Gül’ün ziyareti ve Türk-Rus ilişkilerinde yeni dönem


sinanogan

Gül’ün ziyareti ve Türk-Rus ilişkilerinde yeni dönem

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 12-15 Şubat 2009 tarihleri arasında Rusya Federasyonu’na gecikmiş bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Aslında bu ziyaret Aralık 2008 için planlanmıştı. Ancak o dönem Gül’ün kulağında meydana gelen bir rahatsızlık sonucu ziyaret ertelenmişti.

Moskova ve Kazan’ı kapsayan bu ziyaret Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in resmî daveti üzerine gerçekleşmiştir. Seyahat “resmî devlet ziyareti” niteliğindedir.

Moskova Ankara’yı neden bu kadar önemsemeye başlamıştır? Bu sorunun cevabı 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan ve 5 gün süren Kafkasya Savaşı’nda gizlidir. Bu savaşın sıcak kısmı beş gün sürmüş ve Rusya’nın üstünlüğü ile tamamlanmıştır. Ancak bu savaş sonrasında Rusya ile ABD ve AB arasında ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle de Gürcistan’a yardım götürme bahanesiyle NATO ve ABD gemilerinin Karadeniz’e girmeleri sürecinde Türkiye’nin takındığı tavır bölgedeki dengelerin önemli ölçüde değişmesini önlemiştir. Rusya’nın Türkiye’yi önemsemesinin sebeplerinden birisi Karadeniz ve Türk boğazlarıdır.

Karadeniz bu savaş sonrasında küresel güçlerin rekabetinin yeni mücadele alanı haline gelmiştir. Karadeniz ülkelerinin genel tavrına baktığımız zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Gürcistan ve Ukrayna, Rusya karşıtıdır. Bulgaristan ve Romanya, Rusya karşıtı olmasa bile ABD’ye daha yakın durmaktadır. Karadeniz’deki böyle bir tablo içerisinde Türkiye’nin tavrı halledicidir. Türkiye, Karadeniz’in en uzun sahiline ve en büyük deniz gücüne sahiptir. Türkiye’nin kimden yana tavır takınması onu Karadeniz’de üstün konuma getirir? Türkiye, ABD’nin ve NATO’nun müttefiki olmasına rağmen savaş sırasında ve sonrası dönemde Montrö Anlaşması’nı eksiksiz uygulaması ve bölgede tarafsız kalması ona bölgede büyük saygınlık kazandırmıştır. Türkiye’nin bu tarafsızlığı Karadeniz’in bir NATO gölü olmasını önlemiştir. Bu aynı zamanda Rusya’ya da büyük bir avantaj getirmiştir. Bu sebepledir ki, savaş sonrasında Sergey Markov gibi önemli Rus siyaset bilimciler yazdıkları makalelerde Türkiye’nin Rusya tarafından yeniden keşfedilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

Türk–Rus ilişkilerinin ABD ve Batı boyutu

Ukrayna’nın Rusya ile yaşadığı sorunlar ve Rus boru hatlarına sorun çıkarması Rusya’yı alternatif güzergâhlara da yöneltmiştir. İşte bu noktada da Rusya için Türkiye, Avrupa’ya gidecek alternatif ve güvenilir bir güzergâh olarak gözükmektedir. Rusya’nın nezdinde Türkiye’nin artan öneminin bir diğer sebebi de enerji alanında işbirliği ve boru hatları güzergâhıdır. Ayrıca Türkiye’nin başta İran konusu olmak üzere bölgesel konuların birçoğunda Rusya ile benzer görüşlere sahip olması da bir diğer önemli etkendir. Örneğin 2003’te Irak için Meclis’e gelen tezkerenin kabul edilmemesi Rusya’da büyük bir saygı uyandırmıştır.

Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin derinleşmesini Türkiye’nin Batı ile ilişkilerine bir alternatif gibi değerlendirmek de yanlış olacaktır. Türkiye’nin kamuoyunda zaman zaman bazı tartışmaların yaşandığına şahit olunmaktadır. Bunların başında da Türkiye’nin Batı seçeneğine karşılık alternatifler türetilmekte ve “B”, “C” gibi harflerle seçenekler sunulmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Mustafa Kemal Atatürk “Batılı medeniyetler seviyesi” diyerek Türkiye’nin yerini daha o zaman göstermiştir. Bu, Türkiye’nin mutlaka şuraya veya buraya girmesi anlamında değil, gelişme seviyesi düzleminde algılanmalıdır. Türkiye’nin hedefi AB olmakla beraber sırtını yaslayacağı asıl coğrafyanın da Kafkasya ve Orta Asya olduğunu unutmamak gerekir. Burada sırtını yaslamakla, sırtını dönmek arasındaki farka dikkat etmek gerekir.

Bununla beraber başta Rusya olmak üzere Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerini geliştirmesi onun AB’ye giriş sürecinde elini güçlendirecektir. Zaten yakından takip edildiğinde görülecektir ki, Rusya bölgede bağımsız hareket eden ve Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşan bir Türkiye yerine AB içerisinde istikrarlı bir Türkiye’yi daha fazla tercih edecektir. Zaten Rusya’dan çeşitli defalar Türkiye’nin AB’ye üyeliğini destekler açıklamalar yapılmıştır.

Stratejik ortaklık meselesi

Türkiye’nin Rusya ile gelişen ilişkileri Batı ve ABD ile ilişkilerine halel getireceği anlamına gelmemelidir. Geçmişte Bush yönetimi içerisinde bazı çevrelerin bu şekilde düşünceleri olduğunu biliyoruz. Hatta bunu basına açıklamaktan da çekinmemişlerdir. Bu açıklamaların özellikle enerji alanındaki yakınlaşmalara yönelik olduğu hatırlanmaktadır. Biz Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerin yeni Obama yönetimi döneminde ABD ile Rusya arasında geliştirilmesi düşünülen ilişkilere katkı yapacağını düşünmekteyiz.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyareti vesilesiyle gündeme gelen bir konunun da netleştirilmesinde fayda vardır. Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinin “devlet ziyareti” seviyesine çıkarılması, bütün protokol uygulamalarının en üst seviyede gerçekleştirilmesi ve iki ülke ilişkilerinde adeta şemsiye vazifesini görecek olan deklarasyonun imzalanması sebebiyle ilişkilerimizin “stratejik ortaklık” seviyesine çıkıp çıkmadığı hususu Türk kamuoyunda tartışılan konular arasındadır. Başarılı Rusya ziyaretinden sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri stratejik ortaklık olarak adlandırabilir miyiz?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iki ülke ilişkilerini tarif ederken “Uluslararası ve bölgesel konularda tutumlarımızın büyük ölçüde ‘örtüştüğü’ Rusya’yla çok boyutlu ortaklığımızın derinleştirilmesini amaçlıyoruz.” demiştir. Devlet Başkanı Medvedev ise “Türkiye ile her türlü stratejik işbirliğine hazırız.” açıklamasında bulunmuştur. Stratejik işbirliği aşaması bütün sorunların çözüldüğü ve hatta aynı bakış açısının yakalandığı bir seviyedir. Ancak Kıbrıs konusunda Rusya’nın desteği daha alınabilmiş değildir, Rusya PKK’yı terör örgütü listesine almış değil ve enerji konusunda işbirliği ile beraber rekabetin de hâlâ devam ettiğini dikkate aldığımızda Rusya ile daha alınması gereken mesafenin olduğu görülecektir.

Tataristan ziyareti ve yerel birimlerle ilişkiler

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uzun bir süreden beri ilk defa olarak Moskova dışında bir başka idari birimi de ziyaret etmiştir. Rusya Federasyonu içerisinde en büyük özerk cumhuriyet olan ve nüfusunun büyük çoğunluğunu Müslüman Tatar Türklerinin oluşturduğu Tataristan da ziyaret kapsamına alınmıştır. Başkent Kazan’a giden Gül burada Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile görüşmüştür. İç işlerinde bağımsız, ancak dış işlerinde Federasyon’a bağlı olan Tataristan’ın Türkiye’de ticarî temsilciliği bulunmakta ve iki ülke arasında geniş bir ticarî potansiyel bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kazan’a ziyareti Türkiye’nin merkezî hükümet dışında bölgesel birimlerle de ilişkilerini geliştirmesi açısından son derece önemlidir. Önceki yıllarda Moskova’nın Türkiye hakkında şöyle bir düşüncesi vardı: “Türkiye Kafkasya ve Orta Asya’da Turancılık yapmaktadır, bu fikirlerini bir süre sonra Federasyon içerisindeki Türk ve Müslüman cumhuriyetlere ve bölgelere de yaymak isteyecektir, bu sebeple de Türkiye’nin bu bölgelerle her türlü ilişkileri mümkün olduğu kadar kısıtlanmalıdır.” Ancak aradan geçen yıllar içerisinde Türkiye’nin hiç de öyle niyetleri olmadığı ve hatta son dönemlerde Ortadoğu bölgesinin bile Türk dış politikasında Türk cumhuriyetlerinin önüne geçtiği görülmüştür. Bu sebeple de Türk heyetlerin artık Rusya Federasyonu içerisindeki Türk kökenli birimlerin yönetimleri ile ilişkiye girmelerine eskiden olduğu kadar kuşkuyla bakılmamaktadır. Bu durum da aslında Türkiye ile Rusya arasında karşılıklı güven ortamının artık doğmaya başladığını göstermesi bakımından önemlidir.

Türk-Rus ilişkilerinde Putin damgası

Cumhurbaşkanı Gül’ün protokolün en üst seviyede uygulandığı Rusya ziyaretinde normal planlanan görüşmeler samimi bir ortamda yapılmış ve görüşmeler planlanan zamanın çok ötesine sarkmıştır. Ayrıca Başbakan Vladimir Putin ile de yine sıcak ve samimi görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmede Gül “iki ülke arasında son yıllarda sağlanan yakın işbirliğinin mimarının Putin olduğunu” söylemiştir. Putin ise bu görüşmede Türkiye için “Türkiye, dış politikamızda öncelikli ülkedir” tabirini kullanmıştır. Cumhurbaşkanı Gül, hem Başkan Medvedev’i ve hem de Başbakan Putin’i Türkiye’ye davet etmiştir. Bu davetlere sırasıyla 2009-2010 yılları arasında icabet edileceği düşünülmektedir.

Sinan Oğan /  ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE STRATEJİK ANALİZLER MERKEZİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: