Türkistan Nedir? Neresidir?


Türkistan ataması (terminoloji). İran dilinden gelen ‘’l’’ izafesi ve ‘’stan ‘’ eki ile Türklerin Yurdu (memleketi,ili ülkesi) manasına gelmektedir. Zamanımızda özellikle 1950’li yıllardan sonra dünya Türklüğünün beşiği olarak bilinen bu ismin kullanılışında bazı karışıklıklar ortaya çıkmıştır. TÜRKİSTAN sözünün ilmi sahada ve günlük kullanılışındaki karışıklara son vermek niyetiyle, bu deyimin tarihte ve günümüzde taşıdığı anlamlar hakkındaki görüşlerimizi ortaya koymak ve hakikati araştırmak istiyoruz. Zira TÜRKİSTAN kelimesini doğru anlamak ve anlatmak Türkistan Türkleri için hayati önmei olan bir meseledir.

Türkistan, Asya kıtasının ‘’orta Asya’’veya ‘’merkezi Asya’’ bölgesinde yerleşmiştir.[1] Bu memleket uzun zamandan beri Türk kavimlerinin ana vatanı olmuştur ve günümüzde bir çok Türk kavmi (Kazak,Kırgız,Özbek,Tacik,Türkmen,Uygur ve başkaları) burada yaşamaya devam etmektedir. Bu ülkenin Dünya Türklüğünün beşiği olduğunu inkar eden hiçbir bilim adamı yoktur. Türkistan’da Çarlık Rusyasının görevlisi olarak 15 yıldan fazla bulunan Franz von Schwarz isimli Alman bir araştırmacı, ’’Türkistan,İndo-Germanların beşiği’’ adlı bir eser yazmıştır [2]. Biz bu yazımızda Türkistanın beşiklik yönüne değil, Türkistan sözünün günümüzde ve tarihte kullanılışına değinmek istiyoruz.

Tarihçilerin verdiği bilgilere göre, Türkistan sözü Saka’lar (İskitler) devrinden kalan abidelerde (M.Ö 7.yüzyıl ve M.S 2.yüzyıl) ‘’Türkistanak’’ olarak ifade edilmiştir.[3] Türkistan sözü çok eski bir dönem Orta Asya tarihinde de zikredilmiştir[4]. Bu isme 6.asır sonrası İran ve Ermeni edebiyatında sık sık rastlanmaktadır. Ermeni tarihçisi Musa Harinaki 8.asırda, Arap seyyahı Yakubi 891 senesinde yazdığı ‘’Kitab-al-buldan’’ adlı eserinde , Türkistan deyimiyle İdil (bugünkü Volga) nehrinden itibaren Tanrı Dağlarının doğu tarafından kalan toprakları tarif edilmektedir [5]. İranlıların uzak geçmişlerini anlatan ‘’Avista’’ destanında Türkistan ve Turan sözleri kullanılmıştır. ‘’Avista’’ya göre, Tanrı dağlarının doğusunda, İdil nehri ile Seyhan (bugünkü Sir Derya) ve Ceyhun (Amu Derya) arasında Horasana kadar devam eden topraklar Turan veya Türkistandır. 8.asırda Türkistanda İslamiyetin başlamasıyla birlikte Araplar bu bölgeye ‘’Biladal-Türk’’ ismini vermişlerdir ki bu da Türk yurdu yani Türkistan manasına gelmektedir. Kaşgarlı Mahmut, ‘’Divan-ı Lugat-ı Türk’’ adlı eserinde Bilad-al Türk’ün sınırlarını Çinden Hazar Denizine, Bizans, Kıpçak ve Rus topraklarına kadar devam eden bölge şeklinde tarif etmektedir. Başkurt-Türk asıllı olmasına rağmen Hristiyanlığı kabul ederek uzun yıllar Çinde Rus**kilisesinin misyonerliğini yapan Biçurin, Çin kaynaklarını tanıtan bir eserinde Çinlilerin Türkistan hakkındaki fikirlerini şu şekilde anlatmaktadır:

‘’Hazar Denizinden Kukunor (Kuh-inur) a kadar olan topraklarda yerleşik ve göçebe bir kavim yaşıyor. Bu kavim Türkçe konuşuyor ve Muhammedin kanunlarına (İsşam demek istiyor) inanıyor. Bu insanlar kendilerini TÜRK olarak tarif ediyorlar ve yaşadıkları ülkeye Türkistan diyorlar[6].

Geniş topraklara sahip olan Türkistan’ın hudutları zaman zaman değişikler göstermiştir. Türkistan, Hunlar ve Gök-Türkler zamanından beri Dünya Türklüğünün merkezi olarak tarih sahnesinde rol oynamaktadır. Bazı devrelerde, mesela Karahanlılar Devlet, zamanında ‘’Turan’’ sözü Türkistan manasında kullanılmıştır. Karpaskay bölgesinde bulunan ve 1391 yılında Türkistanın büyük hükümdarı Emir Temir (Timurlenk) şerefine yazılıdığı anlaşılan bir abidede ‘’Sultan-ı Turan’’ denilmektedir [7]. Fakat Turan ismi fazla yaygınlık kazanmamış, 10.asırdan sonra bölge tamamiyle Türkistan şeklinde tarif edilmiştir [8]. Bazı bilim adamları, Türklerin bugünkü Türkistanda 6.asırdan itibaren yaşamaya başladıklarını iddia etmişlerse de Rus Türkologu Malov, bu görüşün yanlışlığını şu şekilde anlatmaktadır:

‘’Türkler milattan önce 5.yüzyılda büyük ölçüde şimdi yaşadıkları yerlerde yaşamaktaydılar.’’ [9]

Türkler Türkistan topraklarının çeşitli kısımlarında kavim veya kavim başkanlarının işimleri altında devlet kurmuşlardır. Buna rağmen bu devletler daima birbirlerine bağlı olarak yaşamışlar ve bu devletlerin yöneticileri hiçbir zaman kendilerini Türkistan kelimesi dışında kalacak şekilde ifade etmemişlerdir. Benzer şekilde, Türkistandan çıkarak başka bölgelere giden Türkler de siyasal ve kültürel alanda, kendilerini her zaman büyük bir Türk ailesinin mensubu olarak görmüşler. Türküz ve Türkistanlıyız demişlerdir. Bu kavimler Türkistan ismi ile bir devlet kurmuş olmalarına rağmen, Türkistan sözü onlar için tabii bir terminoloji (atama), toplayıcı, birleştirici bir yurt ismi ve çıkış noktası olmuştur.

Türkistan (Türkler yurdu) bir çok tarihi olaya sahne olmuş bir bölgedir. İskender, Zulkarnayn, İran, Arap-Moğol-Çin istilaları bunun çeşitli misalleridir. Türkistan bunların istilasından kurtulmuş, daha sonra yeniden Rusların ve Çinlilerin tuzağına düşmüştür. Türkistanın bu tuzağa nasıl düştüğü meselesi ayrı bir çalışmayı gerektiren geniş bir konudur.

Rusya, 1716’dan itibaren Batı Türkistanı işgal etme siyasetine başlamıştır. Çinliler ise 1755-65 yıllarında Doğu Türkistan’ı işgal ettiler. Doğu Türkistan 1882’ye kadar Çin ordusu tarafından idare edildi. 1882’de Çin’in batı bölgesi (Hsi-yu) ve 18 Kasım 1884 de Çin İmparatorluğunun yeni vilayeti adıyla ‘’Çincandg’ ilan edilmiştir. Bu zamandan beri Batı Avrupalı bilim adamları Doğu Türkistanı ‘’Çincang-Sinkiang’’ şeklinde tarif etmektedirler. Doğu Türkistan deyimi tek tük de olsa bazı Avrupalı yazarlarca kullanılmaktadır . rusya 1716’da başlattığı Batı Türkistan işgal siyasetiyle 1834 yıllarında Türkistanın Bozkır vilayetlerinin bir kısmında hakimiyeti ele geçirdi. 1853’lü yıllardan itibaren Türkistan Hanlıkları ile Rusya arasındaki mücadele şiddetlendi ve Rusya 1865 yılına gelindiğinde Ural nehrinden geçerek (eski adı yayık-Cayık), Aral, Balhaş, Issık göl çevresini ve Taşkent vilayetine yakın toprakları istila etti. 1865’e kadar işgal edilen topraklar Rusyanın Orenburg Valiliği tarafından idare edilmiştir. 12 Şubat 865’de de Issık gölün batısıyla Ural nehri arasındaki bölgeler ‘’Türkistan Vilayeti’’ adıyla Orenburg Valiliğine bağlandı. Böylece Türkistan ilk defa bir memuri bölge olarak görünmüş oldu. Ruslar bu ismi kendiliklerinden uydurmamışlar, işgal ettikleri bölgelerde yaşayan halkın ruhuna ve kullanışına uygun olduğu için seçmişlerdir. Taşkent şehri veBuhara emirliğinin bir kısmını işgal ettikten sonra, Rus hükümeti Türkistanın idaresi meselesini tekrar gündeme getirdi. 1867’de Harp Bakanı Milyutin başkanlığındaki bir heyet, Türkistan vilayetinin ‘’Türkistan Genel Valiliği’’ şeklinde Rus Harp Bakanlığına bağlanmasına karar vermiş, 11 Temmuz 1867 tarihinde Rus Çarı bu valiliğin kuruluşunu tasdik etmiştir [10]

Türkistan Genel Valiliğinin başkenti olarak Taşkent tesbit edildi. Bu genel Valilil aracılığıyla Hive hanlığı, Buhara emirliğinin bir kısmı (1873) , Kokand hanlığının bütünü (1876) ve Pamir bölgesindeki topraklar (1895) Rus hakimiyetine geçmiştir. Rusyaya ilhak edilmemiş olmakla birlikte Rus Devletinin himayesine giren Buhara ve Hive devletlerinin kontrol hakkı da Türkistan Genel Valiliğine verilmiştir. Bu arada, Türkistan genel valiliğince idare edilem Ural ve Turgay Vilayetlerinin idaresi de Orenburg genel valiliğine verildi. 21 Ekim 1868’de kabul edilen bir nizamnameye göre Türkistanın Akmolla ve Cetitam(Ruslarca Semipalantinsk) vilayetleri önce Batı Sibirya genel valiliğine bağlanmış, 25 Mayıs 1891’de ise Ural, Turgay, Akmolla ve Cetitam vilayetlerinin birleştirilmesiyle merkezi Omsk olan Step(bozkır) genel valiliği teşkil edilmiştir. Böylece Türkistan Genel Valiliği ve Steğ Genel Valiliği kurularak Türkistanı parçalamak için ilk adım atılmış olmaktaydı. Rusların bilerek veya bilmeyerek koyduları ‘’Türkistan Genel Valiliği’’ deyimi,Türkistan atamasının (terminolojisi yaşamaya devam etmesini sağlamıştır. Çinliler ise Doğu Türkistnın hiç bir bölgesinde Türkistan tabirini kullanmamışlardır)

Türkistan 19.asrın başlarına kadar İngiliz edebiyatında Buhara adı edebiyatı altında tanınmıştır. Batı Türkistan’a Büyük Buhara, Doğu Türkistan’a Küçük Buhara deniliyordu. 19.asrın başlarında İngliz araştırmacıların Türkistan(Turkestan) deyimini kullanmaları neticesinde diğer Avrupalı bilim admları da bu terminolojiyi benimsemişlerdir. Diğer taraftan ne Avrupa ne de Rus edebiyatında Batı Türkistan sözü kullanılmamıştır. Avrupalı idareciler ve araştırmacılar doğrudan Türkistan Terminolojisini kullanmışlar, Türklüğün anayurudnu Batı,Doğu,Güney gibi bölgelere ayırmadan ifade etmişlerdir. Rus edebiyatında 19.asır başlangıcından itibaren Doğu Türkistan deyimine rastlamak mümkündür. Fakat bu erminoloji tarih,coğrafya ve etnografya terimi olarak kullanılmamıştır. 20.asırda özellikle 1930lardan sonra bazı Türkistanlı münevverler tarafından Doğu Türkistan Terminolojisi kullanılmaya başlamıştır. Böylece Doğu Türkistancılık fikri ile birlikte Türkistan Terminolojisinde ikilik (batı ve Doğu) ortaya çıkmış olmaktadır. Fakat Türkistanın Batı kesiminde yaşayan Türkistanlılar kendilerini Batı Türkistanlı olarak tanıtmakta, yalnızca Türkistanlı olarak tarif etmektedirler.

Batı Avrupa ve Birleşik Amerikada bugüne kadar bir çok Türkistan adı altında eser yayınlanmıştır. Buna karşı, Sovyet Rusya İmparatorlugunda 1924 yılından sonra Türkistan meselelerinde bu terminolojiyi kullanan Sovyet Rusya geçmişteki Türkistan Terminolojisi ile ilgili bilgiler vermekte, fakat bugünkü mevcudiyetini inkar etmektedir. Mesela ‘’ Great-Soviet-Eneyclopedia’’ (2. Baskı Newyork, cilt 43, s.439) şunları yazmaktadır:

‘’Türkistan (Türk memleketi demektir: Bu ifade Ansiklopediye aittir)çok eskiden ber Orta Asya ve Merkezi Asya’daki bölgenin tarihi ve coğrafi terimidir’’

Bugünkü Türkistan Batı, Doğu ve Güney olmak üzere 3 kısımdan ibarettir. Batı Türkistan’ın yüzölçümü 3.994.400km karedir. (14). Doğu Türkistan ise 1.503.563 km kareden ibarettir (14). Böylece iki bölge 5.497.963 km karelik bütün bir Türkistanı oluşturmaktadırlar. Güney (Afgan) Türkistanı hakkında elimizdeki istatistik bilgiler yok denecek kadar azdır, Doğu Türkistan hakkında ise Avrupa (Rusya da dahil) ve Çin dilinde yazılan eserler mevcuttur. Fakat bugüne kadar bunlardan faydalanarak milli ve İslami ruhta herhangi bir eser yaratılamamıştır. Bu sebeple bu yazımızda, Dünya edebiyatında Türkistan diye tarif edilen, Rus işgali altındaki Türkistan’a ağırlık vermek zorunda kalıyoruz. Aradaki boşluğu Doğu Türkistanlı bilim adamları veya onlara dost olan ve problemlerini iyi bilen başka bilim adamları tarafından doldurulacağını ümit ediyoruz.

Sovyet Rusya imparatorluğunda Türkistan Terminolojisi kullanımının 1924 yılından itibaren yasak edildiğini yukarıda belirtmiştik. 14 Ekim 1924 tarihinde S.S.C.B Merkez icra komitesi Türkistan Sovyet Cumhuriyetini lağvetmeye, Buhara ve Horezm halk cumhuriyetlerini ortadan kaldırarak topraklarını Özbekistan ve Türkmenistan Sovyet Cumhuriyetlerine (Özbekistan içinde Tacikistan muhtar sovyet cumhuriyetine) taksim etmeye karar vermiştir. Böylece Türkistan adı Sovyetler Birliğindeki coğrafi isimler arasından çıkarılmış oldu.

Türkistanı parçalamadan önce, terminoloji ve Türkistan’ın idaresi hakkında, Türkistanlılar ve Ruslar arasında bir çok tartışmalar olmuştur. Kominist olmalarına rağmen milli duygularından vazgeçemeyen Sovyetlerin Türkistanlı liderleri, Türkistan’ın idaresi ile ilgili bazı kararları, Moskova dışında kabul etmişlerdi. Mesela Türkistan Kominist Partisi Müslüman Bürosunun Şubat 1920’de yaptığı 3.konferansında, Türkistan-Türk Cumhuriyeti olarak değiştirilmelidir.’’ Şeklinde bir karar kabul edilmiştir (16). Bir başka deyişle Müslüman koministler, Türkistan’ın iç ve dış politikasında Moskova’dan bağımsızlık takip etmişlerdir. Buna karşı Moskova’dan,

‘’Türkistan’ı bağımsızlığı için mücadele bizim için bir yenilik değildir ve bunun sosyalizmle alakası yoktur’’(17) şeklinde cevap gelmiştir. Türkistanda müstakil bir Türk Cumhuriyeti kurulması konusunda Türkistanlı koministlerin istekleri, Rusyanın Türkistan cephesi komutanın karşı görüşü ile reddedildi. Lenin, 13 Haziran 1920’de, Rus kominist partisinin Türkistan Komisyonuna ‘’Türkistanun (etnografik ve diğer husularda) Özbekiye,Kırgıziye ve Türkmeniye şeklinde bölünmüş haritalarını hazırlamak, bu üç grubu birleştirmek veya ayırmak için gerekli şartları etraflıca açıklamak’’ görevini vermiştir. Türkistandaki Sovyet Rus liderleri, bir kısım Türkistanlı koministlerin de desteğini sağlayarak, Lenin’in talimatına göre Türkistanı bölme işlemini gerçkelştirdiler.

Diğer taraftan Sovyet rejimi, kendi menfaatlarına uygun olduğu zaman umum Türkistan terminolojisinden istifade etmekten kaçınmamıştır. Buhara ve Horezm devletleryile Sovyet Türkistanın iktisadi meselelerini bir merkez altına almak için Sovyetler 1922’de hiç çekinmeden umum Türkistan meselesini gündeme getirmişlerdir.

‘’Buhara,Horezm ve Türkistanın kültürel şartları ortaktır, üretim güçlerinin ortak özellikleri ve karşılıklı ilişkileri mevcuttur.

Umumi kültür,tarih ve sosyal şartlar zemininde meydana gelmiş olan bu cumhuriyetlerin demografik ve etnografik görünüşleri, Orta Asya’nın bu bilgilerinin maddi ve manevi kültürünün müşterek göstermektedir’’

Böylece Sovyetler Buhara ve Horezm Cumhuriyetlerini ortadan kaldırabilmek için ‘’Türkistanın kendi başına homojen bir dünya olduğunun unutulmaması gerektiğini söyliyebilmiştir.’’(18)

Gerçekte ise Sovyet rejimi 1920’den beri Türkistan’da Türk halkının varlığını inkar etmeye başlamıştı. Rus Kominist Partisi Türkistan Komisyonu başkanı Rodzutak, 1920’de Taşkent’te, Türkistan Türk Cumhuriyet, teşkil edilmesi kararı aleyhinde şu fikri bildirmektedir.

‘’Türk Cumhuriyeti’ni teşkil etme kararına razı değilim. Bu karar miliyetçiliğin tesiri altında kabul edilmiştir. Aslında Türkistan’da tek bir Türk halkı yoktur. Türkmenler,Kazaklar,Kırgızlar ve Özbekler vardır’’

Görüldüğü gibi, Sovyetler bir taraftan Türkistan milli birliğini sağlar gibi görünürken, diğer taraftan da bu birliği tarif eden Türkistan terminolojisi aleyhinde bulunmaktaydılar. Türkistanlı Sovyet tarihçisi ve hukukçusu Turar Rıskul başkanlığında bir grup, Türkistan birliği hakkındaki Sovyetlerin düşüncesini şu şekilde açıklamaktadır:

‘’Böyle bir plan, Marks ve Lenin’in milletler meselesindeki talimatına aykırı, Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm değirmenlerine su akıtıcı, Türkistan’ı Rusya aleyhine faaliyetlere sürükleyecek ve nihayet Türkistana Rusya’dan ayrılma yolunu gösterecektir’’ (19)

Sovyetler Türkistan terminolojisini kullanmamakla birlikte gerekli oldugu zaman bu tabiri istedikleri zaman rahatça kullanmaktadırlar. Bunu Lenin’in Türkistan’ın hudutlarıyla ilgili fikirlerinde de görmek mümkündür.

‘’Türkistan Ural,Turgay,Akmolla,Semipalantinsk,Fergana,Semerkant,Yedisu, Sir-Derya,Hazar Denizi Boyu,Hive ve Buhara vilayetlerinden ibarettir’’(20). Görülüyor ki Lenin,Sabık Bozkır ve Türkistan Genel Valilikleri ile Buhara ve Hive devletlerinin topraklarının tam manasıyla Türkistan olduğunu inkar etmiştir.

Sovyetler Birliğinin resmi makamları, 1924’den sonra Türkistan yerine Orta Asya ve Kazakistan terminolojisini kullanmaya başlamışlardır. Niçin Kazakistan Sovyet Cumhuriyetinin de Orta Asya’ya dahil edilmediği sorusuna cevap vermemektedirler. Hatta bazı Sovyet coğrafyacıları daha da ileri giderek Orta Asya dedikleri bölgenin,Merkezi Asya’nın bir kısmı olduğunu kabul etmektedirler . (20)

Hayatı boyunca Türkistan araştırmaları konusunda çalışmış ve çok kıymetli eserler ver miş olan Wilhelm Barthold Sovyetler Birliğinde ve dış memleketlerde çok tanınan bir şarkiyat çıdır. Barthold 1902 de, Türkistanın hudutla rını şu şekilde tarif etmektedir.

“Türkistan, Avrupa-Asya kıtasının Batı merkezi kısmında, büyük bir alanı kaplayan, eskiden beri Turan veyaTürkistandiye bilinen bir memleketdir. Bu ise Türklerin memleketi demektir. Ülke batıda Ural nehri ve Hazar De nizi, Doğuda Altay dağı, ve Çin hududu, Gü neyde İran ve Afganistan, Kuzeyde Tobol ile Tomsk vilayetleri arasında olup Avrupanın üç te biri kadar büyüklüktedir (22)

Barthold 1923 de Taşkent Üniversitesin de “Türkistan TarihF’konulu dersler vermiş tir. 1927 de ise Tüskistan Kültür Tarihi (İsto-riya kulturnoyjizn Turkestana) adlı eserini ya­yınlamıştır. Bu alim Türkistan sever olmakla birlikte Rus imparatorluğunun menfaatleri doğrultusunda çalışmaktaydı. Sovyet rejimi, bütün Dünyaca kabul görmüş bu bilim ada­mının fikirlerini, yani ispat edilmiş tarihi ha kikatleri bile kulak arkası etmektedir.

“Bir Türk devleti olan Türkiye-nin ilim adamlarının bir diğer Türk yurdunun ismini kullanma dan Orta Asya Türkleri termino lojisini kullanmaları acınacak bir durumdur”

İkinci Dünya savaşından sonra Batı Av rupa ve Birleşik Amerika Devletlerinde Türk-islam Terminolojisi yerine “Orta Asya, Mer kezi Asya” (Central Asia) terminolojisini kul­lanma fikri ileri sürüldü. Bu sahada, Londra-da kurulmuş olan “Orta Asya Araştırmaları Merkezi” (Central Asian Research Centre) li derlik rolünü üstlendi denilebilir. Bugün dün­yanın çeşitli ülkelerinde (Sovyetler Birliği dı şında), klasik olarak Türkistan meseleleri ile meşgul olan 40 dan fazla Orta Asya araştır-

ma enstitüsü, merkezi veya derneği mevcuttur. Fakat enteresan olan nokta bunların büyük bir kısmının çalışmalarında Türkistan sözünü kul lanmaktan kaçınmalarıdır.

Türkiyede de Türkistan terminolojisi ye rine Orta Asya veya Orta Asya Türkleri de­yimleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunun sebeplerini tam olarak bilmiyoruz. Türkistan terminolojisinin Tarih içerisinde gelişiminin gerçek anlamda araştırılmamış olması bir se bep olabilir. Diğer taraftan Barthold’un 1927 lerde İstanbul Üniversetisinde verdiği “Orta Asya Türkleri Tarihi” bu konuda etkili olmuş olabilir. Barthold’un 1927 de “Türkistan Kül tür Tarihi” Kitabını yayınladığı esnada, İstanbulda “Orta Asya Türkleri Tarihi” der sleri vermiş olması çok enteresandır.

Bu konuda o günkü Sovyet idaresinin tesiri olduğunu düşünmemiz yanlış olmayacak tır. Her ne olursa olsun, bir Türk devleti olan Türkiyenin ilim adamlarının bir diğer Türk yurdunun ismini kullanmadan Orta Asya Türkleri terminolojisini kullanmaları gerçek ten acınacak bir durumdur. Unesco’ya göre Orta Asya da bir çok değişik halk yaşamakta dır (Bkz. Dipnot 1 .).Çok iyi bilinmesi ve unu tulmaması gereken nokta şudur. Eğer Türkiyede Türkistan adının doğru kullanımı mümkün ol mazsa, bu deyimin Türklerin yaşadığı vatan anlamına geldiğini Dünya genelinde savunmak çok zorlaşacaktır.

Batı Avrupa ve Birleşik Amerikadaki mer kezlerin etkileriyle Şark ve İslam memleketle rinde de Türkistan yerine Orta Asya kelimesi ni kullanma alışkanlığı artmaktadır. Hatta yanlış öğreticilerin veya yayınların etkisinde ka lan bazı Türkistanlılar bile bu hatayı yapmak tadırlar. Dış ülkelerde Sovyetler hesabına ça lışan görevliler Türkistan sözünün kullanılma ması için teşviklerde bulunmaktadırlar. Hür Dünyadaki araştırmacılar ve merkezler Türk istan terminolojisinin bilimsel sahadan çıka­rarak, bilerek veya bilmeden Sovyetlerin amaç larına hizmet etmiş olmaktadırlar. 1978 yılı ka sım ayında, Münihteki Radyo Liberty’nin Türkistana yaptığı yayınların Türkistan ismi altında değil “Orta Asya ve Kazakistan” ter minolojisi ile yapılması şeklinde bir direktif ve rilmiştir. Böylece Atalarımızın “Devvuranı de ğirmenci de dövebilir” atasözü gerçeklik ka zanmaktadır. Yani Türkistanı Rus devleri vu rurken, Batı dünyasındaki ve hatta kendi kar deşlerimiz içerisindeki bilim adamları değirmenci misali dövmektedirler.

Orta Asya sözü yerine Türkistan denilme sinin çok önemli bir mesele olduğu söylendi ğinde bazı şahıslar “Biz batı dünyasına para lel giderek kendi menfaatlarımızı koruyabiliriz” demektedirler. Bu noktada unu tulmaması gereken şey Türkistanın bir spekü lasyon konusu olmadığıdır. Türkistan ismi me selesi bir milletin varlığı, adı, şerefi, gelecek teki kimliğini tayin etmek meselesidir. Bu se beple, bugün için milli davanın çok önemli bir parçasıdır.

Türkistan terminolojisi meselesinde Sov yetler Birliği’nin iki yüzlülüğü ve yeni bir oyunu şu şekilde kendini göstermektedir. Sovyetler kendi işgallerindeki Batı Türkis tan’a ısrarla Orta Asya dedikleri halde, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’ı Çinliler’-in tabiriyle, Sinkiang değil “Doğu Türkistan” şeklinde zikretmektedirler (22). Görüldüğü gibi Batı Türkistan’ı Orta Asya diye tarif etme eğilimi Batı dünyasında ve hatta bir kısım Doğu Türkistanlılar arasın da yayılmaktadır (23).

Araştırmacıların ve yazarların Türkistan yerine niçin Orta Asya (Central Asia) tabi rini kullandıkları sorusu tam olarak cevap landırılmamıştır. Belki Sovyetler Birliği araştırmaları yapan yazarlar Türkistan me selesini bilmedikleri için terminolojide kar-şılıklıklara yol açmaktadır. Prof. Alexand-re Bennigsen’e göre “Orta Asya” araştırma­cılarının çoğunluğu “Sovyet Mütehassısı” olarak tahsil görmüşlerdir. Bu sebeple bu araştırmacıların görüşleri Sovyetler’in de ğer ölçülerine göre olmaktadır (24).

Türkistan terminolojisinin kullanılmama sını sağlayan düşüncelerin altında siyasi se­bepler de bulunabilir. Sovyet Rusya’nın bu konudaki niyetleri ortadadır. Sovyetler dı­şında faaliyette bulunan bir çok ilim ada mının Türkistan sözünü kullanmak isteme yişleri ile Sovyetler’in görüşleri bir paralel lik göstermektedir. Bu araştırıcıların neden ısrarla Sovyetler’in gayelerine uygun bir şe kilde hareket ettikleri sorusunun cevabını burada veremiyoruz.

Nerede ve hangi mevkide olursa olsun, hangi düşüncelerle hareket ederse etsin, Türkistan sözünü kullanmamaya çalışan kimselere “Türkistan isminin kalıcı ve ya-şayıcı bir niteliğe sahip olduğu” hatırlatıl malıdır. Bunu aşağıdaki misallerden göre biliriz.

1- İki bin yıldan beri kullanılmakta olan bu vatanın ismini kısa bir süre içerisinde unutturmak mümkün değildir

2- Türkistan Terminolojisi Türkistan da günümüzde de yaşamaktadır. Türkistan Da ğı, Türkistan şehri. Türkistan: – Sibirya De miryolu (2.552 km uzunluğunda ve Tür kistan harbi bölgesi gibi misalleri sıralaya biliriz.

3- 20. asn başında teşkil edilen Türkistan milli teşkilatları ve hükümetleri (25) ile Türkistan’da ve dış ülkelerde yayınlanan dergi ve gazeteler Türkistan ismini taşımak­tadırlar (26).

4-1959 Temmuz’unda Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından kabul edilen “Esir Milletler Haftası” (Captive Nations Week) kanununda (Public law 86-90) Tür­kistan’ın ismi de zikredilmiştir. Bu sebep le her yılın 13 Aralık günü Amerika’da Or ta Asya günü olarak değil Türkistan Günü olarak kutlanmaktadır.

5- Kasım 1962’de Birleşmiş Milletler Teş kilatı ‘nın genel toplantısında İngiltere ve kili “Türkistan’daki Özbek devletinin Rus ya tarafından işgalinin 1876’da tamamlandığını” beyan etmiştir. Böylece Birleşmiş Milletler teşkilatında da bu termi noloji bahis konusu olmuştur (27).

Dünyanın bir çok ansiklopedilerinde (28) Türkistan maddesi tafsilatlı olarak tarif edil­miştir ki bunlar da Türkistan isminin yaşa ma kabiliyetini göstermektedir. Bunlardan “Encyclopedia Americana” (Cilt 27, s:246) “Türkistan Orta Asya’daki bir bölgedir” (Turkestan is a region of Central Asia) di yerek, bizim de söylediğimiz gibi Orta As ya değil Türkistan gerçeğini göstermekte dir.

Türkistan’ın kendine has özellikleri var dır. Tarihi, kültür, medeniyeti, dini, islam dininin tekamülündeki önemli rolü, zengin dili ve edebiyatı müziği, ananeleri, destan­ları, güzel sanatları, sporu, mimarisi, çeşitli yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, hayvancı­lığı, ziraati, ve Türk – müslüman insanla rıyla Türkistan çok zengin bir ülkedir. (29). Bunları daha önceki yazı ve makalelerimiz de göstermeye çalışmıştık.

Türkistan’da çok eski zamanlardan beri Türkler ve Türk kavimleri yaşamaktadır. Bu yazımızda, “Türkistan nedir?” sualini ce vaplandırmaya çalıştık. Bu konudaki mev cut karışıklıkları kısmen de olsa düzeltebilmişsek bu yazımız görevini fazlasıyla yap mış olacaktır.

Dr. Baymirza Hayit

Not: Büyük Türk düşünürü ve kumandan merhum Dr. Baymirza Hayit imzasını taşıyan makale, 1988 yılında yayımlanan TÜRKİSTAN Dergisinin 1. Yıl, 1. Sayısı’ndan alınmıştır.

Word dosyasına aktaran : Munise Meral Yassa


About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 234 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: