Afganistan Satrancı Sürüyor


Ali KÜLEBI

Afganistan Satrancı Sürüyor

Bir asırdan fazla bir süredir stratejik konumu nedeniyle adeta çeşitli aktörlerin satranç tahtası haline gelmiş Afganistan’daki oyun sürüyor. Savaş oyununu küresel güç ABD ve bu ülkenin savaşa dahil ettirdiği NATO’nun kazanmış olmadığı açık.

Hatta bu iki gücün ne amaca hizmet ettiği açık olan bu oyunu kazanma ihtimalleri bile yok. Yani şu gerçek gün gibi ortada ki, ABD’nin Afganistan’daki savaşı kazanma gibi bir hedefi de yok. Çünkü kazanırsa adama “sen hala burada ne arıyorsun?” diye sorarlar. Halbuki ABD’nin Orta Asya’da bulunması küresel stratejisi açısından çok önemli. ABD’nin gelecek için öngördüğü siyasal ve kaynak edinme stratejisinde Karadeniz’in, Kafkasların yanı sıra Orta Asya’nın da çok önemli bir yeri var. Yine bölge oyuncularından olan ve ABD’nin bir İslam ülkesi olması bakımından nükleer güce kavuşmasını hala affedemediği Pakistan’ın da oyunda giderek bir hedef tahtasına dönüştüğü ve bu bağlamda Afgan Savaşı ve sorununun ABD’ye Pakistan’a müdahale gerekçesi sağlayabileceği de ayrı bir gerçek.

SATRANÇ OYUNUNUN ŞAHI: ABD
İşte bu savaşın en büyük aktörü olan ABD’nin giderek savaşı Pakistan sınırlarının içine sürüklemesinin nedeni de bu. Yani stratejik konuma sahip Pakistan’ı güçsüz kılmak ve hatta parçalamak ve nükleer gücünü kontrol altına almak. Bu bağlamda Taliban ve El-Kaide’nin Pakistan’ın kuzeybatısındaki Aşiretler bölgesi ve hatta bizzat Pakistan’ın içindeki varlığı gerekçesiyle ABD’nin son günlerde Pakistan içinde izinli veya izinsiz operasyonlarının gözle görülür şekilde arttığı gelen haberler arasında. Nasıl ki başta ABD ve Müttefik Güçler’in hataları nedeniyle Afganistan’da siviller de can vermişlerse aynı şekilde Pakistan’da da füze ve İnsansız Hava Araçları (İHA) ile gerçekleştirilen ABD operasyonlarının sivillerin hayatına mal olduğu ve can kaybının artacağı ortada.
Yeni seçilmiş Başkan Barack Obama ile satranç oyununun şahı ABD’nin Afganistan’da daha çok asker, para ve malzemeyi gözden çıkaracağı Obama’nın seçim kampanyasında yer alan hususlardan. Hatta Obama’nın Bush yönetimine yönlendirdiği suçlamaların başında, Bush’un Afganistan’daki Taliban ve El Kaide’yi ihmal ederek gücünü Irak’a yönlendirmesi büyük bir yanlışlık gibi gösteriliyor. Yine Bush yönetiminin Afganistan’ın yeniden imarı ve yapılandırılmasını ihmal ederek sivil halkı çaresiz bıraktığı ve Taliban’ın kucağına itmiş olduğu hususu da üzerinde durulmayı gerektiren bir konu.
Ne var ki, takviye asker göndererek, seçilmiş Başkan Obama’nın Bush’un askeri stratejisini Afganistan’da daha yüksek bir düzeye tırmandırma girişiminin başarı şansının da düşük olacağı bizzat konuyu yakından değerlendiren askeri uzmanlarca ifade ediliyor. ABD’nin değil 20-30 bin daha fazla asker takviyesi, birkaç yüz binlik bir takviyesinin bile bu ülkede işe yarayamayacağını geçmişteki örnekler gösteriyor. Çünkü Büyük İskender’den bu yana İngilizler ve Ruslar dahil hiçbir askeri güç bu ülkeyi tam olarak kazanamamış.

PAKİSTAN FAKTÖRÜ
Yukarıda ABD ile ilişkilerini ele aldığımız Pakistan ise satranç oyunundaki öteki önemli taşlardan biri ve stratejik konumu nedeniyle son derece kırılgan bir yapıya sahip. Bu kırılgan yapısı ise komşuları Hindistan, Afganistan ve İran nedeniyle ve ABD’nin de özel gayretleriyle daha da kırılganlaşmakta. Pakistan’ın topraklarını kontrol edememesinden dolayı Afganistan’daki terörün artmasından şikayet eden ABD’nin bu şikayetinde ne ölçüde haklı olduğu tartışma konusudur. Çünkü 11 Eylül dışında kendi topraklarında terör görmeyen ABD’ye karşılık Pakistan hemen her gün kökü Afganistan’a uzanan terörden zarar görmektedir. Hatta Pakistanlı yetkililer ülkelerindeki bu terörün kaynağının Afganistan’da bozulan dengeler ve bizzat ABD ve Hindistan tarafından desteklenen aşiret reisleri olduğunu savunmaktadırlar. Yine Pakistanlı yetkililer, ABD’nin Pakistan’ı bir günah keçisi haline getirmekle kalmayıp saldırgan bir tutuma girdiğinden ve ülkeyi bir savaş alanına çevirdiğinden de şikayetçidirler. Özellikle son zamanlarda İHA’lar ile Amerikan Ordusu’nun ülkenin Afgan sınırındaki Aşiretler bölgesinde sürekli gerçekleştirdiği operasyonlar nedeniyle bu araçlardan atılan füzelerin 344 kadar masum sivilin hayatına mal olduğu da açıklanmıştır.
Bütün bunların paralelinde din faktörünün siyaseti ve günlük yaşamı her geçen gün daha çok etkilediği Pakistan’ın askeri yönetimden sivil yönetime geçmekle sorunları çözmede daha da zorlanacağı açık. Koalisyon hükümetlerinin siyasal yapının tam olgunlaşmadığı ve dış etkilere açık ülkelerde başarı şansının düşük olduğu gerçeği ve ülkenin esasen bozuk olan ekonomik durumuna bir de dünya ekonomik krizinin eklenmesi Pakistan’ı çok daha sorunlu ve hatta bir dış müdahaleye bile açık duruma getirdi.
ABD’nin Pakistan’ı, Afgan sınırlarının kontrolsüzlüğü nedeniyle suçlamış olması da Pakistan’a karşı başlatılan önyargılı senaryoyu gösteriyor. Çünkü kendi Meksika sınırını kontrol edemeyen süper güç ABD’nin, Pakistan’dan dağlık bir arazideki 1400 km.lik sınırını korumasını istemesi çok da haklı değil. Ayrıca Afganistan’ın sınırlarının yalnız Pakistan’da olmadığı, Afganistan’ın, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Çin ve Tacikistan ile de sınırlarının olduğu ve bütün bu söz konusu ülkelerin ve hatta Afganistan ile sınırları olmayan Rusya ve Hindistan’ın da bu satranç oyununda az veya çok paylarının olduğu söylenebilir. Çünkü denize çıkış yolu olmayan Afganistan’ın ve bu ülkedeki Taliban ve El Kaide unsurlarının lojistik desteklerinin yalnız iç değil, dış kaynaklardan da desteklenmesi ve beslenmesi gereği söz konusu. Bu destekte ise Afganistan’a Hint Okyanusu’na çıkış kapısı olan Pakistan’daki Taliban destekçisi unsurların yanı sıra Orta Asya’daki çevre ülkelerin de başı çektiği rahatlıkla söylenebilir.

RUSYA FAKTÖRÜ
1974’den itibaren Afganistan’da etkin bir rol almak istemiş olan Rusya’nın, 1979’da bu ülkeyi 160.000 kişilik bir orduyla işgali hatırlarda. Ne var ki bu işgal 1992’de yenilgiyle sonuçlanmış. Bundan sonra da Rusya’nın bu ülkeyle olan ilişkisi Taliban rejimi süresince Ahmet Şah Mesut ve General Raşit Dostum tarafından yürütülen Kuzey İttifakı’na destekle sürmüş.
Putin ile yeniden dünya çapında bir güç olma hevesine kapılan Rusya’nın, doğrudan olmasa bile hala Afganistan ile ilişkisi olduğu ve hatta ateşe benzin döktüğü de söylenenler arasında. Karzai rejimine açıkça mühimmat satan Rusya’nın, Taliban, Hikmetyar ve El-Kaide’ye, Orta Asya ülkeleri aracılığı ile silah ve patlayıcı madde sağladığı iddia ediliyor. Hatta Rusya’nın bu ülkede 10 yıl kadar süren varlığı nedeniyle cep halindeki küçük bölgelerde etki alanlarına ve taraftarlara sahip olduğu da söylenebilir.
Ayrıca, ABD ve Avrupa ülkelerinin Orta Asya’da çok güçlü bir şekilde varlık sürdürmemeleri çizgisindeki bir politikada Rusya Federasyonu’nun Afganistan’daki satranç oyunundaki göreceli rolü gözden kaçırılmamalıdır. Yine Afganistan’daki savaşında, cihatçıları örgütleyen, onlara roket dahil her çeşit silah veren ABD’yi, geçmişte bu ülkede somut bir yenilgiye uğramış olan Rusya’nın hala affetmediği ve intikam almak isteyeceği de hesaba katılmalı. Hatta ilerde belki de bir rövanş alma gayretiyle, nasıl geçmişte Amerikalılar Afganlı Mücahitlere Stinger Uçaksavar Füzeleri vermiş ise, aynı şekilde Rusların da Taliban’a yerden havaya uçaksavar füze sistemleri verme ihtimali spekülatif de olsa bir olasılıktır. Esasen gelecekte bu hususun, yani Taliban’ın elindeki uçaksavar füzelerinin varlığının, ilerde Koalisyon Güçlerinin başını daha da çok ağrıtacağı göz önüne alınmalıdır. Çünkü miatları dolmadıysa Taliban’ın elinde hala eskiden kalma Stinger’ler vardır. Bunların yenilenmesi konusunda ise akla gelen ilk ülkeler Rusya ve İran’dır. Nitekim Eylül 2006’da bir İngiliz Nimrod Erken Uyarı Uçağının düşmesiyle sonuçlanan ve 14 askerin öldüğü kazayı sonradan Taliban üstlenerek bunu bir Stinger vasıtasıyla düşürdüğünü iddia etmişti. Yani bir yandan Putin yönetiminin etkin dış politika girişimlerinin artacağı olasılığı, öte yandan Afganistan’da Taliban’ın güçlenmesi paralelinde Ruslardan bölgedeki bir aktör olarak, ABD’yi Orta Asya’dan kalıcı bir şekilde çıkarmak için daha radikal girişim ve destek beklenebilir.

HİNDİSTAN
Afganistan operasyonu işgalinin yanı sıra Pakistan üzerinde de emelleri olduğu veya olacağı gün geçtikçe ortaya çıkan ABD’nin Hindistan vasıtasıyla Pakistan’ı zayıflatma stratejisi de bu bağlamda düşünülebilir. Çünkü Pakistan’ın üzerine sorumluluğu yıkılmak istenen Mumbai’deki son terör olaylarının iki ülkeyi karşı karşıya getirme stratejisinde bir payı olduğu dahi iddia edilebilir.
Ancak Pakistan ile üç kez savaşmış öteki nükleer güç Hindistan’ın, yine Pakistan ile arasındaki Keşmir sorunu nedeniyle süregelen anlaşmazlığını savaşla değil, ama Pakistan’ı siyasal alanda güçsüz düşürerek sonuçlandırmak istediği ve bu çizgide Afganistan’ı kullandığı ve bu amaçla bir Afgan-Pakistan sürtüşmesi yaratmak istediği de söylenebilir. Hindistan’ın yine bu bağlamda Pakistan’ın Çin, ABD ve İran ile ilişkilerini de zora sokarak siyasal bir izolasyona uğratma politikasını yürüttüğü de gözlemlenmektedir.
Yine uyguladığı Pakistan politikası çizgisinde Hindistan’ın Afganistan’da ciddi bir varlık sahibi olduğu ve bu ülkede ekonomik, kültürel, eğitimsel ve istihbarat ile ilgili alanlarda giderek etkisini arttırdığı da bilinmektedir. Yakın gelecekte Hindistan’ın Afganistan’a barış gücü olarak askeri birlik göndermesi olasılığı ise Afganistan-Pakistan-Hindistan üçgenindeki sorunları bir hayli derinleştirecektir.

İRAN FAKTÖRÜ VE ÖTEKİLER
Taliban ile ilişkileri hiçbir zaman iyi olmayan İran, Pakistan’ın Afganistan’daki etkinliğinin artmasından da ciddi ölçüde rahatsız olmuştur. Bu bağlamda İran Afganistan politikasında, geçmişte Taliban ile ciddi bir sürtüşmeye giren Kuzey ittifakını desteklemiş ve Afganistan’a denize açılan bir kapı olarak Pakistan bağımlılığından kurtulması yolunda cesaret vermiştir.
Ne var ki Şii İran da, ABD ve Hindistan gibi Taliban’ın hiçbir zaman çok güç kazanması ve Afganistan’ı ele geçirmesini istemez. Ama öte yandan da İran, ABD’ye karşı savaşan Taliban’ın, ABD’nin kendi ülkesindeki nükleer tesislere saldırma olasılığını zora sokmak için, Taliban’ın mümkün olduğunca ABD’yi Afgan batağında tutmasını, oyalamasını da arzular.
ABD’nin Orta Asya’da bulunma bahanesinden rahatsız olan bir başka ülke de Pakistan’ın müttefiki olan Çin’dir. Dünyanın en büyük ekonomik gücü olmayı hedefleyen bu ülke gelecek açısından ABD’nin Afganistan’daki varlığından, düşmanı Hindistan ile son nükleer işbirliği anlaşmasından, ABD’nin bu ülkeyi Çin’e karşı güçlendirme çabaları ve hatta bu ülkenin Hindistan ile beraber Tibet’teki son ayaklanmaları kışkırtmasından müthiş rahatsızdır. Bütün bu hususlar göz önüne alındığında Amerikalıların Afganistan Savaşı’nda başarısız olmaları Çin için her bakımdan bir gerekliliktir ve Çin’in bu oyunda el altından da olsa ABD’yi Afganistan’da zora sokma stratejisi uygulayacağı düşünülebilir. Bu stratejiler arasında Taliban’a silah ve mühimmat yardımı da söz konusudur.
Bölgede siyasal aktör olmamakla beraber ISAF’a asker veren Fransa, Almanya, Polonya ve Türkiye’nin gelişmelerden ve çözümsüzlükten rahatsız olmaları nedeniyle askerlerini çekmeyi düşündükleri yabancı kaynaklarda yer almaktadır. İngiliz ve Fransız birliklerinin komutanlarının savaşın askeri yönden başarı şansının olmaması nedeniyle yalnızca siyasal ve ekonomik çabaların ve stratejilerin ele alınması gereğine değinmeleri önemlidir. Yine NATO komutanlığında da bulunmuş Amerikalı emekli General Wesley Clark’ın görüşü de, Pakistan topraklarında askeri operasyonlar yapmak yerine bu ülkeye terörle savaşta daha çok askeri ve ekonomik destek verilerek özellikle Pakistan’ın kuzeybatısındaki savaşın Pakistan ordusuna devredilmesi şeklindedir.
Afganistan’daki satranç oyununun aktörleri bununla kalmamakta, vatandaşlarının Afganistan’da Taliban saflarında yer almalarından dolayı Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın da Afganistan’daki oyunu ilgi ile izledikleri bilinir. Hatta bütün büyük aktörlerin yanı sıra, İngiliz, İsrail ve Alman istihbarat servislerinin de Afganistan’daki varlıkları ve ülkelerine ait stratejilerini bu satranç tahtasında sergiledikleri düşünülürse, Afganistan’ın tam bir cadı kazanı haline geldiğini ve işinin, geleceğinin ve bu ülkede yakın tarihli bir çözümün çok zor olduğunu söyleyebiliriz.

Ali KÜLEBİ / TUSAM – BAŞKANVEKİLİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: