NATO’nun Afganistan’da ne işi var?


NATO’nun Afganistan’da ne işi var? NATO’nun bölgeye müdahalesinin arkasında yatan gerçek amaçlar ne? Bu makalede bu sorulara değinmek istiyorum. Afganistan’da ne olduğunu anlamak için NATO güçlerinin Şubat 1999’da Yugoslavya’ya yaptığı saldırıya geri dönmek gerekir.

Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı’nın çöküşünden sonra NATO var olma nedenini (raison d’être) yitirdi çünkü Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Doğu Avrupa tarafından işgale uğrama tehdidi artık ortadan kalkmıştı. Böylece NATO’nun iki seçeneği kalmıştı; ya kendini dağıtıp yok edecek ya da varlığını sürdürebilmek için yeni bir neden geliştirecekti. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri’ne NATO’yu emperyal çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden biçimlendirmesi için olanak sağladı. NATO’nun bir savunma organizasyonu olduğunu ve kuruluş belgesinin ancak üye ülkelerinden biri saldırıya uğradığında faaliyete geçebileceğini söylediğini hatırlamak çok önemli.

ABD’nin NATO’nun yapısını değiştirme stratejisinde ilk adımı etnik temizliği önlemek bahanesiyle Yugoslavya’ya saldırısı oldu. Şurası açık ki Yugoslavya bir NATO üyesi ülkeye saldırmamıştı ve NATO’dan bir tepki beklemiyordu. Kosova hakkında söyleyebileceğimiz şey uluslararası olarak Yugoslavya’nın içinde onun bir bölümü olarak tanındığı idi (ve hâlâ uluslararası olarak Sırbistan’ın bir parçası olarak tanınıyor) ve Yugoslavya’nın NATO’ya üye bir ülkeye saldırmadığı hâttâ tehdit bile etmediğidir.

90’larda Kosova krizinin başlangıcından beri apaçık olduğu ve 1999 Nisan’ında Washington’daki NATO’nun kuruluşunun 50. Yılı Kutlamaları’nda doğrulandığı gibi Birleşik Devletler’in o sırada Kosova’daki etnik temizliği önleme bahanesiyle Yugoslavya’ya saldırmasının arkasında yatan nedenlerden biri Avrupa devletlerine oldu bitti yaparak onlara NATO’nun üstleneceği dünyanın polisliği veya daha doğru bir ifadeyle Birleşik Devletler’in aşikâr çıkarlarını savunan kabadayı rolüyle bir saldırı örgütü olarak gelecekte yapacağı görevin bir örneğini sunmaktı. ABD’nin Yugoslavya ile bir savaşı kışkırtma ve sonra da orayı bombalama niyeti olduğu açıktı.

Bu amaca nasıl ulaşıldı? Amerika’nın hiçbir NATO üyesi ülkeye saldırmamış bağımsız bir devlet olan Yugoslavya’ya saldırma stratejisinde son adımlardan biri ona 23 Şubat 1999’da teklif ettiği Rambouillet Uzlaşması’dır. Bu uzlaşma metni Amerikalıların Kosova problemine barışçıl bir çözüm getirme niyetinde olmadıklarının ve Miloseviç’i kabul edemeyeceği bir duruma sokmak istediklerinin açık bir göstergesidir. O sırada İtalya Dışişleri Bakanı olan Lamberto Dini’nin sözleriyle Rambouillet Uzlaşması metni onu kabul edemesinler diye kasten “Sırpları aşağılayacak” şekilde hazırlanmıştı.

Burada Sırplara teklif edilen Rambouillet Uzlaşma metninin en kötü bazı noktalarını aktarıyorum, Ek B: Çokuluslu Askerî İcra Gücü’nün Durumu:

3. Taraflar NATO personelinin giriş ve ayrılış işlemlerinde hızlandırma sürecinin gerekliliğini tanıyacaklardır. Bu personel pasaport ve vize talimatlarından ve yabancılara uygulanan kayıt gerekliliklerinden muaf tutulacaklardır. Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne (YFC) tüm giriş ve çıkış noktalarında NATO personeline ulusal bir kimlik kartı gösterdiklerinde serbestçe girip çıkma izni verilecektir. YFC otoritelerinin isteği üzere göstermek için NATO personeli kimlik kartı taşıyabilir ancak operasyonlar, eğitim ve harekâtların bu çeşit isteklerle engellenmesi veya ertelenmesine izin verilmez.

6.a. NATO sivil, idarî veya cezaî tüm yasal işlemlerden muaf olacak.

b. NATO personeli tüm şartlar altında ve her zaman Siyasal Partilerden, YFC’de yapabilecekleri bir saldırıdan dolayı sivil, idarî, cezaî veya disipliner herhangi bir kovuşturmadan muaf olacak. Taraflar, operasyonlara katılan devletlerin hükümlerini kendi halkının üzerinde sağlanmasına yardım edecekler.

7. NATO personeli, YFC otoriteleri tarafından herhangi bir şekilde tutuklama, soruşturma veya gözaltına alınmaya tabi tutulamaz. Yanlışlıkla tutuklanan veya gözaltına alınan NATO personeli derhal NATO otoritelerine teslim edilecektir.

8. NATO personeli ortak hava ve deniz sahaları dahil tüm YFC çapında araçları, gemileri, uçakları ve tüm teçhizatlarıyla beraber serbestçe ve kısıtlanmadan geçiş ve bulunma hakkına sahip olacaklardır. Buna açık havada kurulan geçici ordugâh, manevra, kışla dışında askerî personele temin edilecek konaklama yeri ve destek, eğitim ve operasyonlar için gerekecek herhangi bir alan veya araç-gereç kullanımı da dahil olacak fakat bunlarla da sınırlı kalmayacaktır.

9. NATO, Operasyonlarına destek vermek üzere YFC bölgesine giriş, çıkış veya buradan transit geçiş sırasında personelinden, araçlarından, gemilerinden, uçaklarından, araç-gerecinden, malzemelerinden ve erzağından istenecek kayıtlı eşya formları veya diğer rutin gümrük belgeleri dahil gümrüklerden, vergilerden ve diğer ödemelerden ve incelemelerden ve gümrük talimatlarından muaf tutulacaktır.

15. Taraflar iletişim kanallarının kullanımının Operasyon için gerekli olduğunu kabul eder. NATO’nun kendi dahilî posta hizmetlerini kontrol etmesine izin verilecektir. Taraflar en basit bir talep ile Operasyon için gerekli olan ve NATO tarafından belirlenecek olan radyo yayınları dahil tüm telekomünikasyon hizmetlerini NATO emrine tahsis edeceklerdir. Buna iletişimini tüm kapasiteyle kullanmayı garanti etmek üzere bunu gerektiren tüm araç ve hizmetlerden yararlanma hakkına ve bu amaçla tüm elektromanyetik tayfı kullanma hakkına ücretsiz sahip olma dahildir. Bu hakkı kullanırken NATO YFC’deki ilgili tüm otoritelerin gereksinimlerini göz önünde bulunduracak ve bunun için işbirliğinde bulunmak üzere akla yatkın her türlü çabayı sarf edecektir.

17. Operasyonu ikna etmek için yapılan faaliyetler sırasında çıkabilecek herhangi bir hak iddiası sorunuyla NATO ve NATO personeli muhatap olmayacaktır; ancak NATO bu hak iddialarına karşı gönlünce karar verme temelinde davranacaktır.

21. NATO bu şartlar altında otoritesini yürütürken bireyleri gözaltına alma ve en kısa sürede bunları resmî otoritelere devretme hakkına sahip olacaktır.

Burada pek bilinmeyen uzlaşma metninin sadece birkaç maddesini aktardım. Diğerleri de aşağı yukarı aynı içerikte. Uzlaşma metninin tümü okumaya değer. Bunlar ABD birlikleri tarafından İtalya’da kullanılan ayrıcalıklardan yalnızca birkaçı (ABD hükümetiyle Irak’ta Maliki’nin kukla hükümeti arasında görüşülen yeni gizli anlaşma metinleriyse bunlardan daha da öte özellikler taşıyor). Rambouillet Uzlaşması’nın Yugoslavya’nın bağımsızlığına saldırı olduğu ve NATO’nun isteğinin Yugoslavya’nın tümünü ele geçirmek olduğu açıktır. Açıktır ki yukarıdaki şartlar bağımsız bir devlet için baştan aşağı kabul edilemezdir ve bu şartlar Miloseviç’in onları kabul etmemesi ve böylece Sırbistan’a bombardımanın başlayabilmesi için kasten hazırlanmış ve dayatılmıştır. Gerçekte de tam tamına bu olmuştur.

Yugoslavya’ya yapılan saldırının kesinlikle etnik temizlemeyi önleme gibi bir niyetinin olmadığı, bütün amacın ABD diktasını kabul etmeyen bir devleti cezalandırmak olduğu, ve NATO’nun yeni rolünün dayatılması için ciddî bir adım olduğu hakkında bu makaleyi çok uzatmamak için buraya aktaramadığım son derece bol delil vardır.

NATO’nun Yugoslavya’ya düzenlediği bombardımandan 78 gün önce Yugoslavya’ya 1999’da teklif edilen Rambouillet Uzlaşması ile Pakistanlı bir savunma analisti ve Institude of Strategic Studies’in, Islamabad – ISSI – (İslâmabad Stratejik Çalışmalar Enstitüsü) daha önceki başkanı Şirin Mazari’nin açıkladığı, ABD’nin şu sıralar Pakistan hükümetine yaptığı teklifler (The News, 8 Mart 2008) arasındaki korkunç benzerlikleri Pakistan’daki dikkatli okuyucular kaydetmiş olmalılar. Hiç kimse emin olamasa da o zamanki Müşerref hükümetinin ve şimdiki hükümetin Pakistan’ın bağımsızlığını inkâr eden bu teklifleri reddettiklerini umuyorum. Yeni “demokratik” idarenin Afganistan’daki NATO varlığına karşı çıktığı ve ABD’nin bölgedeki politikalarını eleştirdiği için ABD’nin bu yöndeki baskısına boyun eğip Bayan Mazari’nin ISSI’nin başkanlığından uzaklaştırılma talebini yerine getirip getirmediğini merak ediyorum.

Sırp Parlamentosu’nun bombardımanın başlamasından bir gün önce bir uzlaşma imzalamaya hazır olduğunu bildirmesine rağmen bunun göz ardı edildiğine de dikkati çekmek uygun olur. 78 günlük bombardımandan sonra Yugoslavya’nın Kosova’dan çekilmesini dayatan en son uzlaşmanın Rambouillet Uzlaşması’ndan elde edilecek olanın çok azını başardığı da önemli bir gerçek. Öyleyse daha azı da kabul edilebilir idiyse bombardımanın amacı neydi? O zaman da açıktı, şimdi de açık ki esas hedef daha geniş olan Doğu Akdeniz’e ve Orta Asya’dan gelen petrol yollarına hakim olabilme stratejisinin bir parçası olarak NATO’nun yapısını buna uygun olarak değiştirmekti.

NATO’nun rolünün ABD’nin dış politikasının saldırgan bir gücü olarak yeniden yapılandırılması hedefine Washington toplantısında ulaşıldı. Yeni NATO’nun doğuşu 24 Nisan 1999’da 19 devlet başkanı ve hükümeti tarafından aşağıdaki sözlerle onaylandı:

Yeni birlik ortak savunma konusunda daha büyük, daha muktedir ve daha esnek olacak ve krizlere yanıt verme operasyonları da dahil krizlerin yönetiminde aktif yer alma konusunda yeni görevler üstlenmeye muktedir olacaktır. (Washington Summit Communiqué, 24/4/1999).

Bu yeni doğmuş yaratık bir genetik mühendisliği operasyonunun meyvesidir: 4 Nisan 1949 Anlaşması’nın 5. Maddesine göre üye ülkelerin Kuzey Atlantik bölgesinde herhangi bir üye ülkeye yapılan saldırıya (silahlı güçler de kullanarak) yardım etmesini getiren bir birlikten, yeni “stratejik görüş” temelinde üye ülkelerin Birlik dışındaki bölgelerde de operasyonlar yönetmesini (Madde 5’e dahil olmayan operasyonlar) getiren bir birliğe dönüşmüştür. Bu vurgu pek çok kez belgede “Birliğin Stratejik Görüşü” olarak tekrar edilmiş ve Devlet Başkanları ve hükümetler tarafından 24 Nisan 1999’da onaylanmıştır. Örneğin 31. Madde’de şöyle denilmektedir:

NATO diğer kurumlarla işbirliği içinde çatışmaları önlemek için veya bir kriz ortaya çıktığında uluslararası kanunlar dahilinde ve gerektiğinde etkili bir şekilde Madde 5’e dahil olmayan krize yanıt operasyonları yönetme olasılığı çerçevesinde de bu krizin idaresinde rol alacaktır.(The Alliance’s Strategic Concept, 24/4/1999; Defence Capibilities Inıtiative, 24/4/1999).

Uluslararası kanunlara saygı incir yaprağını kaldırın ve işte size NATO’nun gerçek niyeti: Tüm dünyada keyfince operasyonlar yönetmek.

NATO’nun hedefleri hakkında herhangi bir şüpheyi ortadan kaldırmak için, Başkan Clinton 24 Nisan 1999’da yaptığı bir basın konferansında Kuzey Atlantik İttifakı hakkında şunları açıklığa kavuşturdu: Kuzey Atlantik İttifakı NATO’ya üye ülkelerin topraklarının ötesindeki bölgelerdeki çatışmalarla uygun koşullar altında karşılaşmaya hazır olduğunu yeniden doğrulamıştır. (Transcript: Clinton NATO’nun sınırları ötesine müdahale edebileceğini söylüyor, 24/4/1999).

NATO’nun müdahale etmeye hazır olduğu coğrafî alanın neresi olduğu sorusuna “Başkan bunun bir coğrafya sorunu olmadığını söyleyerek NATO’nun gücünü hangi mesafeye kadar kullanacağı hakkında bir belirleme yapmayı reddetti”. Başka bir deyişle NATO askerî gücünü sınırlarının ötesinde sadece Avrupa’da değil Ortadoğu, Afrika ve Hint Okyanusu gibi diğer bölgelerde de kullanma amacındadır. NATO kendisine dünyanın neresinde olursa olsun, çıkarlarının tehdit edildiğini hissettiği her yerde Birleşmiş Milletler’e danışmadan müdahale etme hakkı ihsan eylemiştir. NATO en büyük ve en tehlikeli dolandırıcı devlet olan ABD liderliğinde, dünya çapında barış için en vahim tehdidi oluşturur hale getirilmiştir. O günlerde Avrupa’da görülmeye değer en şaşırtıcı ve tiksindirici manzaralardan biri buradaki sözüm ona demokrasilerin yeni NATO’yu hiçbir Avrupa Parlamentosu’nda tartışmadan kabul etmeleriydi. Öyle görünüyordu ki (aslında ABD diktasına itaat anlamına gelen) NATO’ya sadakat ulusal bağımsızlığın ve demokrasinin tüm diğer kavramlarının üstüne konmuştu. O sıradaki İtalyan başbakanı ve eski komünist Massimo D’Alema İtalya’nın savaşa NATO’ya olan yükümlülüklerinden ve sadakatinden dolayı girmek zorunda kaldığını söylemişti. Belki de insanlığa karşı suç işlerken emirlere itaat etme prensibinin Nuremberg mahkemelerinde hafifletici sebep olarak kabul edilmediğini unutmuştur.

Şu sıralarda ABD’nin saldırgan emperyalist politikaları için Bush ve çetesini suçlama eğilimimiz varken, yukarıdaki tüm olayların sahte hayranlıkları üzerinde toplayan Clinton ve onun o sıralarda Irak’a uygulanan ambargo sonucu 500.000 çocuğun ölmesini Saddam’ı devirmeyi haklı çıkaran bir neden olarak gösteren açıklamasıyla ünlü dışişleri bakanı Madeleine Albright’ın yönetimi sırasında vuku bulduğunu hatırlamak yerinde olur. Tüm ABD başkanlarının bu tip politikalar yürüttüklerini unutma eğilimindeyiz. Çok açık olduğu üzere Bush ve çetesi de NATO’nun yeni rolünü tüm kalpleriyle kabul ettiler. Gerçekten de bu, Romanya’da yakın zamanda toplanan NATO devlet başkanları toplantısında Bush’un açıkça NATO’nun rolünün “küresel bir acil sevk gücü” olduğunu söylemesiyle de tekrar vurgulanmıştır. Bunlar dünyanın geleceği için uğursuzluğa işaret eden dehşet verici sözlerdir.

Tabiî ki Yugoslavya Rambouillet Uzlaşma metnindeki teklifleri kabul edemezdi ve etmedi de. Ve bu yüzden vahşîce bombardımana tutuldu. Sırbistan’ın bombalanması NATO’nun bölge dışı operasyonlarının meşrulaştırılarak onaylanmasıydı ve NATO’nun ABD’nin beslemesi olarak Afganistan’a müdahalesinin başlangıcıydı. NATO, ta başından beri Afganistan’da olmamalıydı ve pek çok Avrupa devletinin birliklerini ölmeleri için oraya göndermede isteksiz olduklarını görmek güzel. Afganistan’da olan olaylar çok trajik. Yüzlerce masum insan ABD ve NATO’nun ayırım gözetmeksizin yaptığı bombardımanlarda ve bunlara misilleme olarak Taliban’ın yaptığı ve diğer direniş bombardımanlarında ölmekte; fakat şurası açıktır ki Afganistan’daki savaşı NATO kaybedecek. Bu çok iyi olacak çünkü bunun NATO’nun soğuk savaş-sonrası dünyasındaki rolünü yeniden düşünmesine yol açacağını umuyorum ve belki eğer şanslıysak hâttâ gelecekte dağılabilir de. Afganistan’da bir NATO zaferi hem bölge hem de dünya için felâket getirecektir. Bu onun Bush’un belirttiği gibi küresel “acil sevk gücü birliği” rolü için cesaret bulmasına neden olacaktır. Nisan ayında Bükreş’teki NATO zirvesinde Bush NATO hakkında şunları söylemiştir: “O artık güçlerini tüm dünyaya göndererek milyonlar için özgürlük ve barış dolu bir gelecek oluşturulmasına yardım eden bir acil sevk birliğidir.” Yani, diğer bir deyişle, Güney’in diğer yoksul ülkelerini de beyaz adamın yeni sorumluluğu olan özgürlük ve barış getirme bahanesiyle işgal etmek ve onlara müdahale etmek için var. Irak ve Afganistan bu barış ve özgürlük denen şeyden yeteri kadar nasiplerini aldılar. Bu yüzden NATO Afganistan’da kaybetmek zorunda.

Oradaki tek çıkar yol Afganistan’dan yabancı birliklerin tümüyle çekilmesi ve Afgan güçleriyle anlaşarak bir sonuca varılmasıdır. NATO birliklerinin çekilmesinin orada kaos yaratacağı, daha fazla ölümlerin olacağı ve Afganistan’ın yeniden Taliban’ın eline geçeceğini söyleyenler vardır. Fakat gerçek, oradaki vahşetin başlıca nedenlerinden birinin orada bulunan yabancı birlikler olduğudur. Afganistan’da daha ne kadar kaos ve tahribat olabilir ki? ABD ve NATO’nun ilan ettiği hedeflerin hepsi boşa çıkmıştır. Orada demokrasi yoktur, Karzai bir ABD kuklasıdır, savaş ağaları iktidardadır, güvencesizlik seviyesi artmaktadır, bomba olarak arabaların kullanılması rutin hale gelmiştir. Oradaki diğer halklar gibi Peştunlar da topraklarının yabancılar tarafından işgal edilmesine asla tahammül göstermemektedirler ve bana göre Taliban’ın yabancı güçlerle savaşta Peştun halkının ulusal duyarlılığını harekete geçirdiği açıktır.

NATO’nun Afgan isyancıları bastırmada uğradığı yenilgi ardından ABD Pakistan’ı sınır bölgesinde Taliban ve El-Kaide için mülteci ve eğitim kampları kurmakla suçlamıştır. Fakat bunu daha önce de duyduk. Irak’taki âsîleri kontrol edemeyince Iraklı isyancıları eğittikleri ve onlara silah sağladıkları gerekçesiyle İran veya Suriye’yi suçlamışlardır. Fakat bu hikâye daha da eskidir. İyi hafızası olanlar, ABD’nin Vietnamlı devrimcileri yenemediğinde komşu Laos ve Kamboçya’da eğitim ve mülteci kampları olduğunu söylediğini hatırlayacaklardır. 1969 – 1973 arası Kamboçya’nın vahşîce bombalanması hâlâ hatırlardadır. Bu ABD’nin Vietnamlı yurtseverleri yenmesine yetmedi fakat savaş sırasında ölen 3 milyon Vietnamlıya ilâve olarak 100.000 Kamboçyalının ölmesine de neden oldu. Şimdi şüpheli olan “faaliyete geçilebilir istihbarat” üzerinden yüzlerce masumun öldüğü bir saldırılarla Veziristan’da Taliban ve El-Kaide’yi bombalıyorlar ve bu eğer göz yumma değilse bizim seçtiğimiz temsilcilerimizin tek bir protesto kelimesi bile sarf etmedikleri bir ortamda yapılıyor.

ABD baskısı sürdüğü halde İslâmabad’daki yeni hükümetin ele alacağını söylediği ilk görevlerden birinin Pakistan’ın ABD’nin “terörle savaşımına” katılmasının yeniden bir gözden geçirilmesi olduğunu söylemesi iyi bir işarettir. Bu daha şimdiden cephede ölüm ve tahribatlara yol açmış, orduda hayal kırıklığı yaratmış ve büyük şehirlerde intihar saldırılarına neden olmuş olan bir katılımdır. Ocak ayında ABD ile Müşerref hükümeti arasında yapılmış gizli anlaşmalara dair raporlar vardır. Bunlara göre Müşerref hükümeti Pakistan içinde ABD’ye yağmacı üsler sağlamış ve bu uçakların uçuş kurallarında değişiklikler yapmıştır ve pilotlar şimdi “somut” istihbarata dayalı hedefler yerine şüphelendikleri şeylere ateş açmaları konusunda yetkilendirilmişlerdir. Yeni seçilmiş hükümetin bu çeşit gizli anlaşmalar olup olmadığını bilip bilmediğini ve eğer varsa onları reddedip reddetmeyeceğini merak ediyoruz. Daha şimdiden CIA ve FBI Pakistan içinde özgürce hareket edebilmektedir ve Amerikalılar şimdi bizden ordu ve milisleri eğitme görünüşü altında ordularını kabul etmemizi istemektedirler. Pakistan ordusuna ayaklanma önleme eğitimi vermek istemektedirler. Bu kadar uğursuz olmasaydı ABD ordusunun Vietnam’daki gerillalarla yaptığı savaşlardaki ve şimdi Irak ve Afganistan’daki savaşlarındaki eşsiz yenilgisi göz önüne alındığında gerçekten de çok eğlenceli olabilirdi. Pakistan ordusuna hangi metotları öğretecekler? Kitlesel bombardıman ve Vietnam’ın en iyi geleneklerinin toplu cezalandırılması metotlarını mı?

Şimdiki hükümet bazı ürkek adımlar atıp kendisiyle “terörle savaşım” denilen şey arasına mesafe koysa ve Veziristan halkıyla haklı olarak görüşmeye başlamış olsa da bu girişim yeteri kadar ileri gitmedi. Bu hükümet ABD’ye Afganistan ve onun Pakistan cephesindeki politikalarının başarısızlıkla sonuçlandığını açıkça söylemelidir. Bu politikalar yalnızca ölüme, tahribata ve terörizmin yayılmasına yol açmıştır. Tek çıkar yol tüm yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesi ve ABD’nin Pakistan’a müdahaleye son vermesidir. Tüm bu güçler bölgeden çekildiğinde, yalnızca ve yalnızca o zaman, politik bir çözüme ulaşma olanağı olabilir. Çünkü ne Afganistan’ın problemlerine ne de Pakistan’da yükselmekte olan İslâmcı militanlık olayına askerî bir çözüm mümkündür. Peştun’lar açıkça mollaların ve militanların aleyhine oy kullanmışlardır fakat aynı zamanda Müşerref’in reddedilişi Pakistan halkının Pakistan ile ABD’nin bölgedeki tahripkâr politikalarının zorlanan evliliğini de reddettiği anlamına gelmektedir. Temiz bir boşanmanın zamanıdır.

Fahim Hüseyin: Pakistan, Lahor’da, Lahor İdarî Bilimler Üniversitesi’nde, Bilim ve Mühendislik Fakültesi’nde, Fizik konusunda öğretim görevlisi Profesördür.

Counterpunch’taki İngilizce orjinalinden çeviren : Hatice Aksoy
Sendika.org

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 232 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: