Afganistan’da büyük oyunun dönüşü


Batı medyası, şu an için Batı kamuoyunu, analizler, siyasi ve askeri liderlerin açıklamalarıyla Taliban’la ortak harekete hazırlıyor.

Orta Asya.. Ömrü Beşyüzyıl olan emeller

19. Yüzyılda Afganistan’ın da içinde bulunduğu Orta Asya, o dönemde İngiltere ve Rusya İmparatorlukları arasında “Büyük oyun” olarak bilinen nüfuz savaşına tanıklık etmişti.

Geçtiğimiz asırda soğuk savaş döneminde bu oyun yeniden oynanmış, Sovyetlerin Afganistan’ı işgaliyle bu nüfuz mücadelesi zirvesine ulaşmıştı. Bugün ise oyunun yeni versiyonuyla bölgeye yeniden dönüşüne şahit oluyoruz. Bu kez alanda yeni oyuncular var, ancak senaryo aynı: ‘Nüfuz mübadelesi ve bölgenin geleceği ve zenginlikleri üzerinde söz sahibi olmak.’

Her defasında Afganistan, uzun soluklu savaşlara tanıklık ediyor. Sonunda da işgalciler, askeri çözümün imkânsız olduğunu görerek büyük oyunu yönetmek için başka çözümler aramaya başlıyorlar. Ancak bu seferki çıkış, son olarak Amerikan başkanının ifade ettiği gibi “Büyük Anlaşma’yla olabilir.

Batı medyası, şu an için Batı kamuoyunu, analizler, makaleler, siyasi ve askeri liderlerin açıklamalarıyla Taliban’la ortak hareket ve görüşme noktasında hazırlıyor. Bu hazırlıklar, şayet kendilerini el-Kaide’den ayrıştırabilirse, mutediller ya da ülkesini sevenlerle masaya oturabileceği mesajını vermeye çalışıyor. Bu arada da bazıları, General Pertrayus’tan Irak’ta yaptığı gibi Afganistan’da da gücünü göstermesini istiyor.

Yeni Büyük Oyun’un Kuralları

Bu boyutun üzerinde daha fazla durulabilmesi için haritanın tamamına kapsamlı bir bakış atmak gerekiyor. Afganistan haritasının ayrıntıları, orada olup biteni anlamaya yeterli olmadığı gibi Büyük Oyun’un yeni versiyonu için üretilen senaryoların yazımına çok da katkısı olmayabilir.

Afganistan haritasına bakışlarımızı yoğunlaştırıp sonra ondan yavaşça uzaklaşarak topografik bir bakış fırlattığımızda hem içinden geçilmekte olan anın hem de bölgenin belirsiz geleceğinin en önemli eksenini teşkil eden belirgin hususlarla karşılaşırız:

1. Zayıf Afganistan hükümeti: 2001 yılında yapılan Bonn Anlaşması, anlaş maddelerinin uygulanmasının farklı aşamalarındaki birçok sıkıntıya rağmen, atılacak adımlar açısından Afganistan’daki yönetiminin ana hatları için uygun çerçeveyi çizmiştir. Ancak olan bitene bakıldığında yeni kurulan Karzai rejiminin ülkeyi yönetmedeki başarısızlığı, güvenliği sağlamada ve yolsuzluklarla mücadelede yetersizliği ve halkına en temel hizmetleri sunmadaki acziyeti ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Afganistan’ın farklı bölgelerindeki halk, hükümete olan inancını yitirmiş; bu güven kaybı özellikle de Taliban’ın ve diğer muhalif hareketlerin yoğun olarak eylemlerini gerçekleştirdiği Güney ve Doğu bölgelerinde daha net bir şekilde hissedilmiştir. Rejimle işbirliği içerisinde olanların kendi aralarındaki anlaşmazlıkları devam ederken özellikle de Karzai’nin, yönetimdeki birçok ismi görevden alması ve yetkeyi tek elde toplamasının ardından diğer bölgelerdeki yerel muhalif güçler, gelişmeleri çok da tatmin edici bulmamaktadır.

Batılı raporlar hiç de azımsanamayacak ölçüde bu zaaftan bahsetmektedir. Açıkça hükümetin Afganistan’ın birçok bölgesinde otorite sağlayamadığını, idari yolsuzlukların ve rüşvetin yaygınlaştığını ve yetkilerin kötüye kullanıldığını belirtiyor. Raporlara göre iş, Karzai’nin kardeşinin uyuşturucu ticareti yapması noktasına kadar gelmiş bulunuyor.

Yetkililerin en tepeden atandığı merkezi başkanlık sistemi çerçevesinde, Afganistan’da idari makamlar parayla satılıyor. Bu nedenle de yolsuzluk yapanları ve yetkilerini kötüye kullananları sorgulama fırsatı da yitirilmiş oluyor.

2. Taliban gücünün büyümesi ve Askeri çözümün zorluğu: Askeri çözümün giderek zorlaştığı yönündeki düşünce, NATO komutanları ve Avrupalıların siyasi ve askeri yetkililerinin açıklamalarına her geçen gün daha fazla damgasını vurmaktadır. Bazı Amerikan yetkilileri de bu yönelimi desteklemektedir. Tüm bunların dışında Afgan krizinin sadece silahla çözülemeyeceği Taliban’la görüşmek ve onları yönetime katmak gibi hususların da içinde olduğu diğer başka çözümlerden de bahseden yüzlerce araştırma, inceleme, makale ve rapor bulunmaktadır.

Batılıların kötümser açıklamaları, İnsan Hakları alanında faaliyet gösteren kurumlarla NATO, ve BM gibi kurumların, çatışma alanının giderek genişlediğine ve bu yaygınlaşan savaşta her geçen gün daha fazla sivilin, uluslararası güç mensubu askerin ve Taliban savaşçısının yaşamını yitirdiğine işaret eden raporlarla aynı döneme denk gelmiştir.

3. Savaşın Pakistan’a sıçraması: Açıkça belli olmuştur ki savaşın merkezi Pakistan’a doğru kaymaktadır. Suvat Vadisi, Veziristan, Pacur gibi Pakistan’a ait kabile bölgeleri, Pakistan güçleriyle Taliban güçleri arasındaki şiddetli çatışmalara tanıklık etmektedir. El-Kaide ya da ona yakın başka gruplarla ilişkili olduğundan şüphelenilen hedeflere yönelik Amerikan füze ya da uçak saldırıları ile komando indirme operasyonlarının arttığı gözlemlenmektedir. Tüm bunlar Pakistan’da halkın çok büyük tepkisine neden olurken Pakistan resmi yetkilileri ise sadece bu saldırıları kınamakla yetinmektedir.

Bazıları başarılı olan bazıları ise fiyaskoyla sonuçlanan anlaşma çabalarına rağmen şiddet dalgası, sadece güvenlik açısından sorunlu bölgelerde değil aynı zamanda başkent İslamabad’daki Mariott oteli saldırısında da görüldüğü gibi son derece merkezi yerlere sıçramış durumda.

4. Pakistan.. Siyasi tablodaki değişiklikler: Halk Partisi’nin seçimlerden galip çıkması, Asaf Zerdari’nin Pakistan Başkanlığına seçilmesi ve General Müşerref döneminin kapanmasıyla Pakistan, dâhili ve bölgesel tutumlarında etkili olacak farklı bir siyasi değişim dönemine girdi.

Laik yönelimli, ABD ve İngiltere’deki karar mekanizmalarına yakın olarak bilinen Halk Partisi, askerin sivil yönetim üzerindeki demir yumruğunu hafifleterek Hindistan’la ilişkileri iyileştirmeye yönelebilir, sertlik yanlısı İslami hareketleri etkisiz hale getirebilir.

Önümüzdeki dönem, Pakistan’ın teröre karşı savaş olarak nitelendirilen, Taliban’ın gerek Afganistan gerekse Pakistan’da NATO ve ABD’ye yönelik saldırılarına karşı Pakistan’ın vekâleten bölgesel bir rol oynamasına tanık olabilir. Özellikle de Pakistan’ın Hindistan’dan ayrıldıktan sonra kurulduğu 1947 yılından bu yana Batılılarla benzer bir rolü oynadığı göz önünde bulundurulursa..

5. Bölgesel Nükleer Anlaşmaları: Hindistan’ın barışçıl amaçlarla nükleer teknoloji edinme konusunda gerçekleştirilmesi düşünülen boykotun kaldırılarak Amerika ile Hindistan’ın birbirleriyle anlaşması, Güney Asya siyasetinde tehlikeli bir gelişmeydi. Hindistan bu anlaşma sayesinde, Nükleer Silahların yaygınlaşması anlaşmasını imzalamadan nükleer teknolojiye sahip olma hakkını elde etti. Buna karşın Batılı şirketler de nükleer enerji ve nükleer tesis inşası alanında hacmi milyarlarca doları aşan anlaşmalar yapma imkânı buldular.

Buna karşın Pakistan Washington’la benzer bir anlaşma yapma noktasında bir karşılık alamamış olması nedeniyle Çin’e yöneldi. Pakistan Devlet Başkanı Çin’e bir ziyaret düzenledi ve bu ülkeyi her üç ayda bir ziyaret etme kararı aldı. Zerdari, Pakistan’da Çin teknolojisiyle bir nükleer tesis inşa etme yönünde anlaşmaya vardılar.

Bu gelişme, Çin’in Orta Asya’dan enerji nakli yapan borular aracılığıyla Batı’ya doğru yönelmesini ve Pakistan topraklarındaki Arap Denizi kıyılarında stratejik limanlar tesisini, hızla artan enerji fiyatları karşısında Çin’in enerjiye olan açlığını giderecek bir önlem olarak yorumlanabilir.

Çin, Güvenlik ve Ekonomi alanında faaliyet gösteren ve Rusya ile Orta Asya ülkelerini kapsayan Shangay Beşlisi sayesinde, ABD’den kuvvetlerini Afganistan’dan çekmelerini ve Afganistan’ın da ötesine geçebilecek askeri varlığın niyetleri hakkındaki şüphelerini açıkça ifade edebildi.

6. İran Dosyası: İran dosyası Orta Asya’daki en riskli dosyalardan birini oluşturuyor. Bu dosyanın Afganistan’daki durumlara doğrudan etkisi bulunuyor. Afganistan’daki durumu İran dosyasından bağımsız bir şekilde ele almak hemen hemen imkânsız. İran’ın Taliban konusundaki tutumu, tıpkı Saddam Hüseyin’in devrilmesinde yaptığı gibi ABD ile işbirliği yapmak oldu, ancak diğer konularda aralarındaki husumet halen devam ediyor.

Her halükarda Afganistan, iki tarafın hesaplaşacakları bir yer olarak kalmayı sürdürecek. Şüphesiz Afganistan’da yönetime fanatik Sünni bir örgütün hâkim olması, İran’ın bölgedeki çıkarlarına tehdit teşkil eder. Özellikle de Afgan sınırına yakın Sünni bölgelerdeki askeri hareketlenmeler ve karışıklıklar göz önüne alındığında bu tehdidin boyutları daha da vahim hale gelmektedir. Bu da İran’ın, Batılıların Taliban’la herhangi bir şekilde anlaşmaya varılması ve yönetime dâhil edilmesi yönündeki rahatsızlığını artırıyor.

Şii-Sünni anlaşmazlığının kaşınması, İran’ın şu ana kadar karşılaştığı siyasi savaşların en zorlusu olacak, böyle bir çatışma, dünya Müslümanlarının %90’ını teşkil eden Sünnilerin karşısında İran rejiminin yalnızlaşmasına ve izolasyonuna neden olacaktır.

7. Irak deneyimi: Batılı medya, ABD komutanı David Howell Petraeus’un Sünni Arap kabilelerine yakınlaşarak onların güvenlerini kazanmak, Irak’taki durumları sakinleştirmek, onları Uyanış Meclisleri aracılığıyla el-Kaide’ye karşı silahlandırmak, finanse etmek politikasına büyük destek veriyor. Birçoğu Petraeus’un bu tecrübesini Afganistan’a ve Taliban’a karşı savaşın sürdüğü Pakistan’daki kabile bölgelerine aktarmayı düşünüyor.

Ancak Irak ve Afganistan’daki kabilelerin farklı olması, yerel ve bölgesel güçlerle işbirliği düzeylerinin farklılık arz etmesi nedeniyle General’in işini imkânsız olmasa da oldukça zorlaştıracağa benziyor.

General halen Afganistan ve Pakistan’daki durumlara ilişkin geniş kapsamlı bir planı yürürlüğe koymak için siyaset, güvenlik ve toplumsal alanlarda yüzden fazla uzmanla birlikte çalışmaktadır. Bölgedeki Amerikan siyasetinin, halen gündemi işgal eden sorunlarla ilgili tutumunda gözle görülür bir değişim yaşayacağı tahmin edilmektedir.

Pakistan; Güney Asya, Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan bir sonraki planda çok önemli bir yer tutmaktadır. General Petraeus’un Amerikan ordusunun Merkez Komutanlığının (SANCTOM) en üst düzey komutanı olarak yeni görevini üslenmesinden üç ay sonra bölgeye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette ortaya çıkan durumdur.

8. Gürcistan Krizi ve Rusya’nın dönüşü: Rusya, Güney Osetya ve Abhazya’daki müttefiklerini korumak için Gürcistan’a girdiğinde herkes soğuk savaşın yeniden başladığını düşündü. Yakın dönemde dünyanın yeniden iki kutuplu olacağı öngörüsünde bulunmak için henüz erken. Ancak çokları, bu tür gelişmeleri dünyadaki nüfuz çatışmasının yeni kurallarını koyma yönündeki işaretler olarak görüyor.

Rusya, Afganistan’daki durumları yakından takip ederken Çin ve İran’la birlikte ABD’nin bölgedeki varlığına karşı ortak bir cephe oluşturuyor ve bu varlığı Rusya’nın Orta Asya’daki ve bölgedeki çıkarlarına tehdit olarak görüyorlar.

Shangay Beşlisi, Çin ve Rusya’nın Avrasya’da Amerikan nüfuzuna karşı direnmek için en çok önem verdiği ekseni oluşturuyor.

9- Enerji Krizi: Avrupa, Çin, Hindistan, Türkiye ve Pakistan’ın enerjiye olan yoğun talebi, Ortadoğu ve Orta Asya’da bulunan enerji havzaları üzerindeki çatışmanın en önemli eksenlerinden biri. Afganistan; Türkmenistan, Tacikistan, Çin, Pakistan ve İran’la sınırı olduğundan önemli jeo-stratejik konumuyla Gaz ve petrol boru hatlarıyla ilgili Orta Asya’dan Güney’e doğru yapılması düşünülen herhangi bir proje açısından çok hayati bir geçiş noktası oluşturuyor. Ayrıca bu bölgelerde güvenlik ve istikrarın sağlanması durumunda söz konusu projelerin Afganistan topraklarından geçmesi, en az maliyetli seçenek olarak duruyor.

Batılı ve Amerikan Gaz Şirketleri, 90’lı yıllarda doğalgazın Türkmenistan’dan Pakistan’a, oradan da dünya pazarlarına taşınabilmesi amacıyla devasa projeler oluşturmak için çok gayret sarf ettiler. Ancak Afganistan’ın bölgede yaşadığı dönüşümün ardından Taliban tarafından ele geçirilmesiyle birlikte bu projeler gündemden düştü.

10. Küresel Finans Krizi: Bazılarının küresel finansal krizin, Beyaz Saray’ın Amerika dışındaki savaşları özellikle de Irak ve Afganistan savaşlarını finanse etme ve yönetmedeki gücünü zayıflatacağı yönündeki şüphelerine rağmen, kriz Washington’daki mevcut hesaplamalarda Pakistan ve Afganistan açısından önemli bir faktör teşkil ediyor.

Küresel mali krizin etkileri, Afganistan’da askeri çözümün imkânsız olmasından dolayı rahatsızlık duymaları nedeniyle buradaki savaşı durdurarak yerine daha az maliyetli başka çözümler bulmaya çalışan Avrupalı karar yapıcılarına ve NATO ülkelerine ulaşabilir.

Finansal kriz, büyük ölçüde zaten temelleri çürük olan Pakistan ekonomisini çok ciddi şekilde etkilemiş durumda. Pakistan kendi para birimine yeniden güven kazanmaya ve ekonomisinin çöküşten kurtarılmasına son derece muhtaç. Bu, bölgede önümüzdeki dönemde yapılacak düzenlemelerin doğuracağı ihtiyaçlara karşılık verebilmesi açısından son derece hayati bir unsur olacaktır.

11. Barack Obama’nın seçilmesi: Afganistan, yeni seçilmiş Amerikan Başkanı Barack Obama’nın öncelikler listesinin başında gelecektir. Şüphesiz Obama’nın seçim konuşmaları ve münazaraları sırasında hatlarını çizdiği genel bir yönelimden bahsetmek mümkündür. Ayrıca Başkan Bush da görevinin son dönemlerinde Afgan dosyası üzerinde yoğunlaşmıştı.

Amerikalılar Avrupalı dostlarının aksine, askeri çözümün sıkıntılarını itirafa yanaşmıyor ve Afganistan’da askerlerinin yaşadığı başarısızlıkla ilgili asker sayısı, askeri teçhizat, savaşan müttefiklerin kendi aralarındaki koordinasyon eksiklikleri gibi başka mazeretler ileri sürmeyi tercih ediyor.

Genel olarak Afgan dosyasını öncelikler listesinin başına koyan Obama’nın seçimleri kazanmasının ve General Davi Petraeus’un yeni görevini deruhte etmesinin ardından ABD’li yetkililerin bu konuyu yeniden gözden geçirmesiyle birlikte gözle görülür bir takım değişikliklere tanık olacaktır.

Büyük Pazarlığın İzleri

Afganistan ve onun uluslararası ve bölgesel muhitinde olanların büyük başlığına bakıldığında; acımasız saldırıların sürmesine, Amerika’nın bölgeye daha fazla güç takviye etmesine ve Avrupalıların askeri çözüm konusundaki kötümserliklerine rağmen Suudi Arabistan gibi bölgesel oyuncuların sürecin normalleştirilmesi çabalarına katkı sağlamasına ve yerel savaşçı gruplarla görüşme ve diyalog kanallarının açılması çalışmalarına izin verildiğini görüyoruz.

Bu hadiseler, Afganistan ve Pakistan’ın son dönemlerde şahit olduğu hareketlenmelerin doğasını bize anlatmaktadır.

Özetle önümüzdeki dönemde sürekli artan bir şekilde aşağıdaki hususları gözlemlemek mümkündür:

1. Taliban’la el-Kaide’yi birbirinden ayırmak: Bu eksen, Afganistan ve Pakistan’daki Deobend hattında sürekli artan isyan, ayaklanma ve şiddet sorununu halletme açısından oldukça önem arz etmektedir. Amerikan yönetimi ve NATO, Taliban ve el-Kaide’yi tek bir düşman gibi görmektedir. Ancak yeni yeni bu ikisini birbirinden ayırmayı gündemlerine almışlardır. Böylece biriyle savaşa devam ederken diğeriyle de barışçıl bir ilişki geliştirmek mümkün olacaktır.

Bu çabalar NATO komutanlarının, Batılı liderlerin ve Pakistan ve Afganistan hükümetlerinin açıklamalarında açıkça göze çarpmaktadır.

Bu, ayrıca Pakistan hükümetinin el-Kaide unsurlarını Veziristan bölgesinden çıkarma konusunda Taliban’la yaptığı pazarlıklarda da açıkça gözlenmektedir. Pakistan hükümeti benzeri pazarlıkları Güney Veziristan, Pacur, Mehmend gibi el-Kaide unsurlarının aktif olduğu ve özellikle de Afganistan’a sınır olan Pacur bölgesinde Pakistan hükümet güçleriyle kanlı çarpışmaların gerçekleştiği birçok kabile unsurlarının yaşadığı bölgede de gerçekleştirmiştir.

Pakistan’da Taliban hareketi üzerindeki siyasi ve askeri baskılarını artırırken Afganistan’daki Amerikan güçleri kabile bölgelerinde düzenli olarak el-Kaide unsurlarını hedef almaktadır ki bu, ABD ile Pakistan arasındaki askeri koordinasyonun (Pakistan’ın devasa sivil kayıplara neden olan Amerikan saldırılarını kınamasına rağmen) göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir.

ABD’nin el-Kaide ile Taliban arasında yakın vadede önemli ayrılıkların oluşmasını sağlaması noktasında önemli şüpheler bulunmasına rağmen gözlemciler, Taliban’ın uluslararası bir hareket olma yerine yerel bir hareket olması noktasında Pakistan ve Suudi Arabistan aracılığıyla gerçekleştirilen çabaların başarılı olabileceğini ifade etmektedirler. Böylelikle el-Kaide unsurlarının ayaklarının altındaki halı çekilmiş olacaktır.

2. Vekâleten savaş, savaşı yerel hale getirebilir: Afganistan’daki Batılı varlığın süreç içerisinde azaltılarak, Pakistan ve Afganistan’la yapılacak olan anlaşmalarla gelecekte sadece üslerdeki Amerikalı ve İngiliz askeri varlığına dönüşeceği görülüyor.

Bu eksendeki faaliyetler, savaşı daha yerel hale getirecektir. Afgan ordusundaki asker sayısının artırılarak 140 bine ulaşacağını ve buna paralel olarak polis sayısında da benzeri bir artışa gidilmesinin gündeme alınacağını düşünüyoruz. Buna ilaveten Güney ve Doğu bölgelerinde Irak’taki Uyanış Meclisleri’ndeki tecrübelerden de yararlanarak, yerel unsurlardan oluşan bir milis gücünün meydana getirilmesiyle savaşın daha yerel hale getirilmesi ve savaş maliyetlerinin azaltılması konusunda ciddi ciddi düşünmenin vakti gelmiştir.

Pakistan hükümetinin Suvat Vadisi’nde ve kabile bölgelerinde Taliban unsurlarıyla çatışacak ve yabancı el-Kaide unsurlarını bölgeden kovacak bir milis gücü oluşturmak için ciddi bir çaba içerisine girdiği gözlemleniyor.

3. Bölgesel güçlerin daha aktif rol oynamaları: Batılıların Afganistan’daki kanlı maceralarının devam etmesiyle birlikte ve oradaki askeri ve siyasi hesaplamalarla ilgili olarak bölgesel güçlerin Batılıların yakın ve uzun vadedeki hedefleriyle uyum arz eden önemli roller yerine getirmeleri büyük önem kazanmaktadır. Bölgede Pakistan’la Suudi Arabistan’ın Afganistan sorununun çözümü ve el-Kaide ile Taliban’ın etkisiz hale getirilmesi noktasındaki etkilerinin daha da artacağı beklenmektedir.

Hindistan da bölgede daha aktif rol oynamak istemektedir. Hindistan-ABD işbirliği, bölgede halen anlaşmazlık konusu olan meselelerle ilgili Pakistan’la Hindistan arasındaki sorunların yumuşamasına ve iki ülke arasında uyumlu bir ilişkinin ortaya çıkmasına neden olabilir. İslamabad, Keşmir davasına yönelik desteğinin azalmasına karşılık Afganistan’da daha fazla avantaj elde edebilir ve Hindistan’la ticari ve ekonomik işbirliğinin önü açılmış olur.

Pakistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Asıf Zerdari’nin Keşmir konusuyla ilgili yaptığı açıklamaların bu yeni yönelimin teyidi olarak algılanabilir. Nitekim Pakistan lideri, Hindistan’ın kendilerine bir tehdit teşkil etmediği ve gerçek sorunun terör olduğu yönünde yaptığı açıklamada, Keşmir’deki silahlı muhalif grupları terörist olarak nitelerken, bu durum gerek Pakistan sokaklarında gerekse işgal altındaki Keşmir’de ciddi kızgınlığa ve memnuniyetsizliğe yol açmıştı.

Suudi Arabistan da Afganistan’daki siyasi arenaya Taliban kapısından dönmeyi stratejik çıkarları açısından iyi bir fırsat olarak görebilir, bu da söz konusu gelişmelerin Afganistan topraklarında yeni hesaplaşmaları gerektireceğinden İran İslam Cumhuriyeti ve Tahran’daki yöneticilerin hiçbir şekilde olumlu görmeyeceği bir husustur.

Rusya’nın Afganistan sahnesine dönmesi de uzak bir ihtimal değil. Bu ülkede nüfuz ve çıkar sahibi bölgesel güçler olarak Çin ve Türkiye de bu tabloya dâhil olmak isteyecektir. Çin, madencilik, sanayi projeleri ve yol yapımı gibi konularda devasa yatırımlara girerek kendisine yol açmaya gayretinde, Rusya ve Türkiye ise Orta Asya ülkeleriyle yakın ilişkileri ve Afganistan içinde birbirleriyle çatışan gruplara yakınlıkları nedeniyle buralara girmeye çalışmaktadır.

4. Barışçı çözüm… Mutlaka varılması gereken nokta: Silahlı mücadele veren grupların retçi yaklaşımları nedeniyle bunun nasıl gerçekleştirileceğinin yeterince netleşmemesi noktasındaki zaaflara ve Taliban’ın yabancı işgalci güçlerin Afganistan’dan çıkmasını şart koşmuş olmasına rağmen barışçı çözümden bahsetmek ve Taliban’la Hikmetyar’ın Hizb-i İslamisi’yle diyaloğa geçmek, artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

ABD’nin Afganistan’daki ateşi bir nebze olsun söndürmek için yaptığı planın en önemli unsurlarından biri olması hasebiyle barışçı çözüm hususunu gündeme almak; belki de çatışmanın İran gibi potansiyel gerilim bölgelerine kayması ya da Çin’deki Tibet ve Sincan (Doğu Türkistan) gibi bölgesel güçlerin içine doğru kaymasına neden olacaktır.

Bazıları sahip olduğu uluslararası ve bölgesel destek nedeniyle barışçı çözüme başarılı olma şansı tanırken, bazıları da silahlı muhalefetin buna karşı olduğunu kesin bir dille ve resmi ağızlardan aktarması nedeniyle bunun oldukça zor olduğuna inanmakta, hatta ülkedeki çatışmanın taraflarının karşı tarafı güç durumda bırakıcı şartlar ileri sürmesi nedeniyle barışçı çözümü imkânsız görmektedir.

Tarafların kendi konumunu güçlendirmek için askeri seçeneklere daha fazla sarılması ihtimal dışı görülmemektedir çünkü bir sonraki aşamada Pakistan kabile bölgelerinde ABD’nin el-Kaide unsurlarına karşı düzenleyeceği saldırılarda artışa tanık olabileceği gibi ABD ve İngiltere, (ABD’nin, ‘güçlü olmak barışın garantisidir’ şeklindeki düşüncesi nedeniyle)

Askerî çözümle barışçı çözüm arasında bir denge kurabilmek için daha fazla asker takviyesi de yapabilir.

Öte yandan kış mevsiminde çatışmalarda azalma olurken, böyle zorlu bir mevsimde bile mücadele edebileceğini ve savaşacağını ispatlamak için Taliban, saldırılarının şiddetini artırmaktadır.

Öyleyse Afganistan sorunu her türlü ihtimale ve sürprize açık durumdadır. Sürekli değişkenlik arz eden ittifaklar ile uluslararası ve bölgesel düzeyde alt üst olan çıkarlar çok farklı ihtimalleri içerisinde barındırmaktadır. Afganistan’da kan akmaya devam ederken Büyük Oyun’un ilk ve en büyük kurbanı, Afgan insanı olmaktadır. Savaşlar, işsizlik, fakirlik ve yolsuzluklar devam ettiği sürece Afgan insanı, kendisine en son ilgi gösterilen varlık olacaktır.

Mutiullah Taib Orta Asya uzmanı Afganistanlı yazar.
Bu makale İslam Özkan tarafından tercüme edilmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: