durumda.

·         Afganistan’daki görev süresinin belli olmaması ISAF’ı Afgan ve Uluslararası kamuoyu nezdinde işgalci durumuna düşürürken, ISAF’ta görev yapan NATO güçlerini de psikolojik olarak yıpratmakta ve zayıf düşürmektedir. Belirsizlik ISAF’ın direncini kırarken, Taliban’ın direncini artırmış durumdadır.

·         Afganistan da güvenlik ve istikrarın sağlanması için silahlı mücadelenin tek yöntem olarak belirlenmesi, kalkınmada önceliğin sağlanamamış, reformların gerçekleştirilememiş olması.

·         Afganistan’ın halen %60’ını kontrollerinde bulunduran aşiretlerle sağlıklı iletişimin kurulamaması ve ülke yönetimine dahil edilememiş olmaları.

·         Taliban’a Çin, İran, Rusya ve Pakistan tarafından sağlanan lojistik desteğin kesilememiş ve kontrol altına alınamamış olması.

Türkiye Hangi Çözümleri Önermeli

23 Eylül’de BM Genel Kuruluna katılan Cumhurbaşkanı Gül, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari ve Afganistan temsilcileri ile bir araya geldi.  Dışişleri Bakanı Babacan’ın da katıldığı görüşmeler sonucunda, Afganistan ve Pakistan’ın da katılımıyla önümüzdeki bir-iki ay içerisinde İstanbul’da üçlü bir toplantı yapılması kararlaştırıldı. Türkiye’nin bu toplantıda Afganistan, Pakistan ve ABD, NATO kanadına aşağıdaki çözüm önerilerini sunması gerekmektedir.

 

·         ISAF’ın yerini “İKÖ’ Destek Gücü” almalı. Afganistan’daki işgalci koalisyon güçleri tamamen çekilmeden şiddetin sona ermesi mümkün görünmüyor. NATO ve ISAF, güvenliğin sağlanamaması ve artan sivil kayıplar nedeniyle Afganlılar nazarında işgalci pozisyonuna düşmüş ve güven kaybına uğramış bulunuyor. Afganistan’da güven ortamını ancak İKÖ gibi bölge ve ülke ile doku uyumu bulunan bir güç tarafından sağlanabilir.  Afganistan’da İKÖ tarafından bir güven ve uzlaşı ortamı yaratılıncaya kadar İKÖ Destek Gücü Afganistan’da görev yapmalıdır.

·         Afganistan güvenlik ve gelişme açısından öncelikli bölgelere ayrılmalı. Kuzey Afganistan eğitim, sağlık, istihdam açısından halka her türlü hizmetin verildiği bir bölge haline getirilmeli. Kuzeyde bu şekilde başlayacak rahatlama, huzur ve istikrar ortamı Afgan halkının güvenini artıracak ve diğer bölgeler üzerinde de pozitif bir etki yaratacaktır.

·         Aşiretlerle daha yakın ilişkiler kurulmalı ve aşiretler ülke yönetiminde etkin bir biçimde söz sahibi yapılmalı. Bu adım atılabilirse, Taliban’ın aşiretler üzerindeki baslı ve nüfuzu azaltılmış, güç dengeleri stabil hale gelmiş olacaktır.

·         Kalkınmada ilerleme sağlanmalı. Ülke genelinde sivil reformlar, yeniden yapılandırma, kalkınmada ilerleme, eğitim, sağlık, elektrik, su, gıda ve mesken sorunları için etkin projeler hayata geçirilmelidir. Söz konusu projelerin finansmanı İKÖ ülkeleri tarafından gelişmişlik düzeyine göre eşit oranda pay edilebilir. Kalkınmada ilerleme Afgan halkı üzerinde psikolojik rahatlama ve güven ortamı yaratacaktır.

·         Uyuşturucu trafiği kontrol altına alınmalı. Uyuşturucu trafiği için en ideal ortam istikrarsızlık ortamıdır. Uyuşturucu üretimi Afganistan’da istikrarsızlığı beslemekte ve körüklemektedir. Afganlıların geçim kaynağı olduğu gerekçesiyle göz yumulduğu söylense de bu trafiğin arkasında çok farklı kesimler yer almaktadır. Afganistan’da güven ve istikrar ortamının en önemli şartlarından biri de bu trafiğin durdurulmasıdır.


 

ABD Afganistan’dan Tamamen Çekilir Mi?

Bu soruya evet demek maalesef çok zor. Amerika’nın Afganistan’da bulunuşunun asıl nedenleri; İran’ın arkadan kuşatılması, Rusya ve Çin’in rahatsız edilmesi, Pakistan’ın nükleer silahlarına yakın markaj ve enerji yollarının kontrol altında tutulmasıdır.  Ancak gelinen nokta ABD ve NATO için bir aşmaz ve çıkmazdır. Afganistan’daki koalisyon güçlerinden gelen “Biz bu savaşı kazanamayız” açıklamasından sonra hiçbir güç Afganistan’daki bu savaşı ABD ve NATO lehine döndüremez. Bu açıklama psikolojik yorgunluğun bitkinlik ve yılgınlığın bir sonucudur. Buna, dünyayı saran ekonomik krizi de eklersek Afganistan’daki savaş ABD ve koalisyon güçleri için imkânsız ver sancılı bir sürece girmiştir.

Bu durumun farkında olan ABD, Afganistan ve bölgedeki çıkarlarını korumaya devam edecek bir uzlaşı arayışı içerisinde olacaktır. Her ne kadar uzlaşı arayışlarına sadece Taliban dâhil ediliyor olsa da gizli yürütülecek görüşmelerle Al-Kaide’nin de bu sürece dâhil edilmesi ihtimal dâhilindedir. Buna, El-Kaide’nin nasıl yaklaşacağı ise bir soru işareti.

Özetle, tarih boyunca hiçbir güç tarafından işgal edilemeyen Afganistan bir süper gücü daha dize getirmiş gibi görünüyor. İngilizler ve Sovyetlerin ardından son olarak Amerika Birleşik Devletleri de Afganistan’da diz çökmüş durumda.

Ali ŞAHİN / Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: